seen from Türkiye

seen from Spain
seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from Brazil
seen from Malaysia
seen from Canada

seen from United Kingdom
seen from Belarus

seen from Germany
seen from China

seen from United States
seen from China

seen from Syria
seen from China
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Türkiye
seen from China
EVRİM DENEN ŞEY
Kimileri evrime “evrim denen şey” diye yazdığım için beni eleştiriyor. Fakat “şey” tanımlamasını evrime yakıştıran gerçekte ben değilim. Ateist evrimciler.
Ateist evrimciler diyorum çünkü evrim ateizmin “ilkelden gelişkine doğru oluşum” inancını temel alır.
Aklı başında hiç bir Müslüman evrime gerçek demez. Gerçek diyorsa evrimin ne olduğunu bilmeden büyük bir gafletle böyle diyordur. Evrimin ne olduğunu bildiği halde gerçek diyorsa dinden çıkar.
Evrim Hz. Adem ve Hz. Havva’yı ret ve inkar edip de insanların fareden evrildiğini inananların dinindeki var edici güçtür.
Son dönemlerde evrimin rastlantıların değil de bir iradenin ürünü olduğu iddia edilmeye başlandı. Ateizmin bir din olduğu tescillendi.
Taraftarlarının gerçek olduğunu inandıkları saçmalıklar ölçü alınırsa bu, ateizmi insanlık tarihinin en ilkel, en pagan dini yapar.
****
Ateist evrimcilere araştırmaya soruşturma gerek görmeden canlıların var olmasını evrime kanıt kabul ederler. İtiraz ederseniz “ne yani evrimi kabul etmeyelim de yaratıldı mı diyelim” derler.
Yaratıldı demektense en saçma; en akıl, mantık, bilim dışı saçmalıkları bilimsel gerçekler kabul etmeye hazırdırlar. Ateizmi pagan bir din yapan işte budur.
Ateist-evrimcilere göre canlılardaki tüm değişimler evrimdir.
Onlar göre evrim; ihtiyaca göre değişebilen, uzayıp kısalabilen, renklerden renklere girebilen, ateizmin ilkelden gelişkine doğru oluşum inancına uyma kaydıyla her öngörüye açık sözüm ona bir gerçektir.(!)
Kırk ateist evrimciye evrim nedir diye sorsanız kırk farklı cevap alabilirsiniz.
Bu tanımlar birbirleriyle çelişebilir.
Birinin yanlış dediğini başkası doğru, birinin ak dediğini başkası kara diyebilir.
Örneğin ateist-evrimciler göre evrim uzun süreçlerin ürünüdür. Ama bir başkası rahatlıkla anlık evrim savunabilir.
Birisi; canlılar bu günkü yapılarını geleceğe aynen taşıyamaz. Geçmişte yaşamış canlılar bugün yaşayan canlılarının ara formatlarıdır der. Der ama yaşayan fosiller söz konusu olunca bunu inkar edebilir.
Kimi ateist evrimciler benzerlikler evrime kanıt der. Ballandıra, ballandıra benzerliklerden dem vururlar.
Aynı evrimci benzemezlikler söz konusu olunca benzemezlikler de evrime kanıttır demekte sakınca göremez.
Fenotip değişimlerin evrime kanıt olmadığı bilimsel olarak ortaya konulalı yaklaşık seksen sene oldu. Hala ve hala fenotip değişimler evrime kanıt diye gösteriliyor.
Bu örnekler pek çoktur.
Evrim isteyenin istediği gibi anlamlandırdığı istediği kalıba soktuğu, keyfine göre yorumladığı, suiistimal ettiği tam bir anlam karmaşması içindedir.
Evrimi “evrim denen şey” yapan işte bu mantıktır. Yani ateistler..
Bir daha hatırlatalım.
Günümüzde genetik mutasyonları temel alan sentetik teori geçerlidir.
Evrime kanıt gösterilecekse bu genetik mutasyon temelli olmalıdır.
Kutuplarda beyaz ayıların olmasını evrime kanıt zannedenlere duyurulur.
Evrimin doğru tanımı şöyledir.
Rastlantılarla oluştuğu varsayılan bir canlı hücresinin zaman içinde ve rastlantılarla değişip, gelişerek; türlerden türlere geçtiği, bu yolla içlerinde bitkilerin, böceklerin, hayvanların bulunduğu yaşam dünyasını oluşturduğu iddiasıdır.
Değişerek gelişim genotip olmalı; diğer nesiller aktarılmalı, nesiller boyu biriktirilmeli, zaman içinde yeni türe göre örgütlenmelidir.
Çevreye uyum dahil her türlü fenotip değişim evrime kanıt olmaz.
CANLI HÜCRELERİ VE MUTASYONLAR Evrim teorisi ilk canlı hücrelerinin rastlantılarla oluştuğunu varsayar ama yaşam dünyasındaki hücrelerin (prokaryot-ökaryot hücrelerin) birbirlerinden derin, geniş ve büyük farklılıklar göstermesi bu teoriyi en baştan çıkmazlara sokar, derin kuyulara iter. Ayrıca yaşamın temeli olan bu İki hücre tipi arasında evrimin en belirgin kanıtlarından sayılan benzeşimler hiç yoktur.
Evrim teorisi savunucuları teoriyi bu derin kuyulardan ilk canlıların ilkel-yarı ilkel-gelişkin olmak üzere kademeli evrimi ile açıklayıp kurtarmaya çalışırlarsa da bu açıklama sorunun cevabı olmadığı gibi ilkel-yarı ilkel-gelişkin canlının ne olduğu sorusunu gündeme getirir. Bilindiği gibi en basit (ilkel) bir canlının her şeyden önce beslenme-üreme ve korunma mekanizmalarını eksiksiz ve işlevli sahip olması gerekir. Her özellikte basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğindedir. Bunlardan herhangi birini işlevli olarak sahip olmayan olgular canlı olarak tanımlanamazlar. Bu nedenle canlıların ilkeli, yarı ilkeli, azı çoğu olmaz. Yaşamın temeli olan iki canlı hücresi arasındaki farklılıklar öylesine geniş, derin ve büyüktür ki bu hücrelerin birbirlerinden evrimleştiğini iddia etmek akıl, mantık ve bilim dışıdır.
Darwin, teorisini ortaya atarken, ne aynı tür içindeki çeşitliliğin nedenini, ne de kendi iddialarından biri olan bir türün başka bir türe değiştiği varsayımının mantığını açıklayamamış, herhangi bir bilimsel kanıtta gösterememişti. Kanıt olarak gösterdikleri ise Lamarck’ın öngörüleri gibi kendi devrinde dahi yanlışlığı gösterilmiş varsayımlarla, sahtekârlık olduğu bizzat sahibi tarafından da itiraf edilecek olan Haeckel çizimleriydi. Bir bakıma teori yanlış ve sahte kanıtlar üzerine bina edilmişti. Teorinin en güçlü delillerinden biri olabilecek olan ara format fosillerinin bulunamaması ise bu soruna tuz biber ekmekteydi. Darwin bu büyük sorunu fosil kayıtlarının yetersizliğine bağlayarak ileride bulunacağını umut ettiğini belirtmekle yetinmek zorunda kalmıştır. Bir bakıma Darwin teorisine kanıt bulabilmek için çırpınmış fakat yinede yeterli kanıt bulup gösterememiştir. Bunun nedeni de canlılık konusunda ne devrindeki bilim insanlarının, ne de kendisinin yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır diyebiliriz. Fakat Türlerin Kökeni yayınlandıktan yüz sene kadar sonra canlılık konusunda baş döndürücü, şaşırtıcı, bir o kadarda ilginç bilgilere ulaşılmıştır. Şüphesiz ki bunların başında DNA molekülün keşfi gelir. (Dna'nın keşif sürecine bakınız) Darwin yaşadığı devirde sahip olduğu kısıtlı imkânlar ile değişik hayvanları incelemiş, yapısal benzerliklerinden yola çıkarak herhangi bir bilimsel kanıta dayanmayan, tamamen hayal mahsulü çıkarımlar yaparak teorisini kurgulamıştı. Şüphesiz ki bu teorinin kurgulanmasında yine bilimsel kanıtlara dayanmayan; kısmen mantık yürütmelerine, kısmen hayal ürünü, kısmen de sahtekârlık olarak nitelenebilecek bilimsel zannettiği gelişmelerden etkilenmiş, bunları teorisine kanıt ve temel olarak almıştır. Şüphesiz ki Darwin’in en büyük yanılgılarından birisi, belki de en büyüğü bir canlı hücresini gerektiğinden fazla basite indirgemiş olmasıdır. Bu gün hayranlık ve şaşkınlıkla incelediğimiz her gün bir başka sırrını çözmek için çabalar sarf ettiğimiz hücrenin o muhteşem yapısından haberi yoktu. Ona göre bir canlı hücresi bir kimyasal maddeler yığınıydı. O kimyasal maddelerin aralarındaki tepkimeleri sonucunda canlılık fonksiyonları oluşmaktaydı. Hele bir canlı yapısının tüm detayları canlı hücre çekirdeklerindeki bir molekülde şifreler halinde yazılmış olduğu aklının ucundan bile geçirmiyordu. Hâlbuki aynı devirde yaşadığı Mendel’in kalıtım ile ilgili çalışmalarında türlerde değişmeyen bir ana ilke (faktör) olarak tarif edilen DNA ile ilgili ipuçları vardı. Mendel’in çalışmalarına bir parça değer verse, bir parça yakından incelese o büyük hataya düşmeyebilirdi. DNA molekülünün ve içeriğinin keşfinin ilk anları evrim teorisinde güçlü depremlere neden olmuştur denilebilir.
Fakat evrim teorisi savunucuları en olumsuz kanıtlardan lehlerine deliller çıkarabilen kurnaz avukatlar gibi yeni buluşlardan teorileri lehine çıkarımla yapmayı çok iyi bilirler ve bu işi çok iyi becerirler. Bu nedenle evrim teorisi savunucuları gerçekte teorilerinin yıkımına neden olacak DNA gerçeğini teorilerinin lehine kullanmışlar, mutasyonlar adını verdikleri bir başka evrim mekanizmasını DNA ve şifreleri üzerine kurgulamışlardır. Evrim teorisi taraftarlarına göre DNA şifreleri evrimin yadsınamaz kanıtlarından biridir. Gerçekte mutasyonlar evrim teorisinin ortaya atıldığı ilk dönemlerden beri dış etkenler ismiyle vardır. Mutasyonları dış etkenlerin canlı gen şifrelerine olan etkileri olarak tanımlayabiliriz. DNA bir fermuar yapısında S, G, A, U harfleriyle belirtilen dört çeşit nükleikasitin yan yana bulunmasıyla ortaya konulmuş bir şifre sistemidir. Nükleikasit dizimleri hücrelerin birleşerek oluşturduğu canlının bir özelliğini belirler. Evrim teorisine göre llkel canlıların!! yapı basitliklerinden ötürü yapısal bilgileri içeren şifrelerde azdı. Yine evrim teorisi savunucularına göre ilk şifreler sadece 10-15 baz (dört farklı nükleikasitin yan yana gelerek oluşturduğu şifre dizimleri) uzunluğundaydı ve bir daire şeklindeydi. Fakat canlı zaman içinde evrimleşip! geliştikçe şifre dizimleri (bazları) çoğaldı dolaysıyla uzunlukları fazlalaştı. Bunun sonucunda da sarmal yapıdaki DNA molekülü oluştu. Görüleceği gibi iddia canlıların evrimleşip geliştikçe bazların (nükleikasit dizimlerinin) çoğalması üzerine kuruludur. Buna göre dış etkenler zaman içinde DNA molekülünde bulunan bilgileri yararlıların seçilip biriktirllmesi yöntemiyle çoğaltıp zenginleştirmiş, bu zenginliğe uyumlu olarak canlılar gelişip evrimleşmiştir. Fakat mutasyonlar bunun tam tersi yorumunu ifade eder. Nedeni ise canlılarda faydalı ve yararlıları seçme yerine, kötü ve zararlılardan korunma mekanizmalarının olmasıdır. Hiç bir bir canlı dış etkenlerin içinden iyi ve yararlıları seçmez. Sadece korunma-savunma-bağışıklık ve çevreye uyum mekanizmalaryla zararlılardan korunmaya çalışır. Mekanizma buna uygun organize edilmiştir.
Mutasyonlar veÇeşitlenmeler
Mutasyon kavramı DNA molekülünün keşfinden sonra bu buluşu teoriye uydurmaya, uyumlu hale getirmeye çalışan Neo Darwizmle bilim dünyasına girmiştir. Mutasyonları dış etkenlerin DNA Moleküllerinde dolaysıyla canlılarda yaptıkları değişimler olarak tarif edebiliriz. Evrim teorisi taraftarları bu değişimlerden kimilerinin evrim yönünde olduğunu, faydalıların zaman içinde seçilip biriktirilerek diğer nesillere aktarıldığı, bu yolla daha farklı, gelişkin ve güçlü canlı türlerinin ortaya çıktığını, doğal seleksiyon yoluyla güçlülerin zayıfları (evrimleşemeyenleri) elemine ettiğini bu yolla evrimin gerçekleştiğini iddia ederlerse de herhangi bir kanıt gösteremezler. Bu iddialı varsayımın önünde rastlantılarla oluşmuş bilinçsiz canlıların mutasyonların içinden faydalı olanları nasıl seçtiği, biriktirip diğer nesillere nasıl aktardığı gibi yanıtlanması mümkün olmayan engeller vardır. Ayrıca mutasyonlar içinden faydalıların seçilip biriktirilmesi ve gelecek nesillere aktarımı varsayımı; deneme ve yanılma yoluyla doğruların seçilebilmesi için en baştan amacın bilinmesi ve bir iradenin gerekliliği ilkesine ters olduğu gibi maddenin bilgi üretemeyeceği gerçeğine de aykırıdır. Tersinim teorisinin bu konudaki görüşü basit ve objektiftir. Kısaca dış etkenlerin canlılar üzerinde meydana getirdikleri değişimler olarak tarif edebileceğimiz mutasyonların yararlanma mekanizmalarına sahip olmayan canlılarda zararlı olduğu, yapılarını bozduğu, tersinime neden olduğudur. Bu varsayım termodinamiğin ikinci kanunu, yapmanın zor bozmanın kolay olduğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleriyle de uyumludur, hiç biriyle çelişmez. Burada kimi canlıların var edilişlerindeki ilk anlardan beri bazı mutasyonlardan yararlanma mekanizmalarına eksiksiz sahip olduklarını dikkat çekmek isteriz. Kimi canlılar mutasyonlardan klorofil, D vitamini sentezleme gibi her biri basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünselliğinde olan ve var edilişlerinde eksiksiz ve mükemmel olarak bulunması gereken meziyetlerini kullanarak faydalanabilirler. Eğer canlılar faydalanma mekanizmalarına eksiksiz sahip değillerse mutasyonlardan faydalanmak bir yana sadece zarar göreceklerdir. Bu durum termodinamiğin ikinci kanunu ve bozmanın kolay, yapmanın zor olduğu ilkesinin doğal sonucudur. Sonuç olarak şunları rahatlıkla söyleyebiliriz. Faydalanma mekanizmaları olan canlılar bu mekanizmaların izin verdiği ölçüde mutasyonlardan faydalanabilirler. Bunun dışındakiler zararlıdır. Bu durum tersinimin ana nedenidir. = = = Evrim mantığına göre mutasyonlar sonucu oluşan değişimlerin faydalıları seçilip biriktirilerek gelecek nesillere aktarılması varsayımı değişimlerin faydalı ya da zararlı olarak seçilebilmesi için bir iradenin gerekliliği göz önüne alınırsa en baştan batkına uğrar. Değişimlerin seçilememesi ise faydalılarla birlikte zararlılarında gelecek nesillere aktarımı demektir ki bu da evrim mantığına ters düşer. Varyasyonlar (çeşitlenmeler) evrim teorisi taraftarlarınca evrimin en güçlü delillerinden biri olarak gösterilir. Bunun nedeni de canlılardaki çeşitlenmelerin gerçek kaynağının o dönemlerde bilinmemesidir. DNA molekülünün keşfi bu konuyu nispeten aydınlatmıştır. Çeşitlenmenin ana nedeninin aynı türden olsalar dahi canlıların birebir benzememeleri olduğunu artık biliyoruz. Tür bireyleri arasında bulunması doğal olan ayrıntı farklılıkları gelecek nesillere anne ve baba genlerinin kombinasyonu şeklinde intikal eder. Anne ve baba genleri arasındaki farklılıklar ne kadar çoksa kombinasyon çeşitliliği o kadar çoğalır. Benzerliklerin çokluğu ise benzerliklerin gelecek nesillerde daha da güçlenip daha belirgin olarak geçişinin ana nedenidir. Bu ise allopatrik çeşitlenme dediğimiz doğal olayı meydana getirir. Varyasyonel değişimler ayrıntı farklılıklarının bileşkesidir. Ana şablonları değiştirmezler. Değişim gen havuzu sınırları içinde kaldığından türlerden türlere geçiş değildir. Bu nedenle de evrime kanıt olamazlar.
\�`�r�}h
Simpatrik yalıtım ne imiş?
Üreme işlevlerinde Yalıtım (Simpatrik Yalıtım)
Yalıtımın en önemli faktörlerinden biri de, genellikle belirli bir süre coğrafik yalıtımın etkisi altında kalan populasyonlardaki bireylerin üreme davranışlarında ortaya çıkan değişikliklerdir.
Bu farklılaşmaların oluşumunda da mutasyonlar ve doğal seçilim etkilidir.
Yalnız, üreme işlevlerindeki yalıtımın, coğrafik yalıtımdan farkı, ilke olarak, farklılaşmanın sadece üreme işlevlerinde olması, kalıtsal yapıyı tümüyle kapsamamasıdır.
Deneysel olarak döllendirildiklerinde yavru meydana getirebilirler. Çünkü kalıtsal yapı tümüyle farklılaşmamıştır.
Coğrafik yalıtım ise hem kalıtsal yapının hem davranışların farklılaşmasını hem de üreme işlevlerinin yalıtımını kapsar.
Cevap:
Dar alanda çeşitlenme sonucu oluşan popülasyonlarda kendilerine özel davranışlar da gelişir. Yazarımızın bahsettiği canlılarda sadece sosyolojik ve psikolojik farklılıklar vardır, biyolojik farklılıklar yoktur.
Kısa denebilecek bir uyum sürecinden sonra normal ilişkiye rahatlıkla geçebilirler. Olayın mutasyonlarla, evrimle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Konu evrimcilere özel bir basitleri karmaşıklaştırma operasyonudur.
= = = = =