CANLILIK NASIL OLUŞUVERMİŞ?
Dünyamızda binlerce tür milyonlarca çeşit canlı yaşıyor ve her tür kendine özeldir. Evrim bütün bu canlıların rastlantılarla oluşmuş ilkel bir canlı hücresinden meydana geldiğini savunur.
https://kozmopolitaydinlar.wordpress.com/2012/10/14/evrenden-hucreye/
Dünya yaklaşık olarak 4,5 milyar yıl önce yıldızlararası toz bulutlarından oluşmuştur. İlk zamanlarda dünya çok sıcaktır soğumaya başlamasıyla birlikte yanardağların püskürttüğü gazlar sayesinde Atmosfer, Denizler ve canlılık oluşmuştur.
Yanardağlardan çıkan gazların büyük bir çoğunluğu su baharı geri kalanı ise azot, karbondioksit, metan ve amonyak oluşturuyordu.
Yanardağlardan çıkan su buharı yerkabuğunun ısısından dolayı yere düşmeden buharlaşıyordu. Bu olay yer kabuğu soğuyuncaya kadar sürdü. O zamanlar dünyaya bakılırsa bir sis tabakası görülür.
Su buharı yağmur olup yeryüzüne indiğinde ise denizler, göller vs. oluştu. Suyun altında kalan yanardağlardan çıkan metan, karbondioksit, amonyak gibi moleküllerin birleşmesiyle amino asitler ardından proteinler ve nihayet tek hücreli kuaservatlar oluşmuştur. (3.5 milyar yıllık bir serüven sonucunda biz oluştuk)
Bilimsel çalışmalar bize gösteriyor ki her şey “Doğanın Diyalektiği”ne uygun bir şekilde olmuştur. Bunun için “akıllı tasarım”a ihtiyacımız yok.
Mitler, özel güçler hep sınıflı toplum yapısının ürünleridir. Çünkü bu şekilde bir avuç azınlık çoğunluğu yönetebilir.
Yani üst yapı(din, idealist felsefe, sanat, hukuk) çoğunluğa bunun bir kader olduğunu eğer bu dünyada “iyi” olurlarsa öbür dünyada bütün güzelliklere sahip olunacağı empoze eder.
Buna karşı çıkanlar ise zindanlarda çürütülmeye çalışılır. Bunun içindir ki bir mistik güce inanıp inanmak sorunu yalnız basit bir sorun değil bir toplumsal bozukluğu kabul etmektir. Bilimi prangalardan kurtaralım doğayla barışık paylaşımcı bir dünya kuralım.
Ya! Ya! ya! Ateist felsefe temellerine uygun olarak her şey nasılda tıkır tıkır oluşuvermiş
Sayın yazar ilk oluşanların içinde azot, karbondioksit, metan ve amonyak unutmamış da nedense OKSİJENİ unutuvermiş.
Unutuvermiş çünkü işine öyle geliyor. Yok deyince yok olacağını zannediyor.
Nedeni ise oksijenin bulunduğu yerlerde canlılığın temel taşı olan aminoasitlerin varlıklarını SÜRDÜREMEMESİ.
Eğer ilkel canlı oluştu iddiasına bulunulmak istenirse oksijenin olmaması gerek.
Onlara göre bir canlı hücresi içinde üç beş aminoasit bulunan minik bir su kabarcığıdır.
Canlı hücreleri insanlığın tarihinde gördüğü en kompleks yapılardır.
Yukarıdaki yazı bilimsel bir görüş bildirme yerine dinlere olan kin ve nefreti kusma amaçlı olmalıdır.
Bu tür anlamsız çıkışları çok gördük ama bu yazı kadar cahilce olanını görmemiştik.
Eğer ateizm bunlar tarafından savunuluyorsa işi bitiktir.
Ateizmin bilimin öngördükleri yerine kimi peşin fikirli ön kabulleri temel aldığı açıktır. Bu da ateizmi bilim dışına iter.
Fakat biz herhangi bir taassuba kapılmadan gerçek bilimin öngördüğü tam bir tarafsızlıkla ateizmin temellerini irdeleyip gerçekleri arayabiliriz.
Yazarımızın yaptığının tersine bilimsel bulguların işimize gelen taraflarını görüp işimize gelmeyen taraflarını görmezlikten gelmeyeceğiz.
Gerçek ne ise tam bir tarafsızlıkla tümünü değerlendireceğiz.
Ateizmin herhangi bir kanıta dayanmadığı halde bir Yaratıcı iradenin olmadığı görüşünü temel aldığını daha önce yazmıştık.
Bir Yaratıcı irade var mıdır yoksa iddia edildiği gibi yok mudur?
Eğer Yaratıcı bir irade var ise VARLIĞI varoluşun (evrenin) dışında olmalıdır.
Biz sadece evren içi varlıkları ve olayları (o da kısmen) algılayabiliriz. Evren dışını algılama imkanımız yoktur. Eğer bir Yaratıcı var ise Onu varlık olarak algılamamız mümkün olmaz.
Zatını algılayamamamız inkar etmemizi gerektirmez.
Algılayamıyoruz o halde yoktur dersek bilgisizliğimizi, acizliğimizi kanıt olarak kullanmış oluruz.
Eğer bir Yaratıcı varsa tüm evren Onun eseri olmalıdır.
Bu da evrenimizin bir eser olup olmadığı sorusunu gündeme getirir.
Konuyu en baştan çözümleyerek götürmek istersek her şeyden önce evren dışı Varlığın varlığını kanıtlarıyla göstermemiz gerekir.
Algılayamadığımız bir Varlığın algılayabileceğimiz kanıtları olur mu?
Eğer aklımızı, mantığımızı ve onların ürünü olan pozitif bilimin ortaya koyduğu gerçekleri doğru kullanıp yorumlarsak bu soruyu rahatlıkla cevaplandırabiliriz.
Bu sorunun cevabı pozitif bilimin temellerinden olan maddenin korunumu ve termodinamiğin birinci kanunlarında gizlidir.
Evrenimizin yaklaşık on dört milyar yıl önce bir enerji zerresinden var olduğu inkar edilemeyecek şekilde kanıtlanmıştır.
Eğer evrenimiz bir enerji zerresinden var olmuş ise yoktan var olamayacağından bir kökeninin, kaynağının olması gerekir. Bu da bizi BİR BÜYÜK BÜTÜNÜN varlığına götürür. (Daha geniş bilgi için maddenin sakımı kanunu bizleri bir Büyük Bütünün varlığına götürür isimli makalemize bakınız. maddeveevren.tumblr.com tersinimevreni.tumblr.com)
Diğer ifade ile evrenimiz Büyük Bütünün minik zerresinin kütle kazanması sonucu oluşmuş olmalıdır.
Diğer ifade ile evrenimiz ve içindekiler büyük bütünün varlığının kanıtlarıdır.
Büyük Bütün evrenimizi ve diğerlerini sarıp sarmaladığı gibi kütlesiz olduğundan sonsuzdur, bu nedenle ezelden gelip ebede gider.
Büyük Bütün iddia edildiği gibi Yaratıcı olup evreni var etmiş ise bilgi, irade, güç gibi kimi sıfatlara da sahip olması gerektiği açıktır.
Bu sıfatlara sahip olmayan bir varlığın evreni var etmesi düşünülemez.
Biz Yaratıcının zatını gözlemleyemeyiz ama pekala sıfatlarının izlerini eserlerinde yani kendi varlığımızda bulabiliriz. Bu izlerde Onun varlığının ve sıfatlarının şüphe götürmez kanıtları olur.
Ateist felsefe evrenin kaynağı konusunda içinden çıkamadığı bir kısır döngünün içine düştüğünü bu ara hatırlatalım
Evren, bilinçli olarak ortaya konulmuş düzen ve sistemler eserler bütünlüğü müdür yoksa rastlantılarla oluşmuş karmaşalar yığını mı?
Ateist felsefe temellerine uygun olarak evrenin bir karmaşalar yığını olduğunu savunur.Savunur ama bu konuda ortaya koyabileceği herhangi bir kanıt yoktur.
Fakat biz konuyu gerçek bilime uygun yol ve yöntemlerle sorgulayıp irdeleyebilir, rahatlıkla bir takım sonuçlara ulaşabiliriz.
Bu sonuçların kimi felsefelere, inançlara, inançsızlıklara ters gelmesi ya da örtüşmesi bizleri ilgilendirmez.
Önce düzen ve sistem sahibi yapıların ne olduğunu ve özelliklerini tanımlamaya çalışalım.
Karmaşayı kanunsuzluk, kuralsızlık, ilkesizlik, amaçsızlık, bilinçsizlik, bilgisizlik.. olarak tanımlarsak düzen ve sistem sahibi olma bunun tam karşıtıdır.
Diğer ifade ile düzen ve sistem sahibi yapılarda amaç ve bu amaca uygun kanun, kural ve ilkeler bulunur.
Bu tanımlamayı geliştirip açarsak düzen ve sistem sahibi yapılar irade – nitelikli bilgi – nitelikli madde – nitelikli güç ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oldukları ortaya çıkar.
Düzen ve sistem sahibi yapılar ani denebilecek kısa süreçlerde oluşmazlar.
Bu tür yapıları bozmak kolay, oluşturmak zordur.
Nitekim bu sonuç termodinamiğin ikinci kanunuyla birebir örtüşür.
Evrende nice milyar yıllardan beri değişmeyen kanun, kural ve ilkelerin olması bir düzen ve sistemler bütünlüğü olduğunu açık ve net şekilde kanıtlar.
Ateistler bu sonuca; “evren düzen ve sistemler bütünlüğüne ben-zer bir yapıdadır ve bu doğrudur ama zaman öylesine uzun, rastlantıların oluşturduğu çeşitlilikler öylesine çoktur ki imkansızları imkanlı, olmazları olur yapabilir.
Evren bu şeklini bu uzun süreç içinde rastlantılarla almış sonrada yapısını korumuştur” gibi zayıf bir varsayımla karşı çıkarlar.
Eğer ateizmin ısrarla savunduğu durağan evren modeli doğru olsa evrenimiz ezelden gelip ebede gitseydi bu varsayımın doğruluğu tartışılabilirdi.
Fakat evrenin dolaysıyla zamanın bir başlangıcının olması ve bunun olmazı olur imkansızları imkanlı yapacak kadar uzun olmaması bu varsayımı temelinden yıkar.
Evrenimizin yaşı olan on dört milyar yıl hayli uzun bir süreç gibi görünürse de sonsuz zaman kavramı yanında bir an bile olmadığı açıktır.
Ateizm taraftarları evrende açıkça gözlenen ve kanıtlanan düzen ve sistemleri inkar ederek felsefelerini bu çıkmazdan kurtarmaya çalışırlar. Çalışırlar ama konusunda ortaya koydukları varsayımlar hiç de ikna edici değildir.
Evrenin bir düzen ve sistemler bütünlüğü olduğu konusunda yüzlerce kanıt vardır.
Nitekim bunu evrenin bir parçası olan güneş sisteminde açık ve net şekilde gözlemliyoruz.
Temel konumuz olan evrim hipotezine geçmeden önce varoluşun başlangıcı konusunda ateist görüşün ne olduğu ve bu görüşe itirazlarımızı gündeme getirelim.
Ateist görüş varoluş başlangıcının şu şekilde olduğunu kabul eder.
1)-Evrenin genişlediği konusunda pek çok kanıt vardır. Evren genişliyorsa başlangıç kütlesiz bir enerji zerresi ve bu zerrenin patlaması sonucudur.
2)-Patlamanın ardındaki ilk dakikalarda atom altı parçacıklar oluşmuştur.
3)-Atom içi parçacıklar aralarında organize olarak en basit element olan hidrojen ortaya çıkmıştır.
4)-Hidrojen gazı gruplar halinde bir araya gelmiş, atomları birbirleriyle birleşip helyum gazı oluşturarak füzyonu başlatmıştır.
5)-Yıldızlar füzyon nedeniyle ısı ve ışık saçmakta çekirdeklerindeki nükleer fırınlarda periyodik sıraya uygun olarak ağır elementler oluşmakta bunlarda süpernova patlamalarıyla evrenin dört bir yanına dağılmaktadır.
Görüleceği gibi senaryo olabilirliği, mantıksal çıkarımlara uygunluğu düşünülmeden ateist felsefenin ilkelden karmaşığa doğru oluşum mantığı temel alınarak ortaya konulmuştur.
Yukarıdaki senaryoya bir kaç yönden itirazımız vardır.
1)-Sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle içine çöküp enerjiye dönüşmüş bir kütlesiz zerre nasıl, neden ve niçin patlar? Kütlesizliğin patlaması nasıl bir şeydir?
2)-Atom içi parçacıklarını oluşturan parçacıklar (+) ve (-) elektrik yüklüdür. Bu parçacıkların bir karmaşalar yığınında (atom ve moleküllerin henüz oluşmadı dönem) varlıklarını koruyup atom altı parçacıklarını oluşturmaları imkansızdır.
Bu tür parçacıklar ancak düzen ve sistem sahibi yapılarda varlıklarını koruyabilirler. (Ayrıntılı bilgi için maddeveevren.tumblr.com isimli yazı dizimize bakınız)
3)-Hidrojen atom ve molekülü basit ve ilkel gibi görünür ama atom içi parçacıkların parçacıkları (kuarklar, müonlar vb.) dikkate alındığında hiç de basit ve ilkel olmadığı anlaşılır. Hidrojen atom ve molekülleri de diğerleri gibi düzen ve sistemlerin bütünselliğindedir. Rastlantılar oluşmaları mümkün değildir.
4)-Cisimlerin çekim güçleri çekirdeklerinin varlığı ve yapısıyla doğrudan ilgilidir. Çekirdek henüz oluşmadığından hidrojen gazının gruplar halinde toplanıp bir arada durması ve füzyonu başlaması mümkün değildir.
5)-Füzyon (birleşme, kaynaşma) için çok büyük enerji girişlerine ihtiyaç vardır. Bu da her kademede daha büyük enerji ihtiyacı demektir. Yıldızların füzyon nedeniyle ısı ve ışık saçtıkları varsayımı yanlıştır.
Tersinimin bu konuda görüşü kısaca şöyledir.
1)-Başlangıç Büyük Bütünün minik bir zerresinin kütle kazanması, maddeleşmesi ile başlamıştır.
İlk madde, olabilecek en büyük atom ve moleküllere sahiptir. Kırılgan olduğundan fizyona (bölünmeye) açıktır.
2)-Galaksi çekirdekleri ilk maddenin zamanla büyüyüp patlaması sonucu oluşmuştur.
3)- Kara delikler ilk madde ve ardıllarından meydana gelmiştir. Çok güçlü çekim gücüne sahip olduklarından fotonların çıkışlarını dahi izin vermezler, bu nedenle gözlenemezler.
4)-Yıldızlar galaksi çekirdeklerinin patlaması sonucu oluşmuştur. Yeterince aktif bir yıldızın çekirdeği fizyon sonucu son ürün olarak hidrojen gazı çıkarır.
Aktiflik azalıp kütle büyüdükçe son ürünler daha ağır elementlere doğru kayar ve yıldız büyüdükçe soğumaya başlar. Süpernova patlamalarının nedeni budur.
5)- Füzyon için dışarıdan enerji girişine gerek yoktur.
6)-Evrenimizdeki kütleleri büyümekte hidrojen gazının miktarı çoğalmaktadır.
Evrenin genişlemesi, gaz devleri ve nebulalar buna kanıttır. (daha geniş bilgi için maddeveevren.tumblr.com bloğundaki yazı dizimiz ile konuyla ilgili makalelerimize bakınız)