Eski bir Hoca Nasrettin fıkrasıdır şu kazan hikayesi. Hani sonu “Doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun?” diye biten. Bu fıkra bana bugün dünyanın içerisinde bulunduğu durumu çok iyi anlatan bir fıkra olduğunu düşündürüyor. Biraz şakayla karışık şu kazan meselesini irdelemek istiyorum.
Kazanlar doğurmaz, malum. Doğurmak sadece canlıların işidir, hatta canlıların da küçük bir grubunun işi. Çoğalmaktır canlı olmak, öldükten sonra yaşamı devam ettirmektir çoğalmak. Her canlı eninde sonunda öleceği için çoğalmak zorundadır yoksa yaşam son bulur. Ama bir de bu olaya tersten bakmak lazım yani canlılar çoğalmak istedikleri için birilerinin ölmesi gerekir. Buna bilimsel olarak Maltus hipotezi diyorlar. Çünkü sonsuza kadar çoğalınca canlılar, bu dünya birilerine dar gelir. Canlılar yaşadıkları ortama sığmayınca ya da besinler yetmeyince birilerinin ölmesi gerekir. Ölüm tanrısal (aynı zamanda bilimsel) bir kanundur bu nedenle çünkü ölüm olmadan hiçbir canlı türü sonsuza kadar üreyemez.
Peki bizim kazan nasıl çoğalır ? İnsan yapısı bir nesne çoğalabilir mi? Fıkra bu ya, bir şekilde çoğaldığı söyleniyor. Biz de buna güler geçeriz. Aslında kazanın çoğalmadığını bildiğimiz için bu bize komik gelir. Şimdi zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. Gerçekten canlılar dışında hiçbirşey çoğalamaz mı? Yani Kazan hikayesi gerçekten abes midir? Bir gölün suyunu düşünelim mesela, bazı dönemler de yağmur nedeniyle artar. Biz de gölün suyu arttı deriz. Oysa göl suyunun artışı dar bir bakış açısından artıştır çünkü su aslında başka bir yerde azamıştır. Cansız şeyler çoğalamaz ama bazen çoğalıyormuş gibi görünebilirler. Hoca olmayacak başka bir artışı da göle maya çalarak göstermiştir. Yani bu fıkra da aslında, kazan hikayesine benzer. Hoca çoğalamayacak bir şeyin çoğalacağını iddia etmekte ve bizi güldürmektedir. Arada önemli bir farkla çünkü yoğurt aslında gerçekten canlıdır ve içindeki maya yoluyla çoğalır bu fıkrada sadece ortam uygun değildir. Uzun sözün kısası Hoca'nın hem kazan hem de yoğurt mayalama hikayeleri bu sınırı tekrar tekrar sınar.
Şimdi hocanın yapmaya çalıştığını eski bir hoca fıkrasını değiştirerek ve çağımızın şartlarına göre tekrar uyarlamaya çalışsak nasıl olur acaba? Bence bu denemeye değer.
“Bir gün hoca paraya sıkışmış. Borç istemek için komşusuna gitmiş durumunu anlatmış, uygun bir miktar borç istemiş. Komşusu hocayı yıllardır tanıdığı için onun nasıl hesaplı olduğunu bildiğinden kabul etmiş. Aradan zaman geçer hoca parayla işini halledince paranın üzerine biraz da fazlasını ekleyerek komşusuna gidip parayı verir. Komşusu paranın neden fazla olduğunu sorar. Hoca da parayı kullanırken para doğurdu bu da faizi der. Aradan zaman geçer hoca komşusundan tekrar borç ister. Bu sefer hocadan ses çıkmayınca komşusu hocaya gider, hoca paranın öldüğünü söyler. Komşusu “hocam nasıl olur? Para ölür mü der?” Hoca da “Faiz verirken doğurduğuna inanıyorsun da şimdi neden öldüğüne inanmıyorsun.” der.
İnanılmaz ama fıkra içinde bulunduğumuz durumu aynen açıklıyor. Çünkü çoğalan herşey sonunda ölmek zorundadır. Eğer para gibi canlı olmayan Bir şey insan yollarıyla suni olarak çoğalıyorsa o zaman onun da ölmesi gerekir. Şu anda dünyanın her yeri ÖLÜ ALACAKLARLA dolu, buna kriz diyorlar, aslında çok doğal.