gözlerinden artık gider gibiyim...

seen from Italy
seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from T1

seen from Malaysia
seen from Yemen
seen from T1
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Australia

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Israel

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Italy
seen from United States
gözlerinden artık gider gibiyim...
"Sanat onlara göre benim kariyerimdi, bana göreyse kurtuluş. Çizdiğim resimler onlar için bir yetenekti, benim içinse zulüm. Onlar fırçalarım beni yaşatsın istiyordu, ben kendi ölümümü boyuyordum. Bunu kabullenemiyorlardı."
Ölüm, insanın adını anmaktan kaçtığı ama her adımda gölgesini taşıdığı tek gerçektir. Ne kadar uzakmış gibi davransak da, en sessiz anlarımızda yanımıza oturur. Bazen bir gecenin tam ortasında, bazen bir anının kenarında… Varlığıyla korkutmaz; daha çok hatırlatır. Zamanın sınırlı olduğunu, hiçbir şeyin sonsuz kalmadığını, en çok da tutunduğumuz şeylerin bizden önce kopabileceğini.
İnsan ölümü düşünürken aslında yaşamı sorgular. Çünkü ölüm, hayatın karşıtı değil; onun tamamlayıcısıdır. Eğer bir şey bitecek olmasaydı, bu kadar kıymetli olur muydu? Gün doğumları sıradanlaşır, sesler anlamsızlaşır, vedalar ağırlığını yitirirdi. Ölüm, hayatı keskinleştirir; her anı daha belirgin, her duyguyu daha yoğun yapar.
En derin acı, ölümün kendisi değildir. Asıl acı, geride kalanların içinde oluşan boşluktur. Söylenememiş cümleler, yarım kalmış gülüşler, bir daha asla tamamlanamayacak anlar… İnsan birini kaybettiğinde, sadece onu değil; onunla olabileceği ihtimalleri de kaybeder. İşte bu yüzden yas sessizdir. Gürültü yapmaz ama insanın içini uzun süre terk etmez.
Ölüm adaletsiz görünür. Kimi zaman çok erken gelir, kimi zaman hiç hazır olunmayan bir anda. “Neden?” sorusu ağızdan düşmez ama cevabı yoktur. Belki de ölümün en zor tarafı budur: Anlamlandırılamaması. İnsan her şeye bir neden bulmak ister; ölüm ise çoğu zaman susar. Bu suskunluk, insanın kalbinde yankılanır.
Yine de ölüm sadece karanlık değildir. O, insanı durdurur. Koşmayı bırakıp düşünmeye zorlar. “Gerçekten neye değer veriyorum?” sorusunu sordurur. Kırdıklarımızı, ihmal ettiklerimizi, ertelediklerimizi önümüze koyar. Ölüm, yaşamı daha dürüst bir yerden görmemizi sağlar. Maskeler düşer, önemsiz olanlar anlamını yitirir.
Belki de ölümden bu kadar korkmamızın nedeni, yaşamı tam yaşayamamış olma ihtimalidir. Çünkü dolu dolu yaşanan bir hayat, ölümü inkâr etmez ama onunla barışabilir. İz bırakmış anılar, paylaşılan sevgiler, dokunulan hayatlar… Bunlar, ölümün soğukluğuna karşı insanın geride bıraktığı sıcaklıktır.
Sonunda ölüm gelir; ama insan tamamen gitmez. Bir cümlede, bir alışkanlıkta, bir hatırada kalır. Bir şarkı çaldığında içimizi sızlatan o tanıdık histe… Ölüm bedeni alır, ama anlamı alamaz. Asıl mesele de budur: İnsan yaşarken neyi geride bırakıyor?
Çünkü ölüm kaçınılmazdır; fakat nasıl yaşandığı, insanın elindedir.
"Birinin ölümüne üzülenlere taziyeye gitmek sünnettir. Ölen kedi de olsa hüküm böyledir."
Bacuri (rahmetullâhi aleyh)
tyt çalışmaya bugün başladım, onun da devamı kesin değil. millet tyt'yi bitirmiş bile amına koyim..
"Bazı insanlar çoktan ölmüştür ama yaşamak zorundadırlar. Zamanı gelip öldüklerinde ise eksik olan toprak üzerlerine atılacaktır."