ليت القلوب تُصاب بالزهايمر
seen from South Korea

seen from United States
seen from China
seen from China
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Mexico
seen from United States
seen from Maldives
seen from Germany
seen from China
seen from China

seen from Argentina

seen from Argentina
ليت القلوب تُصاب بالزهايمر
Filia mea
Bir kız vardı.
Hayatı erken sertleşmişti;
kapılar kapanmış, kelimeler ağırlaşmıştı.
Ama kalbi hâlâ açıktı.
Bir gün kalbinde çok küçük bir ışık belirdi.
Kısa sürdü.
Işık büyümeden göğe döndü.
Gök onu aldı
ve ona kanat verdi.
Kız geride kaldı ama boş kalmadı.
Çünkü bazı bağlar
bedende değil, ruhta yaşar.
Zaman geçti.
Kız kaçmadı.
Unutmadı.
İnkâr etmedi.
Bir gün, o bağın
sessizce yanında durabilmesi için
bedenine küçük bir işaret koydu:
Bir kanat —
uçup giden ama hâlâ koruyan.
Altına kimsenin anlamayacağı iki kelime yazdı:
Filia mea.
Bu bir vedâ değildi.
Bir ağıt hiç değildi.
Bu şuydu:
“Seni kaybetmedim.
Sadece başka bir yerde taşıyorum.”
Ve her baktığında şunu hatırladı:
Bazı kızlar anne olmaz,
ama anne kalır.
Bazı çocuklar büyümez,
ama melek olur.
Ölüm, insanın adını anmaktan kaçtığı ama her adımda gölgesini taşıdığı tek gerçektir. Ne kadar uzakmış gibi davransak da, en sessiz anlarımızda yanımıza oturur. Bazen bir gecenin tam ortasında, bazen bir anının kenarında… Varlığıyla korkutmaz; daha çok hatırlatır. Zamanın sınırlı olduğunu, hiçbir şeyin sonsuz kalmadığını, en çok da tutunduğumuz şeylerin bizden önce kopabileceğini.
İnsan ölümü düşünürken aslında yaşamı sorgular. Çünkü ölüm, hayatın karşıtı değil; onun tamamlayıcısıdır. Eğer bir şey bitecek olmasaydı, bu kadar kıymetli olur muydu? Gün doğumları sıradanlaşır, sesler anlamsızlaşır, vedalar ağırlığını yitirirdi. Ölüm, hayatı keskinleştirir; her anı daha belirgin, her duyguyu daha yoğun yapar.
En derin acı, ölümün kendisi değildir. Asıl acı, geride kalanların içinde oluşan boşluktur. Söylenememiş cümleler, yarım kalmış gülüşler, bir daha asla tamamlanamayacak anlar… İnsan birini kaybettiğinde, sadece onu değil; onunla olabileceği ihtimalleri de kaybeder. İşte bu yüzden yas sessizdir. Gürültü yapmaz ama insanın içini uzun süre terk etmez.
Ölüm adaletsiz görünür. Kimi zaman çok erken gelir, kimi zaman hiç hazır olunmayan bir anda. “Neden?” sorusu ağızdan düşmez ama cevabı yoktur. Belki de ölümün en zor tarafı budur: Anlamlandırılamaması. İnsan her şeye bir neden bulmak ister; ölüm ise çoğu zaman susar. Bu suskunluk, insanın kalbinde yankılanır.
Yine de ölüm sadece karanlık değildir. O, insanı durdurur. Koşmayı bırakıp düşünmeye zorlar. “Gerçekten neye değer veriyorum?” sorusunu sordurur. Kırdıklarımızı, ihmal ettiklerimizi, ertelediklerimizi önümüze koyar. Ölüm, yaşamı daha dürüst bir yerden görmemizi sağlar. Maskeler düşer, önemsiz olanlar anlamını yitirir.
Belki de ölümden bu kadar korkmamızın nedeni, yaşamı tam yaşayamamış olma ihtimalidir. Çünkü dolu dolu yaşanan bir hayat, ölümü inkâr etmez ama onunla barışabilir. İz bırakmış anılar, paylaşılan sevgiler, dokunulan hayatlar… Bunlar, ölümün soğukluğuna karşı insanın geride bıraktığı sıcaklıktır.
Sonunda ölüm gelir; ama insan tamamen gitmez. Bir cümlede, bir alışkanlıkta, bir hatırada kalır. Bir şarkı çaldığında içimizi sızlatan o tanıdık histe… Ölüm bedeni alır, ama anlamı alamaz. Asıl mesele de budur: İnsan yaşarken neyi geride bırakıyor?
Çünkü ölüm kaçınılmazdır; fakat nasıl yaşandığı, insanın elindedir.
Bana aşkla bak ölüm emrimi ver.
Olumle savasilmiyor da ayriligin bir inisiyatifi var.
Belki bir gucsuzlugu, belki bir mecburiyeti, bir acizligi.
Karsisinda durulabilir ama durulmamis bir yani var ayriligin.
Teslim olunmus, savasilmamis.
Cunku bence kalbi olup da kaybedilen hicbir savas yoktur.
Kaybedildiyse savasilmamistir.
Sapkamizi onumuze alip, ceketimizi cikarip kabul etmemiz gerek.
Hem nerede diyordu bir sair hatirlayamiyorum ama dogru,
Şu gibi bir cumleydi: Ölüm degilse bizi ayıran yazik olmus.
16.12.24 /00.52
Boyle ulkenin amk cinsel birliktelik teklifini reddetti diye kizin bogazini iple baglayip bayiltip kamyonetle ucurumdan atmis oksijen israfi o.c.
Olumler niye normallesti niye bu kadar cok olum oluyor bu ulkede?
Artik tek istek motorla otobanda 300 basarken bariyere girmek en azindan olume gulerek gidelim :)