Askerliğinin ikinci gününde iki kez telefonda konuşmamız, hatta benim izleyemeyeceğim GS maçını arkadaşlarınla izlemeye gideceğinizi söylemen sayesinde bugün de bunalıma girmedim.
Belki de bu yüzden şimdi oturup sülüsünü aldığından beri internette neler yaptığımdan bahsedebilirim.
Askerlikte neler gerekir, farklı şehirlere ve birliklere göre baya baya biliyorum artık, sanki 4 kez askerlik yapmışım. Forum başlıklarını arşınlamaya başladığımdan beri eski asker gibi hissediyorum kendimi.
Askerliğini yapmış kişilerin nahoş anılarını anlattıkları blogdan bahsetmek bile istemiyorum tabii ki.
Sözlüklerde askerlik yapmak, askere sevdicek göndermek, askerdeki sevdiceği beklemek gibi bir dolu başlığı hatmetmek yaptığım başka bir şeydi, belki de hala arada yaptığım demeliyim. Sülüsünü aldığın ilk hafta kısa dönemle ilgili başlıkları okurken, vakit yaklaştıkça göndermek, beklemek, sabretmek kelimelerini içermeye başladı aramalarım.
Mesela dün, teslim olmadan önce arayamadığında ilk gün çok koşuşturmaca olduğunu öğrendim. Ve bugün iki kez aradığında acaba hep mi böyle olacak diye taradım siteleri. Pazartesi hiç arayamazsan "neden aramıyor?", salı aradığında "neden 19.17'de arıyor?" diye arayabilirim.
Her başlıkta farklı ve aynı bir dolu şey olmasına rağmen hepsini okumak çok acayip. Ama insana öğrettiği bir kesin bir nokta var, askerlik gidilmeden bilinecek bir şey değil. Herkes değişik, her yerin adeti farklı, çok iyisi de var, çok kötüsü de... Kötüleri görmezden gelip, iyilerle motive oluyorum.
Ne de olsa askerlik ilk teslim tarihinden itibaren başlamış sayılıyormuş, yani 1 haftayı yedik bile.
Ve teslim olmanın üstünden 2 gün geçmesine rağmen, ben hala bunalıma girmedim.