İhtimal Cüce kitabındaki şiirlerin çoğu, kısa diyebileceğimiz şiirler. Üç şiir üzerinden Murat Çelik’in şiirine giriş yapabiliriz. Kitaptaki en uzun şiir olan “Kara’nın Güncesi”, Murat’ın şiire bakışının ipuçlarından birini veren “Hırpani Apt.” ve kitabın en nitelikli şiiri olarak gördüğüm “8. Kat Familyası” şiirleri.
Şiir, kısa yazıldığı zaman elden kaçan bir imkân, şiirde anlatısal özelliklerden yeterince faydalanamamaktır. Bu bir şiir için ne dezavantaj ne de avantajdır. Turgut Uyar’ın Akçaburgazlı Yekta şiirlerini (anlatılarını) hatırlayalım. Murat Çelik’in şiirde tahkiyeyi, şiirini kurarken kısmen gözardı ettiğini, şiirin hikâyesini arka plana attığı (sakladığını) düşünüyorum. Bunu en iyi gözlemlediğim şiir aynı zamanda kitabın bir bölümünü tek başına oluşturmuş olan “Kara’nın Güncesi” şiiri. Şiir, uzun diyebileceğimiz bir yapıda. Uzun fakat beklediğimiz hikâye bir türlü zihnimizde canlanmıyor. Kitap boyunca bu özellik Murat Çelik’in bu kitabının en çok öne çıkan özelliği. Bir anlatım var fakat ortada bir hikâye yok. Buna “gizli bir anlatım” diyebiliriz. Hemen hemen tüm şiirler böyle, bahsettiğim “8. Kat Familyası” şiiri hariç. Bu şiirin özelliği ise hikâyeyi tüm gerçekliğiyle, tüm çarpıcılığıyla ve neredeyse çıplak bir şekilde ortaya koyması. Bir felaket şiiri. Depremde hayatını kaybeden insanların acısının kayda geçirilmesi. Bu da bu kitap için bir zıtlık oluşturuyor. Çoğu şiirde gördüğümüz, öznenin kırgın, üzgün, yaralanmış gözlemci tasavvurları bu şiirde en üst seviyede.
Bu kitapta “gizli bir anlatımın” parçalandığı yerler var. Söyleyiş biçimi, dizelerdeki ritim birden bozulup, içerisinde fiil ya da eylem olan ikili ya da üçlü kurulumlar karşımıza çıkınca, çok küçük hikâye parçalarını yakalayabiliyoruz. Şiir, bir yerde parçalanıyor. Şu dizeler, bu kitapta Murat’ın kısa şiirlerinin karakteristik bir örneği:
tan yerinde, güneş pazarında
ışıl ışıl akrepler ölecekli
hepsi benim cebim el etme
hepsinden içeri
şan yerinde, şan içenleri
Anlatının parçalanması dediğim küçük parçalarsa, yukarıdaki bölümde gördüğümüz dize kurulumu şeklinde oluşmayan ve şiirin bütünlüğü içinde şiiri bir anda terk ederek anlatıyı parçalayan şu şekildeki dizeler;
sana hiç gitmeyeceğim
ıska hep ıska yine ıska
nevresim kadar yalnız
korkaktım
Bu kısa dizelerden bir hikâye çıkarabiliriz fakat “İnsanlık” şiirinden aldığım 5 mısrada zihnimizde imajların oluşması biraz zorlaşıyor. Bu geçişlerin şiirlerde birden oluşması, parçalanma dediğim şey. Bu parçalanmada, anlatı, gizli olmaktan çıkarak okuyanın zihnine bir adım daha yaklaşmış oluyor. Bu noktaları, bu şiirin en etkili ve başarılı olduğu yerler olarak görüyorum. Gizli bir anlatı, artık açığa çıkmış oluyor. Bu noktalar Viktor Şklovski’nin “anlatının akışı hızlandırılmadan, zamanın aşama sırası değiştirilmeden anlatı sona erdirilemez” düşüncesi ile okunabilir. Bu şiirlerde anlatının başlayıp bitmesi örtük olduğu için Şklovski’nin “akışı hızlandırmak” dediği şey bu yapılarda “akışa başka bir yan akış” eklemek olarak görülebilir. Derinden giden bir “yaralanmanın, parçalanmanın, ele geçiremeyişin” aslında şiirin içerisinde olduğunun ispat edildiği yerler. Bir acıyı gizleyerek hissettirme biçimleri.
Murat’ın bir sonraki kitabı Taşra Bitki Örtüsü Ve Parseller kitabına gidebileceğimiz yol, İhtimal Cüce’de kitabın son bölümü olan “geleritayyarbeyler” bölümü. Bu bölümde kelimelerin birleştirilmesi (“praftikpraftikpraftikpraftik” gibi ya da “kopyalayarakkopyalayarakkopyalayarak” gibi) bir sonraki kitabın ilk kitaptaki izleriydi. İkinci kitabında, kutu içerisine yerleştirilen kelimeler, fotoğrafların şiirin yapısının içerisine yerleştirilmesi vb. unsurlarla karşılaşıyoruz. Yazının en başında değindiğim “Hırpani Apt.” şiirinde de bir işaret var. Şiirin son mısrası “-yln yre ymn edn bşbkn çrplmyr da bn mi çrplcğm hyret bş!”. Bu dize ipucu dizelerden birisi. Bahsettiğim şiirin son kısmı. Yine hikâyesi tam olarak oluşmayan bir şiirde son mısranın böyle bir tercihle kurulması, şairin dünyasında, şiirinde oldukça basit gibi görünen ya da konuşma diline çok yakın bir ifadeyi şiirin bir unsuru olarak gördüğünün işareti.
Çelik, aynı zamanda öykü de yazıyor. İlk kitabında şiir ithaf ettiği isimlerden biri Vüs’at O. Bener. Öykülerinde kullandığı dil açık, şiirsel söyleyişlere yer vermeyen, iç konuşmaları görebileceğimiz, kırılmış, yaralanmış insanlardan bahseden anlatılar. Şiirlerini okurken bir ipucu da bu. Yazarın kendisini tanımlama biçimi de şöyle, “Kendimi anlatıcı olarak görüyorum”. Bu anlatıcı, şiirlerinde ve öykülerinde aynı insanlar, aynı durumlar, aynı mekanlardan konuşan bir anlatıcı. Taşra Bitki Örtüsü Ve Parseller kitabına giden yolda tespit edebileceğimiz nokta; anlatının değişimi.
Gizli Anlatımdan Doğrudan Anlatıma
Yazarın, kitabın ilk bölümü olan “Hareket.rar” ile ilgili cümlesi şöyle, “… aşağı yukarı hepsinin bir sebebi ve hikâyesi var”. İlk kitapta gördüğümüz “gizli anlatı” bu kitabın ilk bölümü için “doğrudan anlatıma” yaklaşıyor. İfadelerin kullanımı bu bölümde o kadar doğrudan ki bir şiirini düzyazdığımızda bir romandan bir pasaj alıntılamaya neredeyse yaklaşmış oluyoruz.
kışları gece yapmışlar,uzunmuş kışları gece. yapmışlar. iyi ki doğdun ben ölürsem aralık ayı olur diyorum bahse girsek tören masrafları dahil bahse girsek: kazanmak için ölü kaybetmek için ölü kışları gece yapmışlar, iyi ki doğdun ben karısına her doğum günü ayna alan bir adam olurum aralık yaşarsam aralık yaşarsam, ocak doğarsan yeni yıl yine: kışamış ay gözgüsüz de bilebilir kışları gece yapmışlar.
O zor soruya tekrar dönebiliriz. Bir metni şiir yapan unsurlar nelerdir? Burada T.Todorov’un “Dizesiz Şiir” yazısı bize yardımcı olabilir. Bahsi geçen yazıda Todorov, düzyazı şiir ile dizeli şiirlerin temel farklılıklarına eğilir. Düzyazı şiirin bu soruya cevap vermede çıkış noktası olabileceğini söyler. Çelik’in de kitabının dördüncü bölümü olan “Parseller” in düzyazı şiirler olması güzel bir tesadüf. Bahsi geçen yazıda Todorov, Baudelaire ve Rimbaud’nun düzyazı şiirlerini incelerken aralarındaki farklılıkları açığa çıkarır. Çelik’in şiirlerinde Todorov’un aktardığı, Baudelaire’de tespit edilen, şiirde ikiliğin kullanma biçimlerinden üçüncüsü olarak gösterdiği “karşıtlam” unsuru tespit ediliyor. Baudelaire’den verdiği örnekler şu şekilde; zengin ve yoksul, insan ve doğa, sevinç ve derin üzüntü, kalabalık ve yalnızlık… Todorov’un karşıtlamı tanımlaması ise şöyle, “… zıt niteliklerle donanmış, varlık, olgu, eylemler ya da tepkilerin yan yana eklenmesi”. Murat’ın Parseller’inde bu karşıtlam unsurlarının çatısı “taşra” ve “taşra üzerinde iktidar kullanma biçimlerinin” karşı karşıya gelmesi. İnsan, tabiat içerisinde saflığıyla devlete ait ideolojik göstergeler karşısında kendi konumunu arıyor. Rahatsız bir özne; şiir için oldukça verimli.
Parseller şiirlerini tek bir bölümün 24 ayrı parçası olarak düşündüğümüzde bu parçaları birbirlerine bağlayan şey, bölümün başındaki Bauman’dan alıntıyla vurgulanan, mekana ait bir vurgu ve şiirlerde bir görünüp bir kaybolan taşra. Düzyazı şiirlerde dikkat çeken bir özellik, eylem ve fiillerin kullanımının seyrek olması. Cümleler ya da dizeler birbirleri ile bağlanmak konusunda direnç gösterirken, kalıplaşmış söyleyişlere uygulanan bozumun şiir içerisindeki konumlanış biçimi rastgeleliğe bırakılmış olunuyor. Bu rastgelelik, beraberinde, şiiri okuyana güvenmeyi gerektirir. Okuruna saygı duyan, şiirle birlikte ilerlemesini isteyen bir şairin şiirleri.
Ümit Güçlü, Hece Dergi, S.230