Mühürlü kalbinizin; bir gün açılmasını dilerim...
Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek
seen from United States

seen from Netherlands
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States

seen from India
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Canada
seen from China
seen from Russia
seen from Philippines
seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States
Mühürlü kalbinizin; bir gün açılmasını dilerim...
Reis Bey, Necip Fazıl Kısakürek
Bursa cezaevinde Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’le aynı koğuşta kalmaktadır. Koğuş masasının üzerinde Orhan Kemal’in (asıl adı ”Mehmet Raşit Öğütçü”) bir roman başlangıcını görür. Okur. Ayağında takunyalar koşarak avluya çıkar Nâzım Hikmet. Orhan Kemal’e soluk soluğa sorar, “Siz mi yazdınız bunu?”. Orhan Kemal çekinerek, “Evet” der. Nâzım Hikmet büyük bir coşkuyla, “Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz nesir adamısınız! Hikâye yaz, roman yaz!” diyerek o gün bir romancının doğuşunun müjdesini verir. Ölüm yıldönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz büyük yazarımız Orhan Kemal’i... (15 Eylül 1914 - 2 Haziran 1970) * * * 26 Eylül 1943 Pazar sabahı Orhan Kemal’in cezası biter, hapishaneden ayrılır. Ayrılmadan birkaç gün önce Nâzım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve bu şiir Nâzım Hikmet’i ağlatır... Nâzım Hikmet’e / Orhan Kemal Sen “Promete’nin çığlıklarını kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam”, sen benim mavi gözlü arkadaşım; kabil değil unutmam seni. 26 Eylül 1943 Seni yapayalnız bırakıp hapishanede, bir üçüncü mevki kompartımanda pupa yelken koşacağım memlekete. Ve tren bir güvercin gibi çırpınarak istasyona girecek, gözü yaşlı bir genç kadına beş senenin ardından kocasını getirecek. O dem ki boş verip istasyon halkına, yanaklarından öperken sevgilimi, sen neşeli mavi gözlerinle bakacaksın içimden bana. O dem ki yürekten her şey atılacak, ekmek, kin, hasret, fakat Nâzım Hikmet, sen şu kadar kilometre uzakta kalmana rağmen aydınlık yüreğimin duvarına dayayıp sarı saçlı başını, batan bir yaz güneşi hüznüyle ağlatacaksın arkadaşını. Günler geçecek, ekmek derdi çökecek omuzlarıma. Fabrika, makinalar, tezgâhım... Sana şekerkamışı, portakal yollayacağım. Karım yün çorap örecek. Her hafta mektup yazacağız. -Askere almazlarsa eğer.- Unutabilir miyim seni? Tahtakurusu ayıkladığımız hapishane gecelerini ve radyoda şark cephesinden haber beklediğimiz müthiş anların küfrünü! -Radyonun yanındaki duvara kurşunkalemiyle abus insan yüzleri çizmiştin.- Unutabilir miyim seni? Hâlâ beton malta boylarında duyuyorum takunyalarının sesini! Unutabilir miyim seni hiç? Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim, hikâye, şiir yazmayı ve erkekçe kavga etmeyi senden! _Orhan Kemal, Nâzım Hikmet’e _Görsel: Bursa Cezaevi; Nâzım Hikmet’in sağında muhasebeci Mehmet Ali, solunda Orhan Kemal ve cezaevi görevlileri
Arayış - Arda Erel: Bu hayata bir kere geliyoruz ve gelmemizin amacı bir arayıştır bana göre. Bak etrafına. Huzur arayışında biri, diğeri para arayışında, başka biri aşk, ötekisi sağlık... Ben bu arayışıma çocukken başladım. İlk önce dışarıda aradım, sonra döndüm içime, kalbimde aradım. Yolculuk yaptım insanların hayatlarında. Koştum hayattan hayata. Ama en önemlisi, içine dönmekmiş. En son da içime yaptığım yolculukla birleştirdim tüm parçaları... Ve aradığımı buldum sonunda... Sonra istedim ki, bu arayışım bir kitap olsun ve ulaşsın binlerce kalbe... ----------------------------- Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos: Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos'un başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos'un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze'nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler... ----------------------------- Alemdağ'da Var Bir Yılan - Sait Faik Abasıyanık: İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak. (...) Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi... #arayış #ardaerel #şekerportakalı #josemaurodevasconcelos #alemdağdavarbiryılan #saitfaikabasıyanık #romancı #yazar #şair #kitap #edebiyat #roman #kitapsevgisi #instakitap #yenikitap #okumak #sözler #anlamlısözler #güzelsözler #özlüsözler #alıntı #alıntılar #alıntıdır #alıntısözler
📚Rus romancı ve sanatçı "MİHAİL AFANASYEVİÇ BULGAKOV" aramızdan ayrılışının 83.yılında sevgi ve saygıyla anıyorum...
ŞUNU ANLAYIN Kİ, ASIL KORKUNÇ OLAN ARTIK KÖPEK KALBİ DEĞİL İNSAN KALBİ TAŞIMASI. HEM DE DOĞADA VAR OLANLAR ARASINDA EN REZİLİNİ( MİHAİL BULGAKOV KÖPEK KALBİ KİTABINDAN)
EN ÖNEMLİ ŞEY GÖZLERDİR! TIPKI BAROMETRE GİBİDİRLER. KİMİN RUHUNDA BÜYÜK BİR KURAKLIK VAR, KİM DURDUK YERE BÖĞRÜNE TEKMEYİ YAPIŞTIRABİLİR, KİM KENDİ GÖLGESİNDEN BİLE KORKAR,HEPSİNİ ELE VERİR. İŞTE BU UŞAK RUHLU SONUNCULARI AYAK BİLEĞİNDEN ISIRMANIN TADI HİÇ BİRŞEYDE YOKTUR. ( MİHAİL BULGAKOV - KÖPEK KALBİ KİTABINDAN)
#rusyazar #roman #kitap #sanatçı #mihailafanasyeviçbulgakov #mihailbulgakov #köpekkalbi #lenin #sscb #soviet #sovietunion #russia #stalin #josephstalin #vladimirlenin #rusdevrimi #devrimci #kitapçekilişi #sevgivesaygı
📗EDEBİYATIMIZIN DEĞERLİ İSİMLERİNDEN OĞUZ ATAY'IN 88.YAŞ GÜNÜNÜ KUTLUYORUM KEŞKE ARAMIZDA OLSAYDI... ROMANLARINDA OLRİC'İ DİNLESEYDİK..88 YAŞ GÜNÜN KUTLUYOR OLSUN OLRİC🌹
Boris Leonidoviç Pasternak (10 Şubat, 1890 - 30 Mayıs, 1960), Rus şair, oyun yazarı, romancı, çevirmen.
Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır. 1920'lerde Rus edebiyat çevrelerinde "şairlerin şairi" unvanını alan sanatçı, SSCB'nin kültür politikasını yönetenlerle ters düşmüş ve şiirleri 1936'dan itibaren ülkesinde yasaklanmıştır.
Goethe, Rilke, Shakespeare ve Paul Verlaine’in eserlerini Rusça’ya kazandırmış çok başarılı bir çevirmendir.
1957’de ilk defa İtalya’da yayımlanan Doktor Jivago adlı romanı ile tüm dünyada tanınan sanatçı 1958 Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş fakat ödülü reddetmiştir.
👇🏻YAŞAMI 👇🏻
Çocukluğu ve eğitimi
1890’da Moskova’da dünyaya geldi. Rus Ortodoks Kilisesi’ne kabul edilmiş aslen Yahudi olan varlıklı bir sanatçı ailenin en büyük çocuğu idi. Babası Leonid Pasternak, tanınmış bir ressam; annesi Rosa Kaufman bir konser piyanisti idi.
1901’de liseye başlayıncaya kadar evde anne-babası ve özel öğretmenlerden ders alarak yetişti.Devrin önemli sanatçılarından Sergei Rachmaninoff, Alexander Scriabin, Rainer Maria Rilke ve Lev Tolstoy gibi kimselerin konuk olduğu bir evde büyüdü;genç yaşta tanıştığı tüm bu sanatçılar onda iz bıraktı. Scriabin’in etkisiyle Moskova Konservatuvarı’na girip altı yıl müzik eğitimi gördü. O yıllarda bestelediği eserlerden üç piyano parçası günümüze gelmiştir.
1909'da müzik eğitimini yarım bırakarak Moskova Üniversitesi'ne kaydoldu. Önce Hukuk Fakültesi’ne yazıldıysa da öğrenimine felsefe bölümünde devam etti. 1912'de Almanya'ya giderek Marburg Üniversitesi'nde bir süre felsefe derslerini izledi. Burada Heokont Felsefe Okulunun bir üyesi olan filozof Hermann Cohende’den etkilendi.Edebî hayatı Almanya’dayken yazdığı şiirlerle başladı. İtalya’ya yaptığı kısa bir ziyaretin ardından 1913 kışında Moskova'ya döndü ve Moskova Üniversitesi'ndeki öğrenimini tamamladı. Gördüğü müzik ve felsefe öğrenimi yazarın kaleme aldığı eserlerde izlerini hep gösterdi. 1914’te ilk eseri olan “Bulutlarda İkiz” (Bliznets v tuchakh) yayımlandı. Bu eserde simgecilik etkisi taşıyan şiirleri yer alıyordu.
I. Dünya Savaşı yılları
Çocuklukta geçirdiği bir kazadan sonra bir bacağı diğerinden kısa kalmış olan Pasternak, I. Dünya Savaşı yıllarında askere alınmadı; Ural Dağları’nda bir kimya fabrikasında memur olarak çalıştı.Çok verimli geçen bu dönemde iki cilt şiir yazdı. Bu ciltlerden birisi 1915’te bir yangında yok olmuş, diğeri 1917’de Bariyerlerin Üstünde adıyla yayımlanmış ve büyük ilgi görmüştür. Şiirlerinin yanı sıra ileride yazacağı Doktor Jivago dahil pek çok düzyazı eseri onun Ural Dağları’ndaki deneyimlerine dayanır.
1917’de Moskova’ya giden Pasternak, Moskova’ya varışı ile Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesine kadar geçen sürede iki kitap yazdı: Kızkardeşimin Yaşamı ile Temalar ve Varyasyonlar. Ne var ki savaş koşulları nedeniyle beş yıl boyunca kitapları yayımlama fırsatı bulamamıştır.
Bolşevik Devrimi’nden sonra
Devrimden sonra Rusya’da kurulan yeni hükümetin acımasızlığını ürkütücü bulan Pasternak, her şeye rağmen devrimi destekliyordu. 1921’de ülke dışına çıkmak serbest olunca anne-babası ve kızkardeşleri Almanya’ya gidip geri dönmediler ancak o, Moskova’da kalıp kütüphaneci ve çevirmen olarak çalıştı.
1922’de “Kızkardeşimin Yaşamı” adlı şiir kitabı Rusların Samizdat dedikleri bir yöntemle yurt dışına kaçırılıp geniş bir kitleye tanıtıldı.Aynı yıl Sanat Enstitüsü’nde öğrenci olan Yevgeniya Lury ile evlenen şair, eşiyle birlikte Berlin’e giderek ailesini ziyaret etti. Hayatının geri kalanında hemen hemen her sene ailesini ziyaret izni için başvuran ama izin alamayan Pasternak için bu, ailesinin son görüşü olmuştur. Oğlu Evgeny 1923’te dünyaya geldi. Pasternak o yıl lirik çalışmalarının doruğu olarak kabul edilen "Temler ve Varyasyonlar" adlı kitabını çıkardı.
1920’lerde şiirler ve kısa öyküler yazmayı sürdüren Pasternak’ın öyküleri Luvers’in Çocukluğu (1922) adlı kitapta toplandı. Şair bu dönemde Sergey Yasenin ve Vladimir Mayakovski ile dost oldu. Bu iki şairin 1925 ve 1930’da intiharlarından sonra, Rusya’nın yaşayan en büyük şairi unvanını taşıdı.
Çeviriye yönelmesi
1930’larda SSCB’de yazarlardan Sosyalist Gerçekçilik doktrini çerçevesinde eser üretmeler isteniyordu ama Pasternak’ın gerçekçilik anlayışı resmi doktrin ile uyuşmuyordu. Her ne kadar 1934’te Sovyet Yazarlar Birliği başkanı seçildiyse de 1936’dan itibaren şiirlerini yayımlaması yasaklandı. Şiirlerini yayımlayamaz olunca şiir çevirileri yapmaya yöneldi. İngiliz, Fransız, Alman, Polonyalı ve Gürcü şairlerin eserlerini Rusçaya çevirdi. Shakespeare’in en başarılı çevirmeni olarak ün yaptı.
1931’de ilk eşinden ayrılan Pasternak, 1934 yılında ünlü piyanist Heinrich Neuhaus’un eşi Zinaida Neuhaus ile ikinci evliliğini yaptı. 1935’te Anti Faşist Kongresi’ne katılmak için Paris’e gitme fırsatını buldu. Çok başarılı olduğu çeviri işinden iyi kazanç elde ediyordu. Moskova dışındaki yazarlar köyünde 1936’da bir ev edinebildi ve hayatının geri kalanında çoğunlukla orada yaşadı.
Olga Ivinskaya ile ilişkisi
Pasternak 22 yaş genç olan ve edebiyat dergilerinde editörlük yapan Olga Ivinskaya ile 1946’da tanışıp aşık oldu; yaşamının geri kalanında onunla evlilik dışı bir ilişki sürdürdü.Çeviri işlerinde birlikte çalıştılar ve böylece Pasternak, Doktor Jivago’yu yazmaya daha çok vakit ayırabildi. Doktor Jivago’nun Lara karakteri için ilham verdiği düşünülen Olga, 1950’de “ bir casusluğa suç ortaklığı yapmak”la suçlanıp beş yıl çalışma kampında çalışma cezası aldı. Pasternak, bu tutuklamanın kendisini tutuklamak, tehdit etmek için neden ve kanıt bulmak amacıyla yapıldığını ama Olga’nın kahramanlığı sayesinde kendisine dokunulmadığını 1958’de bir arkadaşına gönderdiği mektubunda yazmıştır. Olga İvinskaya 1953’te Stalin’in ölümünden sonra serbest bırakıldı. İlişkilerine eskisi gibi devam ettiler.
Doktor Jivago’nun yayımlanması
Yazar, 1945’te başladığı ilk romanı Doktor Jivago’yu 1954’te tamamladı. Roman,1917 devrimi sürecinde Sovyetler Birliği'nin panoramasını sunan bir eserdir; başkahramanı zihinsel bağımsızlığı her şeyin üstünde tutan bir doktordur. 1956’da Noviy Mir Dergisine gönderilen Doktor Jivago, SSCB resmî görüşüne uygun yazılmadığı gerekçesiyle reddedildi. Kitabın el yazması bir İtalyan gazeteci tarafından yurtdışına kaçırıldıktan sonra 1957’de İtalya’da yayımlandı; kısa sürede çeşitli dillere çevrilerek ünlendi. Eserin İngilizce çevirisi 26 hafta boyunca New York Times’ın En çok satanlar listesinde kaldı.
Öte yandan eser Sovyetler Birliği’nde yasaklandı ve hiçbir eleştirmen yasak kitabı okumamış olmasına rağmen Sovyet Yazarlar Birliği kapalı bir duruşma düzenleyerek Pasternak’ın birlikten atılmasına karar verdiklerini açıkladı. Ayrıca Politbüro’ya bir dilekçe göndererek yazarın vatandaşlıktan çıkarılmasını, sürgün edilmesini istediler.
Nobel Edebiyat Ödülü’nü
Moskova yakınlarındaki Pederelniko’da yaşayan yazara Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldüğü 23 Ekim 1958’de bir telgrafla bildirildi. Pasternak, o gün bu telgrafı “Memnunum, medyunum, onurlandım, şaşırdım" şeklinde yanıtladı. Ancak 29 Ekim’de ikinci bir telgraf göndererek ödülü reddettiğini açıkladı.
Kimilerine göre yazar, bu ödülün kendisine Sovyet rejimini eleştirdiği için verildiği, siyasi bir karar olduğu düşüncesiyle reddetmiş;] kimilerine göre ise Sovyetler Birliği yönetimi onu ödülü reddetmeye zorlamıştır.
Eserleri hakkında
Yapıtlarında doğa tutkusunu doğaya ilişkin imgelerle dile getirmiş, insan ve toplum sorunlarını kaynaşmış bir bütünlük içinde yansıtmıştır. İlk şiirlerinde sembolizm ve fütürizm akımının etkileri görülmüştür. Pasternak bireysel yaratıcılığın toplumsal eyleme boyun eğmek zorunda kaldığı bir dönemde yetişmiş, şiirinde bireysel ve toplumsal yaşantıları organik bir bütünlüğe kavuşturmuş, toplumsal sarsıntıları kendi benliğinde derinliğine yaşayarak çağının trajik gerçekliğini dile getirmiştir. Şiire yeni söyleyiş özellikleri kazandırmış. Özellikle aşk ve tabiat temaları üzerinde durmuştur.
İmge ve sözdizimi açısından Rus şiirine getirdiği yeniliklerle geleneksel Rus şiirinin yalın biçimlerini uzlaştırmıştır. Çağımızın en büyük şairlerinden biri sayılmaktadır.
✊🏻ESERLERİ👇🏻
Bulutlarda ikiz(1914)
Engellerin Üstünden (1917)
Kızkardeşim Hayat (1922)
Tem ve Çeşitlemeler (1923)
Hava Yolları (1924)
1905 Yılı (1927)
Teğmen Schmidt (1927)
İkinci Doğuş (1932)
Erken Trenler (1943)
Yeryüzü Enginliği (1945).
Gece (1956)
Hayatın olgunluk dönemi ya da kalan yıllar / Mário Raul de Morais Andrade
Hayatın olgunluk dönemi ya da kalan yıllar / Mário Raul de Morais Andrade
Olgunluk dönemimde, kalan yıllarımı saydım ve yaşadığımdan çok daha az zamanım kaldığını keşfettim.
Bir şekerleme paketi kazanmış küçük bir çocuk gibi yılları büyük bir zevkle ve iştahla yedim, ama azalmaya başladıklarını hissedince artık teker teker, tadını çıkararak yiyorum.
Artık yasaların ve yönetmeliklerin tartışılıp durduğu ve hiçbir işe yaramayacağını bildiğim sonsuz toplantılara…
View On WordPress
Malzemeden çalan 'hırsız', romancı ve akademisyen 'aşırmacı' öyle mi?
Malzemeden çalan ‘hırsız’, romancı ve akademisyen ‘aşırmacı’ öyle mi?
Hasan Öztürk / [email protected]
Türkçe Sözlük, “aşırma” sözcüğü için beşinci sırada, “Başkalarının yazılarından bölümler, dizeler alıp kendisininmiş gibi gösterme veya başkalarının konularını benimseyip değişik biçimde anlatma, intihal” karşılığını veriyor. Demek ki ihaleye fesat karıştıran ya da malzemeden çalan müteahhitlerin yaptığı doğrudan ‘çalmak’ ve karşılığı ‘hırsızlık’ suçu.…
View On WordPress