Daha az keşke daha çok iyi ki olsun bu yaşımda. Hoşgeldin 25 yaş. Bana sürüsüyle içinde boğulacağım kadar mutluluk getirmen dileklerimle.
seen from Rwanda
seen from Kazakhstan
seen from Germany
seen from France
seen from Romania

seen from United States
seen from Brazil
seen from Singapore
seen from Thailand

seen from United Arab Emirates
seen from Italy

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Malaysia

seen from Thailand
seen from United States
seen from Thailand
seen from United Arab Emirates

seen from T1
seen from Yemen
Daha az keşke daha çok iyi ki olsun bu yaşımda. Hoşgeldin 25 yaş. Bana sürüsüyle içinde boğulacağım kadar mutluluk getirmen dileklerimle.
Sade Yaşam #3 Yemekte Sadeleşme
Sade Yaşam #3 Yemekte Sadeleşme
Sanırım hepimiz hayatımızdaki fazlalıkların bizi nasıl strese soktuğunu , nasıl da yaşam ışığını söndürdüğünü fark etmişizdir. En azından kendi adıma fark ettim ki sadeleşmem gerek diye yola çıktım. Sade kitabıyla bu yola adım attım ( ki son 5 yıldır bu ertelediğim bir konuydu)
Aslına bakarsanız sadeleşmeye başlamam da etkili olan şeylerden ilki kızımın sınıf whatsapp grubunda yaptığım…
View On WordPress
Sade Yaşam #2 Evde Sadeleşme
Sade Yaşam #2 Evde Sadeleşme
Hazır pandemi sürecinde evdeyiz kendime odaklanmışım dedim bari ihmal ettiğim alanlara bir bakalım. Daha önce de yazdığım gibi “Daha Sade Bir Hayat” kitabını kasım 2015 tarihinde almış ama bir türlü sadeleşmeye geçememiştim. Her şeyin bir zamanı olduğuna inanırım bu yüzden keşke kelimesi benim hayatımda kullanmadığım bir sözcüktür. Onun yerine iyi ki sadeleşmeye başlamamışım diyorum.
Pek…
View On WordPress
Daha Sade Yaşayabilir Misiniz?
Daha Sade Yaşayabilir Misiniz?
Merhaba
Haziran ayının tam ortasındayız. Önümüzdeki ayın bütçe ve genel planlamalarını yapmadan önce sizlere bir kitaptan bahsetmek istedim. İsmi gibi sade ve yalın bir kitap. Daha önce yazdığım bir yazımda da bahsetmiştim. Son birkaç yıldır minimalizm ve sadeleşmek ilgilimi çekmiş ancak bir türlü ilk adımı atamamıştım. Bu yıl evde kaldığımız ( ki ben hala acil durumlar dışında çıkmıyorum)…
View On WordPress
Youtube kanalını açtığımda en çok felsefe,sanat ve ekoloji konularından bahs edeceğimi söylemiştim. Felsefe ve sanatla ilgili eğitim gördüm ve devam ediyorum hala ama peki ekoloji hikayesi de nedir ? Aslında fotoğrafdan gördüğünüz kadar önceleri dağcılıkla (alpinizmle ) ilgileniyordum şuan iş ve eğitim nedeniyle devam edemiyorum ama “dağ gibi düşünmek” kavramını dağlar öğretti bana , dağdayken ve yerdeyken hayatın gerçekten çok farklı olduğunu fark ettim ama en çok üzüldüğüm nokta belki de bir süre sonra artık o dağları kaybedeceğimiz. Doğanın düzenini alt üst ediyoruz .Küresel ısınmanın engellenmesi yaşadığımız gezegenin koz koca çöplüğe dönüşmesi, bir sürü hastalıklar ve dünyanın bir tarafında yoksulluk bir tarafında ise bu kadar tüketim çılgınlığının olması bizim elimizde 💪.Maalesef sistem çok daha güçlü ve bizim çok daha erdemli olmamız lazım ki bilinçli şekilde üretelim. (tüketmeyelim🍃 ) Uzun süredir tek kullanımlık olan, çevreye ve sağlığımıza zarar veren ,sürdürülebilen olmayan, hayvanlar üzerinden deney yapan ürünleri almayı bıraktım elbette deneyimlerimi sizlerle paylaşacağım .Evet elle yapmak daha zor gelebilir ben de başda öyle düşünüyordum ama vicdanen daha rahat oluyorsunuz bunu kesinlikle söyleyebilirim . Evet belki daha kaliteli yaşamak istiyoruz ve kaliteli yaşamın anahtarını daha çok para, daha büyük evlerde oturmak, daha lüks yerlerde yemek yemek gibi algılıyoruz. İhtiyaçlarımızı maddi boyutta sınırlandırıyoruz. Ruhsal, manevi kısmını unutuyoruz bu da beraberinde tüketim çılgınlığını getiriyor.Daha basit ve yavaş yaşamak lazım belki de. Güneşin, çimlerin, denizin tadını çıkararak. Doğaya dönerek. Hafta sonu avm’lere sıkışıp kalmak yerine deniz kenarına gitmek, ormana yürüyüşe gitmek.Belki sabahları önce bilgisayarı açmak veya telefona sarılmak yerine camı açıp nefes alabilmek. Doğaya dönmek ve insan olmak için yol arkadaşımız olan Felsefeyi de unutmayalım🐣🌾🍃💪🏾 #sıfıratık #sadeleşme #zerowaste #minimalist https://www.instagram.com/p/BvB-f5PB2OV/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=c3kppz3n45j3
Şimşek
Sadece alıntılarla yolcu edemeyeceğim bir kitaptı kendisi, o yüzden de bir miktar bahsetmek istedim. Öncelikle ben bu kitabı sahaftan kitap karşılığında aldım, bu olayı biraz anlatayım. Bilirsiniz sadeleşme diye çok trend bir konu var, minimalizm akımı falan. Ben minimalistim, ama şey gibi değil, “Aa böyle bir olay varmış, ben de artık bu kalabalıktan çok bunaldım, takip edeyim de biraz ferahlayayım”. Benimkisi karakter zaten, yetiştirilme, böyle gördük böyle gidiyor. Yani biz “ne gerek var”ı iyi biliriz, bir şey bozulunca tamir ettirmeyi iyi biliriz, benimkisi böyle bir şey yani.
Giresun’dayken yapardım okuyup, çok da beğenmediğim, kütüphaneme katmamın çok da bir anlamı olmadığı kitapları sahafa götürüp değiş tokuş ederdim. Ankara’da da ilk kez denedim. Tamam, belki 30 kitap verip karşılığında 4 kitap almış olabilirim (abartmak benim işim), ama benim için hiçbir değeri olmayan 30 kitaba karşılık eşsiz güzellikteki kitaplar bunlar. İşte Şimşek de bunlardan (Satranç’ı yazmıştım zaten). Konu gelmişken bu sahaf önerisini yapmak istedim sadece. Kitap kurtlarına bir tavsiye olsun, her zaman iyi kitaplar için para vermeniz gerekmiyor, takas yöntemi hala var, demek istedim işte, ne bileyim. Benim sahafım Ulus’ta, Nadir Kitap sitesindeki adını da paylaşayım, https://www.nadirkitap.com/enucuzkitapevi-sahaf81241.html (ola ki merak eden olur :P), bence herkesin bir sahafı olmalı :)
Sahaf mevzusuna da bir ufak değindiğimize göre sıra kitapta. Kitap için müthiş demiyorum, müthiş üzeri müthiş diyorum. Tamam, muazzam psikolojik analizleri ve tasvirleri var, ama bence Peyami Safa’nın en başarılı olduğu yer hasta insan tasvirleri, keza Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda da aynı olay var, o kitap da beni çok etkilemişti, bu kitap da öyle.
Kitabın adı ve girişinden asıl olayı tahmin ettim ve kitap boyunca ne zaman diye yüreğim ağzımda bekledim, aha şimdi aha şimdi diye diye sonuna geldim, tam yok onu öyle bağlamayacak galiba ben yanılmışım derken, olay patladı ve böyle bir son aklımın ucundan bile geçmemişti. Aynı zamanda da bir gerilim romanı anlayacağınız.
Benim okuduğum baskısında eski kelimeler çok fazlaydı, yeni baskıları sadeleştirilmiş mi bilmiyorum ama bence böylesi çok daha şahane. Hatta keşke o kelimeleri hala kullanıyor olsaydık :( Kitabın kelime hazinenize de büyük katkısı olacak anlayacağınız. Katkı demişken Ali gibi bir insanı tanımak da bana bir katkıydı, Allah her insana böyle dost nasip etsin dedirten Ali. Bir katkı da eski İstanbul’u tanımak ve yaşamak.
Kitabın her şimşek çakmasıyla kendini hatırlatma özelliğine ek, bende görülen her servi ağacıyla da bunu başaracak gibi duruyor. Kahramanın dayısı için yaptığı servi benzetmesi ne büyük benzetmedir yarabbi bayıldım ve sonunda o servi görüntüsünün kayboluşu…
Pek kısa olmadı, ama kısaca okuyun, okutun, ben de bu arada Peyami Safa’nın bütün külliyatı devireyim, hadi bakalım :)