“...Çünkü bir insanın büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman anlaşılırdı. Bu her zaman böyle olmuştur. Böyle olacaktır.”
Cengiz Aytmatov / Cemile-Sultanmurat (s.172)

seen from India
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from T1

seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from Germany
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from China
“...Çünkü bir insanın büyüklüğü, değeri, yakınları tarafından en çok onu yitirdikleri zaman anlaşılırdı. Bu her zaman böyle olmuştur. Böyle olacaktır.”
Cengiz Aytmatov / Cemile-Sultanmurat (s.172)
"أنت السبب الأول الذي يدفعني للإستمرار،
وأنت أيضاً وراء شغفي اللامتناهي ..
أنت لست خطة جانبية أو ممر ثانوي،
.. أنت الطريق"
Muradiye camii Edirne Muradiye Mahallesinde, Sarayiçine egemen bir tepeye Sultan II.Murat 1436'da yaptırmış Mimarı bilinmemektedir. Yan mekanlı(zaviyeli) camilerin en güzel örneğidir. Ama mekan, arka iki kubbeli mekan ve son Cemaat yeri, avlusunda da şadırvan vardır. Cami, dış görünüşünün yalınlığına karşın, iç süslemesi yönünden XV.yy. Osmanlı Sanatının en önemli yapıtlarındandır. Mihrap ve duvarları kaplayan çiniler, Türk çini sanatının en güzel örneklerindendir. Mihrap önü Kubbeli mekanın duvarları doğacı çicek motifleri ile işlenmiş altıgen mavi, ak çini levhalarla, bunların arası da firuze renkli düz üçgen levhalarla kaplıdır. Hatayili, kıvrık dallarla çevrili üstünde kabartma çinilerden bir Palmet frizi vardır. Pencereler, rumili kıvrık dal motifleriyle süslenmiştir. Çini mihraptaki kabartma levhalar, geometrik yıldız, rumi, hayati ve Palmetlerden oluşan zengin motiflerle bezenmiştir. Buradaki renkli sır ve sıraltı tekniği başarılı bir biçimde kullanmıştır. Aynalıktaki pano, rumili kıvrık dallar arasında iki dize kufi ve biri Aynalı iki dize nesih yazı ile süslüdür. Çinilerde sarı egemendir; Rumi motif çokça kullanılmıştır. Ayrıca, rozet, şakayık ve karanfil de görülür. Sultan II.Murat'ın caminin solunda yaptırdığı büyük imaret, Mevlevi Tekkesi ve Semahane günümüze ulaşmamıştır. Camide, çiniden başka, orta kubbeleri birbirine bağlayan kemerde, Duvarlarının üst bölümlerinde ve örtü düzeninde zengin kalem işleri vardır. Minberi ahşaptır. Çiniden yapılmış mihrabı ile kanatlardaki duvar çinileri nadir ve Nefis Osmanlı eserleri olarak nitelenir.Çiniler altıgendir. Minarenin önce yeşil çinilerle kaplı olduğu bilinir.Bu çiniler 1752 Depremi sonrasındaki onarımda sökülmüşlerdir. Cami ve minare 1953 Depreminde de önemli ölçüde zarar görmüş ve onarılmıştır. Yakın geçmişte Ramazan Aylarında minareye mahya kurulur; hilal, Yıldız, gül, ok, yay sembolleri ile birlikte kaftn giydirilirdi. Sultan II.Murad rüyasında Mevlana'yı görür ve Mevlana ondan bir Mevlevihane yaptırmasını ister. İşte Muradiye Cami böylelikle bir Mevlevihane olarak yapılır #sultanmurat #mevlevi #edirne #padisah #osmanlıcami #tarih #art #sanat #selatincamiler #edirnetarihi https://www.instagram.com/p/B_5J-0VlS1sD5z7Ez4YVYBqElXjAb483aP15Xc0/?igshid=phriug9oawtq
Osmanlı sarayı Edirne Saray-ı Cedid-i Amire ya da bugünkü adıyla Edirne Sarayı 1870’li yıllara ait çok özel fotoğraflar ortaya çıktı. Rus fotoğrafçı Dimitri Ermakov’a ait fotoğrafların Edirne Sarayı yıkılmadan birkaç sene önce çekildiğini tahmin ediliyor . Rus fotoğrafçı Dimitri Ermakov’un bu fotoğrafları istihbarat amaçlı çekmiş. #edirne #osmanlısarayları #sultanmurat #istihbarat #russia #sarayıcedidei̇amire #hadrian #tarih #fotoğraf https://www.instagram.com/p/B_aZVk_FWbc/?igshid=1tsjnujsiahc3
Bir Miktar Cengiz Aytmatov
Cengiz Bey’cime daha önce Toprak Ana ile bir giriş yapmış ve tadı damağımızda kalmıştı. Daha çok daha çok Cengiz Aytmatov diyerek başladık okumalara. Şimdiden söyleyeyim bu kadarla da kalmayacağız, zira okudukça daha da beğeniyoruz kendisini.
Gelelim ilk kitabımıza. Benim için Toprak Ana’dan sonra tat vermemiş olsa da, bu onu kötü yapmaz; sadece benim Cengiz Aytmatov okuma sıramı hatalı yapar. Çünkü bu kitapta da yazarımızın üslubunun yalınlığı, gerçekliği, duruluğu gözlerden kaçmıyor. Esasında benim derdim yazardan ziyade karakterle. Biraz (belki de epeyce) oynak olan Cemile’nin yasak aşkını beğenmeyip tasvip edemeyişim. Bunu Bihter aşığı ben söylüyorum evet, ikiyüzlülük mü hayır; çünkü Bihter’im aşkım yasak aşkın içine sürüklenirken, Cemile’cik sürükleyen oluyor, Bihter’im kuzum Behlül’den önce asaletini, sadakatini daima korurken, Cemile köyün bekar delikanlılarıyla maşallah pek bir samimi, pek bir laubali. Senin tasvip edip etmemen önemli değil, hayatın içinde böyle insanlar da var önemli olan yazarın karakteri ve olayları nasıl anlattığı derseniz de haklısınız verecek cevabım yok ama sevemedim işte, elden ne gelir.
Cemile’yi bir yana bırakırsak Danyar karakterinin sessizliği, gizemi ilgimi çekmişti aslında oradan bir başka hikaye çıkar beklentisindeydim ama aşk hikayesine bağladık ne yaparsın. Bir de Seyit var kitapta, Cemile’nin kayınbiraderi ondan da bir başka hikaye beklentim vardı; o köyden çıkıp büyük bir ressam oluşuyla ilgili, hayallerde kaldı.
Karakterler dışında Cengiz Aytmatov için artık klasik olarak görmeye başladığım İkinci Dünya Savaşı olayı var. Bu kitap da o dönemde geçiyor olmasının yanında, kitabın her yerinde savaşın o zorlu yıllarını adeta yaşıyorsunuz.
Bir önceki kitabımızda arka plan olan savaş, bu kitapta adeta bir başrol ve konu durumundadır. Yazarın bu yılları en acı biçimiyle yaşamış olmasından mütevellit, daha iyi tarif edilemezdi dedirtir. Bozkırda kışın en ayazında saman ile ısınmak daha doğrusu ısınmaya çalışmak diyeyim mesela. Evet savaş belki cephedeydi ama sadece oradakiler yaşamadı savaşı; kıtlık, yokluk, iklimle mücadele geride bıraktıklarının payına düşendi. Bir köy ki her evin bir beklediği var, herkesin gözleri yolda; bir mektup, bir haber tek istedikleri, yaşadıklarını bilseler yeter; o haber gelecek miydi? Ya çocuklar, büyümeden büyümek zorunda kalan çocuklar, okula gidecekken tarlalarda çalışıp cepheye erzak göndermek zorunda kalan çocuklar; tüm bunlar olurken o yüreğe bir de aşkı sığdırabilirler mi? Cengiz Aytmatov’un kitaplarında hep olan tanıdık bir öğe bu kitapta yine daha bir ön plana çıkmış sanki: atlar. Sadece bir hayvan olmayan aynı zamanda bir dost olan, tüm bunların ötesinde bir umut olan atlar. Bitmemiş hissi veren sonuna rağmen, yaşattıkları, kattıkları insana fazlasıyla yetiyor.
Bu üç kitap arasında en en sevdiğim Cengiz Han’a Küsen Bulut oldu, her yönüyle muhteşemdi gerçekten, beni benden aldı diyebilirim ve bu aslında müstakil bir kitap değil, Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel Kitabının bir bölümü sadece. O dönemde bu bölüm sakıncalı görüldüğü için çıkartılıyor ve daha sonrasında ayrı bir kitap olarak yayımlanıyor. Yani benim ayıla bayıla okuduğum şey aslında bir kitap değil, bir kitabın bir bölümü sadece, öyleyse ana kitabımız kim bilir nasıldır diye de bende aşırı bir beklenti oluştu Gün Olur Asra Bedel için, inşallah yüksek beklentiden dolayı hayal kırıklığı yaşamam. Normalde Gün Olur Asra Bedel’den sonra bu kitabı okuyun diyorlar, ama ben ters insan olduğum için önce bunu okudum.
Gelelim yorumlara kitap içinde kitap, öykü içinde öykü; bir tarafta suçsuz yere tutuklanan öğretmen Kuttubayev, bir tarafta Avrupa’yı fethe giden Cengiz Han. İkisini de büyük bir merak ve heyecanla okudum.
Neresinden başlasam bilemiyorum çok derin anlamlar barındıran bir kitaptı. Kudret tanrısının nasıl oluştuğu, tanrı yöneticilerin tarih boyunca neden var olduğunu, güç ve iktidar kavramlarını ve gücü elinde tutanların çevresindeki insanların bundan nemalanabilmek için nasıl konum aldıklarını, kraldan çok kralcı dalkavukları ve çok daha fazlası öyle güzel anlatmış ki, hayran olmamak elde değil. İşgüzar bir devlet adamının sırf bir terfi alabilmek için, halk savaş sonrası yaralarını sarmak için debelenirken kurdukları şatafatlı eğlence masalarında sırf bir sandalye sola kayabilmek için, bir insanın hayatıyla nasıl oynadığı. İftiralar ve delil olmayan deliller ekseninde işkencelerle masum insanlara kabul ettirilen suçlar ve bunun gerçek hayatlarımızdaki acımasız gerçekliği. Çok yazık ki bu sadece bir kitap değil, gerçek hayatın bir kesiti.
Kitapta savaş tutsaklarına vatan haini gözüyle bakıldığını okuyunca da çok şaşırdım. Teslim olmak yerine kafalarına bir kurşun sıkmaları emrediliyor askerlere, kahramanımız da ne yazık ki bir savaş esiri olarak KGB nezdindeki ilk günahını işlemiş oluyor. Kuttubayev’in kendisine yüklenen suçları tüm işkencelere ve sözlere rağmen kabul etmeyip, onurlu bir şekilde hayata veda etmeyi seçmesini de çok taktir ettim.
Bir işkence sahnesinde Kuttubayev kendisine canla başla işkence eden adamı anlamaya çalışıyor ve soruyordu neden diye. İnsan insana nasıl bu kadar acımasız olur, ben onlara bir şey yapmadım, neden bana kin besliyorlar diyordu. Haydi buyurun cevabını siz verin.
❤ #leylaferay #aysesultan #muhteşemyüzyılkösem #muhtesemyuzyil #kosemsultan #muhtesemyuzyilkosem #metinakdulger #sultanmurat #nurgulyesilcay #aslitandogan #farahzeynepabdullah #ececesmioglu #великолепныйвек #кесемсултан #лейлаферай
Like it 💚💚 #leylaferay #aysesultan #muhteşemyüzyılkösem #muhtesemyuzyil #kosemsultan #muhtesemyuzyilkosem #metinakdulger #sultanmurat #nurgulyesilcay #aslitandogan #farahzeynepabdullah #ececesmioglu #великолепныйвек #кесемсултан #лейлаферай