Bizim çağımız günlük beslenme harcamalarının olduğu kadar prestij harcamalarının da hep birlikte "tüketmek" olarak adlandırıldığı ilk çağdır.
Çamaşır makinesi ev kadını için boş zamandır, satılmak ve satın alınmak için nesneye dönüştürülen potansiyel boş zaman ( ev kadınının TV ve orada diğer çamaşır makineleri için yapılan reklamı seyretmek için kullanacağı boş zaman!
Güzellik kadın için mutlak, dinsel bir buyruğa dönüştü. Güzel olmak ne doğa vergisi ne de ahlaki niteliklere bir ektir. Ruhlarına olduğu gibi yüzlerine ve hatlarına özen gösterenlerin temel, buyrukçu "niteliğidir". Güzel olmak iş dünyasındaki başarı gibi beden düzeyinde seçilmiş olma göstergesidir.
Ev kadını üretmez, ulusal muhasebelerde ev kadınının yansıması yoktur. Üretici güç olarak sayımı yapılmaz; bu, onun resmi faydasızlığı, "iyi bakılan" köle statüsü adına prestij güç olarak değer taşımaya adanmış olmasındandır. Ev kadını ev eşyaları olan ikincil sıfatlar üstünde hüküm süren bir sıfat olmaya devam eder.
Kadına kadınlık satılır... sağlığına ve vücut bakımına özen göstermeye, koku sürünmeye, giyinmeye, tek bir kelime ile 'yoktan var olmaya' inanarak kadın kendini tüketir.
Farklılaşma, nesneyi reddetme, "tüketim" in reddedilişi biçimine bürünebilir ve bu, tüketimin en üstün niteliklisidir.
İhtiyaçlar, sistem öğeleri olarak üretilir; bir bireyin bir nesneyle ilişkisi olarak değil.
Ama yoksulluk, diyor Sahlins, ne mal miktarının düşük olmasına ne de basit anlamda amaçlarla araçlar arasındaki bir ilişkiye dayanır: Yoksulluk her şeyden önce insanlar arasındaki ilişkidir.
Kıtlık olmaksızın ayrıcalık var olamaz.
Tüketim'in tüm yaşamı kuşattığı, tüm etkinliklerin aynı birleştirici biçime uygun olarak zincir oluşturduğu, insanı ödüllendirme yollarının saat be saat önceden ayarlandığı, "çevre"nin bir bütün oluşturduğu, bütünüyle iklimlemdirildiği, düzenlendiği, kültürelleştirildiği bir noktadayız.