'...Elimi uzatıp Ulaş'ın ateşine baktım. Bu sıcaklıktan fazla olduğunda Kutay'a haber verecektim. Elimi çektiğimde gözlerini açtı. "Neden buradasın, kız çocuğu?" diye sordu.
Sesi beklediğimden daha dinç çıkmıştı ve şaşırmıştım. Omuz silkip ellerime baktım. "Bana 'Bir gün sen de benim başımda beklersin' demiştin... Başında beklemek hiç eğlenceli değil," dedim ve bakışlarımı onun ellerine çevirdim, yaralanmıştı. O güzel parmaklarının çıkmış olduğuna hâlâ inanamıyordum.
"Neden?" diye sordu, sesi çatlamıştı.
Yüzüne baktım. Dudaklarında ve burun kemerinde yaralar vardı. "Bir çocuğun kahramanına zarar verilirse o çocuk çok üzülür de ondan," dedim.
Kaşlarını çattı ama burnu acımış olacak ki hemen gevşetmek zorunda kaldı. "Ben, senin kahramanın değilim, kız çocuğu. Görüyorsun ya, daha kendimi koruyamıyorum."
"Her savaşı kazanacak değilsin ya. Kahramanlar ölümsüz değiller. Onlar da zarar görebiliyorlar. Hem sonunu düşünen kahraman olamaz," dedim.
"Yine de senin kahramanın değilim," diye diretti.
"Evet, öylesin!" deyip güldüğümde gözlerini benden çekti. Gülümsemem de hemen kayboldu. Onun canı yanıyordu, bense gülüyordum.
"Canın yanıyor mu?" dedim eski halime dönerek kısık bir sesle. Bu sırada elini kaldırmaya çalıştığını fark edince elini tuttum. "Mecbur kalmadıkça elini kullanmaman gerek."
"Saçlarım gözüme geliyor," dedi.
Elimi yavaşça uzattım ve yüzüne düşen saçlarını çekinerek kenara ittim. "Seninkileri de çek," dedi huysuz bir sesle.
Kâküllerim uzadığı için neredeyse gözlerimi kapatıyordu ve belli ki bu, onu rahatsız ediyordu. Kâküllerimi geriye çekip tel tokayla tutturdum. Ulaş'a geri döndüğümde o da önüne döndü.
"İstediğin bir şey var mı? diye sordum.
Kaşları çatıldı ve bu kez gevşemediler. Bu sefer canı acımamış mıydı, yoksa acıyı umursamamış mıydı? Birincisi olmalıydı, çünkü uyumamama neden bu kadar sinirlensindi ki?
Ortamda sessizlik olurken alnındaki ter damlacıkları dikkatimi çekip duruyordu. Bir de ateşini kontrol etmem gerekiyordu tabii. Tereddütle elimi uzattığımda 'Ne yapıyorsun?' der gibi gözlerime baktı. Elimi alnıyla buluşturup, "Ateşini kontrol etmem gerek," diye açıkladım.
"Var mıymış?" diye sordu.
Elimi çekmeden, "Varmış ama yokmuş," dedim.
"Şuan ateşin var ama Kutay bunun normal olduğunu söyledi. Yani yokmuş da diyebiliriz," dedim gülümseyerek. Başını hafifçe salladı, elime değen saçları gıdıklanmama sebep olmuştu.
"Elini çekmeyecek misin, kız çocuğu?"
"Affedersin dalmışım," diyerek elimi çektim ve şirin olmaya çalışarak gülümsedim. Rezil olduğumda verdiğim tepki genelde bu olurdu. "Şey... uyumalısın artık."
Bunu söylediğimde gülümsedi, gerçekten gülümsedi. Tütüncü, bana samimi bir şekilde gülümsemişti! Bugünde bir tuhaflık vardı sanki. Önce ismimi söylemiş, şimdi de içten bir şekilde gülümsemişti.
"Öyle diyorsan, kız çocuğu" deyip gözlerini kapattı yavaşça.
Ellerimle yanaklarımı kapattım. Yavaşça bana doğru dönüp gözlerini açtı. "Ne yapıyorsun?"
"Tam bir kız çocuğusun, kız çocuğu."