Kaptan bizi bu açık denizde müsait bir yerde bırakır mısın?
Tam bu mavinin ortasında. Gökyüzü ile deniz mavisinin alaca bulaca olduğu bu suda, bu sonsuzlukta. Yok olmanın,kocaman bir hiç olmaktan daha mutlu edeceği bu derinlikte bırak bizi. Yukarıya giden yol kadar, yerin altına saklanmış o dehlizde. Çokluğun içindeki yoklukta. Çünkü ancak öyle yokedebiliriz içimizdeki kibiri. Leb-i deryalara, ummanlara sığınıpta bir suya hasret kalacağımız bu yer kendimize tekrar varmak için en iyi nokta.
Halatları boşverin. Atlayacağız. Fütursuzca topladığımız bavulun içindeki defterler hariç hepsini dağıtın ardımız sıra. Zira onlar birkaç maddi değerden ötesine geçemediler ve biz hiçbir zaman o maddiyatın ötesindeki sonsuzluğa el sürüp, etek öpememiştik.
Biz buna hazırken, zihinler kararından caymadan, bu mavi sarhoşluğunda yani henüz vazgeçmeden birtakım heveslerden, düşmemize el çırpın. Alkış tutun. Bir şarkı uydurun tam bu özgürlüğün zirvesindeyken. Müzik her şeyi anlamlı kılar çünkü. Belki bir gün dönüp baktığınızda, o sözler tekrar ağzınıza bir yılan gibi kıvrıldığında, hemen düşmek isteyeceksiniz.
Defterler demiştik, onları saklayın. Anılar parayla ölçülemeyecek kadar büyük değerlere vakıftır. Yaşamak umudu, hayatın herhangi bir anında iz bırakmak umuduna yenik düşer her zaman. Halbuki yaşamak bir amaca bağlandığında anlamlı kılınır. Amaç belli. Birkaç kelimeyi zihinlere nakşetmek. Okunan o vahim satırlardan birkaçı zihninize bir akrep gibi sokulduğunda, hemen düşmek isteyeceksiniz.
Beyaz,kaygan zeminli vapurdan bir adım ileri. Duraksa. Rüzgarı hayal et. Bir adım daha. Heyecana yenik düşme sakın. 3. adım denge sınırında. Gözlerinin içine bak elini tuttuğun adamın, birkaç kelime fısılda, belki melodi. Yüzünü güneşe dön ve son adımı beraber sırtlan.
Rüzgar tüm ensemi okşuyor. Akşam olmaya yakın ufuk çizgisinde güneş turuncusu, yüzümü şenlendiriyor yer yer, gölgeye mahal yok. Karanlık denilen şeyin rengi unutulmuş. Ayaklarımdan, saç diplerime kadar uzanan su soğuğu naif bir ürperti ulaştırıyor tüm bedenimde. Yüreğimin korkudan değil de sabırsızlıktan deliler gibi attığını sadece ben değil vapurun düdüğü çalarken bile o an oradaki her kulak işitiyor. İşte o zaman başlıyor tempo tutmaya tüm kainat. Eller, ayaklar, dudaklar aynı ritme uyuyorlar. Bu an unutulmayacak, asla.
Tekrar ses. Islıklar çoğunlukta.
Sonra kulağımda sadece kum sesi, avını yakalayan bir balığın iniltisi. 10 parmak var tek bir yerde buluşan, aralarından su kayıyor. Diz vurup, yüzeye çıkıyoruz. Vapur hareket ediyor, bacalarında dumanlar. Köpük köpük kalıyoruz özgürlüğün ortasında.
Tanrım mutlu olmak nasıl da kolaymış.
Artık tüm dünyevi sıkıntılardan, boşluklardan, yersiz abartılı konuşmalardan uzakta 20'li yaşlarında iki dalgın ruh güneşin seyrine dalıyoruz. Kendimizi unutana, yaptığımız kötülükleri unutturana kadar burada bekleyeceğiz. Belki sonsuza kadar, belki atmosferde tekrar. Çünkü basit bir kelimeden öte huzur, içinde zühur olduğunda ancak var olur.