No title available
Cosimo Galluzzi
hello vonnie

❣ Chile in a Photography ❣

Origami Around
official daine visual archive
Xuebing Du

oozey mess
h
The Stonewall Inn
Not today Justin
$LAYYYTER
ojovivo

izzy's playlists!
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

ellievsbear
art blog(derogatory)
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
EXPECTATIONS

Andulka
seen from United States

seen from Bangladesh
seen from T1
seen from Brazil

seen from Ukraine

seen from United States

seen from South Africa
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Argentina
seen from Italy
seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
seen from Canada
seen from Brazil
seen from Colombia

seen from United States
seen from Netherlands
@the-nightmareboy-blog
“Kendimden korkmuyorum, dönüşebileceğim şeyden korkuyorum. Dönüşebileceğim kişinin yapabileceği şeylerden. Ve yanılıyorsun, o kanın kimlere ait olduğunu biliyorum;; değer verdiğim herkesin. Sevdiğim demiyorum, değer verdiğim.” dedi. Nefes nefese kaldığının farkında yeni yeni varıyordu, ancak düzene sokmak istese de sokamıyordu. Kolları, iki güçlü el tarafından hala sıkılıyordu. “Ben kimseden nefret etmem. Nefret fazla güçlü bir duygu. Ve zaten içimde var olan bir şeyi gösterdin diye ilk nefret ettiğim kişi de olmayacaksın, Alan. İnsanlara kendinden zorla nefret ettiremezsin.” dedi. Kollarındaki tırnaklar, derisine işlemeye başlayınca acı ile inledi. “Buna artık bir son veremez misin, lütfen? Gerçekten canım yanmaya başladı.”
“Dönüşebileceğin şey yoktur Tessa, sakladığın şey vardır. Bunu asla unutma.“ dedikten sonra tüm dediklerini alaycı bir gülümseme ile dinlemiş üzerilerine düşünmemiş ya da tek bir laf dahi söylememişti. O ana kadar vizyonun Tessa’nın gözleri önünden gitmesine izin vermemişti. Fakat kızın gereğinden fazla tepki verdiğini görünce bir son verme kararı verdi. Odanın zaten köşesindeydi ve çıkış kapısına doğru ilerledi. Ve çıkmadan önce kızın kendine gelip gelmediğini kontrol etmek üzere gözlerini Tessa’dan tarafa kaydırdı.
YAHOO STYLE
Yüzünde şaşkınlık ve kızgınlık dolu bir ifade belirdi. ‘’Şu durumda bile mizah yeteneğine hayran kalmama yol açıyorsun. Hala bakireyim, Alan. Belki de senin bebeğindir ne dersin? gerçi senin gibi bir tane daha düşünemiyorum.’’ Kolunu karanlıkta tutan kişinin Alan olduğunu bilmese, muhtemelen çığlığı basmıştı. ‘’Bunu yapmam için budala olmam lazım. Karanlıktayız.’’ Dedi ve Alan’ın hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalıştı.
"Ağlayıp aynı anda çığlık atabilen bebekler görmüş müydün? Muhtemelen az sonra bir tane göreceğiz. Hazır olsan iyi edersin.” demişti tahta bir kapıyla buluştuğunda eli. Sesin kapının arkasından geldiğine adı gibi emindi. Kapıyı önce açamadı fakat sert bir şekilde omzulaması zaten çürümeye yüz tutmuş kapının kurabiye gibi dağılmasına neden olmuştu. “Önden buyurmak ister misin? Bebeklerle aramın iyi olup olmadığına emin değilim.“ Odanın ortasında duran bebek arabasının üzeri siyah bir örtüyle kaplıydı. Alan kapıyı aştığı için ağlamalar ve periyodik olarak çığlığa dönülen cıyaklamalar net bir şekilde duyuluyordu. Bu odada ışık vardı. Her tarafta şamdanlar vardı. Bu bir çeşit tuzaktı. Ve Alan altından ne çıkacağını merak ediyordu.
Güzel. O zaman ona ulaşmam o kadar da zor olmayacak. “Ne demek istiyorsun?” demişti. Ancak eline geçen tek cevap,iyi izle James, olmuştu. Anlamamıştı, ne yaptığını da çözememişti, ancak saniyeler sonra karşısında kendi görüntüsü belirince şaşırmıştı. “Bu da ne? Dalga falan mı geçiyorsun benimle?” dedi. Alan’ın bir şey yaptığını anlamıştı, eğer gücünü de az önce belirttiği gibi korkularla ilgili olmasaydı, şekil değiştiren olduğunu düşünebilirdi. Karşısında ayna gibi duran, kendi görüntüsünü inceledi. Kıyafetleri, aynıydı. Saçı, makyajı, aynıydı. Farklı olan tek şey suratındaki sırıtış ve ellerine bulaşmış olan… kandı. Hayır. Bunu görüyor olamazdı, sadece… olamazdı. “Sen… sen ne yaptın?” dedi duraksaya duraksaya. Bunu kime sorduğundan emin değildi, Alan’a mı, kendisine mi yoksa görüntüsüne mi soruyordu bilmiyordu. Ellerindeki kanın kime ait olduğunu çok iyi biliyordu. O kan, hayatında değer verdiği tüm kişileri temsil ediyordu. Sırıtış? Onun geleceği oluyordu bu halde. İstemsiz olarak nefes alış-verişi hızlandı ve bir adımını geriye attı. “Hayır, hayır, hayır.” Kafasını bir yandan sağa sola sallıyor, bunun olduğuna inanmıyordu. Bu gerçek değildi. Gerçek olamazdı. Gerçek olan oydu, karşısındaki pis görüntü değil .”Ah, hayır Tessa, ben senim. Sende ben. Ben, senin geleceğinim.” Kendine hakim olamıyordu, sadece gerilemeye devam edebiliyordu ki, kollarının iki yanından iki güçlü el onu tuttu. Büyük ihtimalle Alan’ın yaptığı bir şey olduğunu düşünmüştü. ”Bırak beni!” diye kurtulmaya çalışsa da, başarısız oluyordu. Görüntü karşısında dururken, kollarını tutan iki el, tırnaklarını derisine batırıyordu.
Oturduğu yerden kılını kıpırdatmadan izliyordu onu ve tepkilerini. Bir filmmiş gibi. Zevk mi alıyordu? Hayır. Mutlu muydu? Bir hayır daha. Hissizdi. Boştu. Onu korkutucu yapan da bu değil miydi zaten? Yorum yaptı duygusuz sesiyle. Tessa’nın belki o yaşadığı küçük korku krizi arasında dahi hissedebileceği kadar kaygısızdı ve hislerden yoksundu o ses. “Kendinden mi korkuyorsun? Acınası. Kendini sevmelisin Tessa. Sen kendini sevmezsen seni kim sevecek? Ama onu nasıl sevebilirsin ki? O kanın kime ait olduğunu bile bilmiyorsun. Muhtemelen bir başkasının. Acınası. Bir kez daha.“ En sonunda oturduğu yerden kalkmış odanın köşesine gitmişti. “Ben sadece sana kapıyı açtım Tessa, zihnini açtım ve sen ise korktun. Düşündün. İşte karşında. Bunun için benden nefret etme. Bunu yaparken ne kadar duygusuz ve kaygısız olduğum için benden nefret et ve uzak dur.“
‘’Benzemiyor, zaten bir bebek ağlıyor.’’
“Hope... Birinden bebek peydahladın ve ben bunu yeni mi öğreniyorum yoksa? Kimden olduğunu bilmeye sence de hakkım yok mu?“ Sahte bir şaşkınlıkla söylemişti bunları, öyle ki kızın göremeyeceğini bilse bile yüzünde yapmacık bir kızgın ifadesi dahi vardı, kızla besbelli dalga geçiyordu. Kızın kolunu karanlıkta yakaladı. “Yanımdan ayrılma.“ derken sese doğru hızlı ve fazla cesur adımlar atıyordu. Ses sanki bebek ağlamasından çığlığa dönüşüyor gibiydi. Tiz sesler Alan’ın kafasını karıştırmıştı.
“Hayır, daha önce korktuklarımda başıma geldi zaten. Ama, en büyük korkuma en yakın şey ile beraber yaşıyorum desem?”
“Güzel. O zaman ona ulaşmam o kadar da zor olmayacak.“ Alan gözlerini hafifçe kapattıktan sonra tamamen Tessa’ya odaklandı. Zihnine. Korku duygusuna odaklanmıştı, en çok korktuğu şey, sanki olacakmış gibi düşünüp davranmasını, korktuğu şeyle ilgili bir vizyon görmesini sağlayacaktı. “İyi izle James.“ dedikten sonra kızın başına gelecekleri görmek üzere gözlerini açtı. Kızın gözleri önünde nasıl bir vizyon canlanacak merak ediyordu.
‘’Evet, ayrıca zalim ve orospu çocuğunun önde gideni bir baban varsa sana ve annene kolaylıkla el kaldırabilir ve sen korunurken annen gözünün önünde dayak yiyebilir. Yada kaldığın yetimhanede, gücünün sınırlarını zorlayana kadar seni karanlık bir odaya kapatabilirler.’’ Derin bir nefes aldı. ‘’Her neyse, karanlıkta durabilirim. O kadar sene durdum.’’
“Sus.“
“Duyuyor musun? Bir bebeğin ağlama sesine benziyor.“
“Hala burada olduğuma göre, belki de başka bir yol bulmalısın.”
“En büyük korkunun ne oluğunu biliyor musun?“
‘’Kulakların sağırsa beni yok yere suçlamış olacaksın. Ah, hayır. Sakın. Sakın düşündüğüm şeyi yapma.’’ Tam olarak beklediği gibi etraf karanlığa bürünmüştü. ‘’Evet, karanlıktan korkuyorum. Seni ahmak herif, yak şu mumları!’’
“Karanlığın tadını çıkar, ben her zaman sevmişimdir. Karanlık ve sessiz.“ dedikten sonra zaten karanlık olan odada gözlerini kapatmıştı bir an için. “Muşmula suratımı görmek zorunda bile değilsin. Karanlık o kadar güzeldir. Çirkin ve kötü olanları içinde bir dost gibi saklamayı bilir.”
“Hah. İnsanları kendinden uzaklaştırmayı bir hayli seviyorsun, değil mi?”
“İşe yarıyor mu bari, sen onu söyle.“
‘’Güldürdünnn, yok canımmm ben sana hiç muşmula suratlı der miyim, sen yanlış duymuşsundur.’’ Muşmula suratlı.
“Teşekkürler ama sanırım kulaklarıma inanmayı tercih edeceğim. Odanın eski zamanlara göre dekore edilmiş olması ve odayı aydınlatan tek şeyin şu mumlar olması çok kötü değil mi? Hayır asıl kötü olan, Alan Goldstein’ın--“ Odayı aydınlatan mumları tek tek üfleyerek söndürdükten sonra devam etti. “--o mumları söndürmüş olması. Karanlıktan mı korkuyordun Hope?“
“Eh, birilerini korkutmak için belli ki gücüne ihtiyaç duymuyorsun. Daha çok onu nasıl yaptığını sormuştum.”
“Muhtemelen ben de burada herkesin görmeyi beklediği şu iblislerden biriyim. Sanırım benden uzak durmalısın. Bilirsin, bazı iblislerin genç kızları öldürdüklerine veya kaçırdıklarına dair şehir efsaneleri var.“
‘’Benim huysuzluklarına alıştığım gün kıyamet kopacak Goldstein. Şu yüzünün gülmesi bile olağandışı geliyor genelde muşmula gibi dolaşıyorsun.’’
“Sen az önce bana muşmula mı dedin?“
‘’Elbette hayır. Bakıyorum da yine bütün huysuzluğun üzerinde.’’
“Ne o, yoksa hala alışamadın mı?“
‘’Burası o kadar ürkütücü gözüküyor ki, geceleri uyuyabilir miyim emin değilim.’’
“Ninni falan söylememi mi bekliyorsun?“