yardımcı
Çoğu kitapseverin, eleştirmenin, yazarın ya da yorumcunun yaptığı gibi kitabın teması, karakterleri,özeti vs. Gibi kısımlarından bahsetmeyeceğim. Benim bahsetmek istediğim kitabın bana hissettirdikleri. Sizin de ben gibi tuhaf huylarınız var mı bilmiyorum. Mesela ben sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlemekten hoşlanırım ve izlerken de filmle sesli ya da sessiz olarak konuşurum. Kitaplarda durum biraz karmaşık. Kitapla duygusal bir bağ kurabilmeliyim, kitabı okumayı bırakıp gece uzandığımda onun üzerine düşünmeli, gözümde canlandırabilmeliyim okuduklarımı, ufakta olsa bilmediğim bir şey öğrenmeliyim hiç bir zaman işime yaramayacak olsa bile. Bunun gibi tuhaf tuhaf kriterlerim var onları sevmem için. Bu bir tarih kitabı da olabilir, şiir kitabı da aşk kitabı da.. Bazı yerlerinde ben olsam böyle yapmazdım, iyiki anlatılan zamanda ve yerde yaşamıyorum vb gibi düşüncelere dalarım. Yani düşüncelerimin, hayal gücümün sınırı olmadığından, psikolojimin çok sık değişkenlik göstermesi gibi nedenlerden dolayı tema benim için çokta önemli değildir, yeter ki bir yerine tutunabileyim. Fakat farkında olmaksızın yıllar boyunca aşk romanlarından kaçmışım, hem de uzun yıllar boyunca.. Bir de hollywood tarzı güçlü, yalnız kadını anlatan kitaplardan.. Bu tarz konulu filmleri seviyorum, ama kitap başka birşey.. Bu kaçışın hikayesi şu anki yazımın konusu değil, bundan sanırım başka zaman bahsetmeliyim. Ben hep duygusal açıdan ama bilgi açısından birşeyler öğrenebilmeyim düşüncesiyle yaklaşmıştım kitaplara. Tarihin bir dönemine ait bir kitap okuduysam detayları saatlerce internetten araştırıp öğrenmeliydim, konu her neyse bu konu hakkında diğer kitapları edinmeli ve okumalıydım. Yazar hangi dönem yaşamış, nelerden etkilenmiş, özel hayatı nasılmış filan bunları hep bilmeliydim.. En önemlisi de hiç bir kitabı yarım bırakmamalı, bitirmeden yenisine başlamamalıydım😒 sanki okuduğum kitaplardan sınav olacakmışım gibiydim. Sevmediğim bir işi 11 yılın sonunda bırakmıştım, sevmediğim kitabı neden yarım bırakamıyordum ki? Korkularımın üzerine gidip romantik aşk romanları okumalıydım😊, beğenmediğim kitabı bitirmek için kasmamalı, artık bazı şeyleri dağınık bırakmalıydım..
Aşk romanı değil ama benim için romantik sayılabilecek Yardımcı kitabı ile karşılaşmam yukarıdaki bahsettiğim kitap seçimlerinde değişiklik yapma kararı almamın akabinde oldu. Herkesin bildiği kitap alınan sitelerden birinde kampanya kitaplarından biriydi. Tarzımı değiştirecektim ama çok fazla para veremezdim bu kadar yıl uzak kaldığım bu tarz bir kitaba , kampanyadan almalıydım. Kampanyadan almalıydım ama okuyarak ta boşa zaman geçirdim hissine de kapılmamalıydım. Sanki günün her anını çok faydalı şeylerle mi geçiriyorum, hayır. Peki bu güne kadar kitabı ücretinden dolayı şayet ilgimi çektiyse almamazlık ettim mi, hayır. Normal şartlarda kitap almadan önce okuyan yorumlarına bakarak epey zaman geçirir, hatta bundan keyif alırım. Ama bu kitapta böyle olmadı. Uluslararası bestsellerı görünce – ki bestsellera yani popüler olan şeylere karşı ilgim genellikle azdır.Bir şeyin ne olduğu farketmez, giysi, kitap, şarkı vs modası geçer ve ben sonrasında keşfeder, aa güzelmiş aslında yorumunda bulunurum – almakla birşey kaybetmem diye düşünerek aldım. Sanıyorum bu da pandeminin bendeki etkilerinden😊
Kitap 1960 lar Amerikasında, siyahi insanlara yapılan zorbalıkların, hem beyaz hem de siyahi kadınların gözünden anlatıyor. Tarihin detaylarını öğrenmeyi seviyorum. Ama bu kitapta beni üzen akıl almaz derecede saçma davranışlar vardı siyahi insanlara yapılan. Akıl alır gibi değildi gerçekten. Kitap kurguydu ama detaycı ben internette hemen bu davranışlar gerçek olabilir mi diye araştırdım. Evet bazılarını biliyordum ama hiç bu kadar gerçekliğini hissetmemiştim.Ve evet doğruydular. Hatta daha fazlaları bile vardı. Ama tabi beni daha da üzen geçmişte olanlardan çok bu zorbalıkların 60 yıl sonra bile devam ediyor olması. ( hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda Amerika da siyahi bir kişi, beyaz bir polis tarafından feci bir şekilde öldürüldü.) bu kitapta tek bir karakter de değil neredeyse hepsinde kendimden birşeyler buldum. Bir tanesi gibi yazılar yazmak istiyordum, bir tanesi gibi çenemi tutamadığım çok yer oluyordu, bir tanesi gibi bazen inanılmaz derecede iyimser olabiliyordum... her karakterle ilgili bir şeyler okuduğumda içimde bir yerlere dokunuyordu..
Kitabı bitirdiğimde, 21. Yüzyılda, halen insan olabilmeyi başaramayan insanlarla aynı gezegende nefes alıp veriyoruz diye düşündüm. İnsan görünümlü caniler dünyanın bir yerinde siyahi düşmanı, başka bir yerinde kadın düşmanı,başka bir yerinde çocuk düşmanı; bazen ırk,bazen dil bazen de din düşmanı olarak karşımıza çıkıyor işte. Yıllar, hatta yüzyıllar geçse de bu gezegenin gerçeği sanırım bu.. Ve ben bu kitabın sonunda – Mustafa Topaloğlu gibi – bu dünyadan olmayı reddediyor, kendimi uzaylı ilan ediyorum..















