ama geçecek, kırk kere üçten geriye sayacağız. biraz ağlayacağız odada. çıkıp güleceğiz. bir şekilde geçecek. hep geçer öyle değil mi. öyle biliriz. çünkü öyle öğrendik, öyle okuttular. öyle gördük annelerimizi mutfak tezgahlarında. sabahın köründe. banyoda veyahut musluğun başında ağlarken. gece uyuyamazken. bir şekilde geçmiş değil mi. öyle basit. bak çok kolay söylüyorum, tek nefes tek hece. geçer dediler mi geçer. çünkü öyle yazmışlar. gayrı bize yazılanı okumak düşmez mi. ezberle. de ki ağlama, sen tezgah başında ağlayan kadının çocuğusun. şimdi öyle iğrenç öyle pislik bir evin içinde çiçekler yetiştiremediğin için tâbi ki ağlama. o duvarları sen dikmedin. bak ellerin çamur toprak çocuğum. ama sen bu duvarlara çamur değil çiçekler iliştirdin. bu yegâne tesellidir ki benden sana, sen çiçeklerimden bile hep. hep. hep. çok güzeldin. bu da geçti dediğin zaman. bambaşka bir yere bakmaya başlayacaksın. baktığın yer hep farklı olacak fakat hep aynı şeyi göreceksin. bu sebepten lütfen gözlerini suçlama. bazen kırk birinci kere üçten geriye sayman gerekecek. bazen çiçekler değil çamurlar iğnelemen gerekecek. çünkü çocuksun ya. aklanman lazım. kim senin oyuncağını çalarsa gidip onun oyuncağını kıracaksın. böyle inanıyorsun. öyle olacak. bak yavrum, sen istemesen de gözlerin hep dolacak. dinlersem ağlarım diye nefret ettiğin şarkı yol boyunca birinin kulaklığın da hiç susmayacak. bunları oku. çünkü bunlar hiç yazılmaz. çünkü bu yangın yanmamış evlerde konuşulmaz. buradayım benim evim benim kibritimle yandı. şimdi öyle ezbere konuşamam. senin evinde, senin annenin dizinde ağlayarak zırlayarak bunları anlatamam. sanki artık yeniden tekrar tekrar çocuk olup bunları rüya diye anneme anlatamam.










