P&C Interview: Müge Yıldız
We had the pleasure of speaking with Müge Yıldız on the blog this week. She discussed with us her relationship with art and philosophy, her creative process and her upcoming projects.
Keep reading
todays bird
Sweet Seals For You, Always
Three Goblin Art
EXPECTATIONS
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Misplaced Lens Cap

@theartofmadeline
Cosimo Galluzzi

#extradirty
No title available
official daine visual archive

Origami Around
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Not today Justin

oozey mess
YOU ARE THE REASON
Sade Olutola
macklin celebrini has autism
cherry valley forever
seen from Argentina
seen from Argentina

seen from Argentina

seen from United Arab Emirates
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from Spain
seen from United States
seen from United States
@traficmag
P&C Interview: Müge Yıldız
We had the pleasure of speaking with Müge Yıldız on the blog this week. She discussed with us her relationship with art and philosophy, her creative process and her upcoming projects.
Keep reading
Art Speaks Out
5 Aralık’ta sanatın çevre için dile gelişini kaçırmayın!
Paris İklim Zirvesi devam ederken sanat sözünü sakınmıyor. 5 Aralık’ta ikonoTV işbirliğiyle 60 uluslararası sanatçı toplamda 150 video çalışmasıyla 24 saatlik bir gösterimle seyircisiyle buluşuyor. İklim değişikliği ve çevre duyarlılığı için bir araya gelen sanatçıların yapıtlarını ikonoTV’de küresel gösterimle izleme şansını elde etmek mümkün.
Programın sponsorlarından olan İstanbul Modern ise ikonoTV’nin Art Speaks Out seçkisini TILL IT’S GONE sergisi kapsamında 23 Aralık’tan itibaren İstanbul’da seyircisiyle buluşturuyor.
Sergi kapsamında video çalışmasıyla yer alan sanatçılardan biri olarak ayrıca heyecan duyuyorum, sizi de bu küresel gösterime davet ediyorum.
Art Speaks Out programına buradan ve katılan sanatçılarla ilgili bilgiler için ikonoTV’nin sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
Ayrıca İstanbul Modern’deki sergi hakkında daha fazla bilgi almak içinse buradan sayfalarına ulaşabilirsiniz.
Kendin Çek, Kendin Göster / BYOB II
Pera Müzesi’nin film ve video etkinlikleri kapsamında sunduğu ve küratörlüğünü Maybe Art Projects’in üstlendiği “Kendin Çek, Kendin Göster / BYOB” etkinliği bu sene ikincisi 4 Eylül Cuma günü 19:00 – 23:00 saatleri arasında Pera Cafe’de gerçekleştiriliyor.
2010 yılından bu yana dünyanın çeşitli şehirlerinde düzenlenen BYOB’nin İstanbul’daki ikinci etkinliği, popüler ve ana akım sanat ortamına alternatif yönleriyle öne çıkan işlere yer veriyor. Maybe Art Projects’in sunduğu seçkide yer alan sanatçılar: Zafer Akşit, Bahadır Arıcı, Nurhan Avcı, Eray Dinç, Lara Kamhi, Gizem Karakaş, Fikret Karaman, Onur Kemal Kösedağ, Nazlı Tuhera Moral, Ergin Soyal, Etem Şahin, Berkay Tuncay, Kubilay Ural, Müge Yıldız, Bahar Yürükoğlu, Wounded Wolf Press
Program dahilinde ben de ‘I See Voices / Sesleri Görüyorum’ video projemle orada olacağım.
Program sayfasına buradan etkinlik sayfasına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Lyon ve boşluk duygusu, uzaklara, yukarılara bakma anları.
Lyon, Mayıs 2015
Lyon’da Vieux Lyon’a doğru yola çıktığımda yürürken karşıma çıkan görüntüler, şehri renkleriyle lezzetli bir pastaya benzetiyorum.
Lyon, Mayıs 2015
Lyon’daki gezimin ilk günleri fotoğraf makinemde kalmış siyah beyaz filme yansıyan imgeler. Şehir kendini fotoğraf makineme ne güzel de açmış.
Lyon, Mayıs 2015
Yürüyerek Lyon
Geçtiğimiz Mayıs ayı Lyon’u beş günlük bir keşfe çıktım. Çoğunlukla yürüyerek dolaştığım bu güzel Fransa şehri aklımda kalıcı imgeler bıraktı. Ayrıca ilk kez yalnız gezdiğim Avrupa şehri oldu Lyon, bu yüzden de sanırım kendisine farklı anlamlar da yükledim. Yabancı bir ülkede, yabancı bir şehirde, bana yabancı sokaklarda dolaşırken şehirle baş başa olmak inanılmaz bir deneyim. Hafızam, anılarım, hayaletlerimle sokakların eşlikçisi olmak, bir anlamda şehrin kendisiyle yol arkadaşı olmanızı sağlıyor.
Lyon ile aramda başlayan özel yolculuğu yanımdaki eski filmli kameramla fotoğrafladım. Bu mekanı, bu sokağı, bu köprüyü, bu binayı hatırlamalıyım dediğim bi kaç andan ilki Lyon’un güzel köprülerinin birinin önünde rastladığım Saone Nehri kıyısındaki heykel. Yolum uzun olmasaydı soluklanmak için daha fazla vakit ayırabileceğim iyi bir bekleme noktasıydı.
İlk kısa filmim Köprü Altında Bir Yürüyüş’ü tanıtmak ve sunmak için 68. Cannes Film Festivali (Short Film Corner) deydim. Workshoplardan, konferanslardan, film gösterimlerinden ve film kuyruklarından arta kalan zamanlarımda emektar filmli fotoğraf makineme sarıldım. Kamerama yansıyan haliyle ilk Cannes Film Festivali deneyimim de böyle oldu.
68. Cannes Film Festivali Nice / Cannes / 13.05-18.05 2015
Short Film Corner’dan 68. Cannes Film Festivali
Seyirci olmak Cannes'daki en zor iş
Bu sene Cannes Film Festivali’nin 68.’si düzenlendi. Çoğunlukla festivali yarışma filmleri, kırmızı halı ve kapanış seremonisiyle takip etsek de aslında festival her ülkeden farklı alanlarda çalışan sinemacıların buluştuğu büyük bir alan. Bu alan da en basit haliyle büyük bir pazara benzetilebilir, bu anlamda da Cannes, dünyadaki en büyük sinema pazarlarından biri; yönetmenler, yapımcılar, senaristler hatta oyuncular çeşitli bağlantılar kurmak, yeni işler için ilk tanışmalarını yapmak, filmlerini tanıtmak ve hatta yeni ekip arkadaşları bulmak için festivale katılıyor.
Bu yazım SanatAtak ‘da yayınlanmıştır, yazının devamına ve Cannes Film Festivali boyunca çektiğim fotoğrafların bir kısmına buradan ulaşabilirsiniz.
Tüm Cannes fotoğraflarım ise yakında fotoğraf blogum jaakaappi ‘de yakında yayınlanacaktır.
İstanbul Film Festivali’nde Bu Filmleri Yakalayın
Sevgili manyetikbant için hazırladığım 34. İstanbul Film Festivali izlenesi filmler seçkim
manyetikbant:
Bant Mag bünyesinde ve blogunda yayınladığı sinema yazılarını zevkle takip ettiğimiz, bir yandan da Cannes Film Festivali’nde gösterilecek ilk kısa filminin heyecanını yaşayan Müge Yıldız, bizim için İstanbul Film Festivali’nde kaçırılmaması gereken 8 film seçti. Bol kahveli toplantılarınızı, dişçi randevularınızı ve pilates derslerinizi ajandanızda sağa sola itekleyip bu filmlere yer açın.
NED RIFLE: Hal Hartley’nin Henry Fool ile başlayıp Fay Grim ile devam eden üçlemesini tamamlayan yeni filmi tabii ki kaçırılmamalı. Hartley, 80’lerden bu yana çektiği bağımsız filmleriyle kendine has eşsiz bir sinema evrenine sahip. Bu yeni filmi, üçlemesini sonlandırırken nostaljik hava şimdiden her yeri sardı. Parker Posey’i bir Hartley filminde tekrar izlemek de tüm bu havayı destekliyor. Filmin müziklerinin de sahibi Hartley’nin uzun uğraşlarla çektiği Ned Rifle’ı kaçırmamalı. / Seanslar
INHERENT VICE (GİZLİ KUSUR): Paul Thomas Anderson, filmlerini en merakla beklediğim yönetmenlerden biri. The Master’ın ardından Thomas Pynchon’ın aynı adlı eserinden bir uyarlama yapıyor ve Joaquin Phoenix’i yine yanına alıyor. Müzikler ise yine Jonny Greenwood’a ait. / Seanslar
EVERY THING WILL BE FINE (HER ŞEY GÜZEL OLACAK): Wim Wenders bu yıl 70. yaşını kutluyor ve festivalde bu sene Juliano Ribeiro Salgado ile ortaklaşa yönettiği, Oscar adayı belgeseli Toprağın Tuzu filmiyle birlikte iki filmiyle yer buluyor. Wenders’in 70. yaşını 3 boyutlu, James Franco’lu yeni drama filmiyle kutlayabiliriz. / Seanslar
WHILE WE’RE YOUNG: Noah Baumbach, Frances Ha’nın ardından Ben Stiller’ı yine yanına alıyor; Adam Driver, Naomi Watss, Amanda Seyfried ve Charles Grodin’i de ekliyor ve bizi eğlenceli bir New York yolculuğuna çıkarıyor. Baumbach’ın insan ilişkilerine bakışını bu sefer dört karakter üzerinden izleyebileceğiz. / Seanslar
PHOENIX (YÜZÜNDEKİ SIR): Christian Petzold, filmleri hangi dönemde, hangi ülkede geçerse geçsin ve konusu ne olursa olsun, kadın karakterlerinin incelikli ifade edilişi ve içsel, derinlikli anlatımı ile dikkat çeken yönetmenlerden biri. Nina Hoss’un Petzold kadar başarılı performansı da bu 2014 yapımı filmde tekrar karşımıza çıkacak. / Seanslar
FUSI (BAKİR DEV): En sevdiğimiz İzlanda sakini Dagur Kári’nin bu yeni filmi, altı yıl aradan sonra İzlanda topraklarına geri dönmesinin de kutlaması gibi. Noi Albinoi’den sonra en başarılı filmi olduğu dedikoduları şimdiden gelmeye başlamışken müziklerin de yine Slowblow’a ait olduğunu belirtelim. / Seanslar
B-MOVIE: LUST& SOUND IN WEST-BERLIN (B FİLMİ: BATI BERLİN´DE ŞEHVET VE MÜZİK): 1980’ler’de, Batı Berlin’deyiz ve şehir bir B-filmi gibi görünüyor. Film, punk’la başlayıp Aşk Geçidi’yle sonlanan dönemin on yılından görüntüleri bir araya getiriyor. Joy Division, Nick Cave, Blixa Bargeld de dahil olmak üzere müzik, sanat, kaos, alt kültür ve pop kültür, cahil dâhiler, meşhurlar, sanatçılar, komüncüler, işgalciler ve hedonistlerle ilgili tempolu bir belgesel. / Seanslar
LUCIFER (ŞEYTAN): Festivalin ‘Yeni Bir Bakış’ bölümünde yer alan Gust Van Den Berghe’nin filmi cennetten cehenneme giden şeytanın yolunun, Meksika’da Lupita, torunu Maria ve Lupita’nın kardeşi Emanuel’in köyüne düşmesini konu edinir. Konunun absürdlüğünün üstüne yönetmenin tercih ettiği dairesel “tondoskop” formatı da -sinemada bir ilk- bir hayli dikkat çekiyor. / Seanslar
Filmim Köprü Altında Bir Yürüyüş’ ün yer aldığı Bant Mag. Kısa Film Gecesi
22 Mart Pazar 18:00′de.
Etkinlik bilgilerine buradan ulaşabilirsiniz.
My short film Köprü Altında Bir Yürüyüş
Cannes Film Festival Short Film Corner Page → → →
http://sub.festival-cannes.fr/SfcCatalogue/MovieDetail/61239d56-473e-4792-b104-66dc56c382e0
and Facebook page → → →
https://www.facebook.com/koprualtindabiryuruyus
Köprü Altında Bir Yürüyüş -A Walk Under The Bridge -Une Balade Sous le Pont
Coming soon!!! My first short film.
Ortaköy/Istanbul TR
Bir Daha Eve Dönemeyiz
1973 tarihli Nicholas Ray filmi We Can’t Go Home Again, geçen yıl büyük uğraşılar sonucu bulup izlediğim benim için her açıdan unutulmaz bir film. Gerçek anlamda bir sinemateği olmayan Istanbul’da özellikle son yıllarda bilindiği gibi her ay bir sinematek gibi film gösterimleri düzenleyen -bir kısmı müze olan- bir sürü kuruluş ve mekan var. Bunlardan biri de Pera Müzesi, Pera Film adıyla kemikleştirdikleri etkinliklerinin bu ayki ayağını müzedeki sergilerine uygun olarak Sokak Bizden Sorulur! Hayat, Sanat, Müzik bölümü oluşturuyor.
Bu etkinlikte başta unutulmaz olarak da nitelendirdiğim benim için etkinliğin sokak temasını gölgede bırakan We Can’t Go Home Again ve Ray’in dul eşi Susan Ray imzalı 2011 yapımı belgesel Don’ Expect Too Much gösteriliyor. İki yıl önce restore edilmiş We Can’t Go Home Again’in kaçırılmaması gerektiğini düşünüyorum, zaten Ray’i sevenlerin bir yerlede bulup filmi izlediğinden de eminim ama tekrar izlemek hatta bu iki filmi birlikte izlemek için de etkinliğin iyi bir fırsat olduğuna inanıyorum.
Tumblr’dan yüzlerde bu ay: Müge Yıldız
Merhaba Müge. Tumblr Ekip olarak bize vakit ayırdığın için teşekkür ederiz öncelikle. Dilersen seni biraz tanıyalım, Müge kimdir, neler yapar biraz anlatır mısın bize?
Galatasaray Üniversitesi İletişim Bölümü (Radyo, Televizyon ve Sinema) mezunuyum. Bir dönem Paris III Sorbonne Nouvelle’de aldığım sinema derslerinden ilhamla sinema ve felsefe arasındaki ilişkiyi incelemek için Galatasaray Üniversitesi’nde Felsefe yüksek lisansı yapmaya başladım. Gilles Deleuze’ün felsefesinde sinema ve felsefe ilişkisi üzerine çalıştığım tezime ilk kısa filmimi çekebilmek için bir süre ara verdim. Geçtiğimiz Eylül ayında gerçekleştirdiğim filmim, sıklıkla film izleyip, sinema üzerine düşünüp ve filmler üzerine yazdığım bir sürece denk geldiği için henüz kurgusunu bitiremedim. Film çekmek ve sinema üzerine bir şeyler karalamanın dışında fotoğraf da çekiyorum. Aslında fotoğraf da yine sinemaya olan ilişkimle benzer bir şekilde ilerliyor; sanıyorum ki görüntüleme, kaydetme, gösterme, görme ve onun üzerine dönüp düşünme genel olarak tüm yaptıklarımı özetliyor. Tezime başlamadan önce bir süre Açık Radyo’da folk-indie müzik üzerinde bir program yayınlamış ve bir süre DJ’lik yapmıştım; ancak sosyal ortamlarda aktif bir birey olmaktan hoşlanmadığım için müzik ile ilişkim daha kişisel kaldı. Şimdi de sadece gittiğim konserler üzerine yazıp çektiğim fotoğrafları paylaşıyorum.
Peki seni Tumblr ile tanıştıran ne oldu? Tumblr ile tanıştıktan sonra ilişkiniz nasıl bir gelişme gösterdi?
Aslında üniversite yıllarında arkadaşımla albüm ve konser yazıları paylaştığımız bir müzik blogumuz vardı. Daha sonra ben yüksek lisansa başlayınca bir süre blog yazarlığına ara verdim. Tumblr başlarda vakit buldukça baktığım, takip ettiğim bir sosyal ağ idi, yani ilk zamanlar sadece pasif bir kullanıcıydım. Daha sonra bir blog oluşturmak yazmadığım sürelerde biriken düşüncelerimi aktarmak için bir sayfa oluşturdum ve sanıyorum ki sonra tam bir Tumblr insanı haline geldim. Özgün paylaşımlar yaptığım toplamda dört ayrı sayfam var.
Read More
Kurt Vile : Güzel Bir Güne Uyanmak
Fransız film kritiği Serge Daney, sinemanın özünün bir zaman yaratması olduğunu söyler. Karanlık bir salonda ekrandaki görüntüler gözümüze düştüğü an bazı iyi filmler daha ilk saniylerinde bizi yeni bir zamana taşır, yabancı olduğumuz ama belki sonunda bizim bir parçamız olacak bir zamana.
Karanlık Pierrot Keiji Haino
1952 doğumlu Japon noise efsanesi Keiji Haino geçtiğimiz 19 Nisan Cumartesi günü Nova Müzik Serisi Nisan ayağı kapsamında Borusan Müzik Evi’ndeydi.
Konserden bahsetmeden önce de Nova Müzik Serisi’ni düzenleyenlerden Necati Tüfenk’in Keiji Haino’yu tanımladığı güzel bir kısa yazısını birebir buraya not düşmek istiyorum.