ciğerim parçalanırcasına ağladığım günler oldu, bir tek sana sığınmak istedim. evim bildiğim kolların bir bana yuva olsun istedim. çok şey istemişim affet.
Cookie Run:Kingdom Official!

bliss lane
🪼
art blog(derogatory)
No title available
macklin celebrini has autism
The Bowery Presents
Lint Roller? I Barely Know Her
h

❣ Chile in a Photography ❣

titsay

pixel skylines
Monterey Bay Aquarium
cherry valley forever
No title available
Cosmic Funnies

tannertan36
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Love Begins
noise dept.

seen from Italy
seen from Algeria

seen from Brazil

seen from United Kingdom

seen from Malaysia
seen from Spain
seen from United States
seen from Iraq

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Jamaica
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Colombia
seen from Iraq

seen from United States
seen from Mexico

seen from United States
@tsusultan
ciğerim parçalanırcasına ağladığım günler oldu, bir tek sana sığınmak istedim. evim bildiğim kolların bir bana yuva olsun istedim. çok şey istemişim affet.
zarar gören sadece kalbimmiş gibi baktı. ama benim saçlarım kırıldı. ellerim hissizleşti. gözlerim ağrıdı. kelimelerin keskinliği kalbimi aştı. sırtımdan taştı. o bunu anlamadı. o beni hiç anlamadı.
Bir uçurumun kıyısındayım şimdi ne geri çekilebiliyorum ne de ileri gidebiliyorum sensizim, çaresizim, belirsizim, kimsesizim, sen olmayınca..zaman ne beni sana getiriyor ne de seni bana getiriyor belirsizliklere boğuluyorum, nefes alamıyorum beklemek kırdı kolumu kanadımı
sensiz yarımım diyorum, eksiğim... zor nefes alıyorum diyorum anlamıyor musun? yutkunamıyorum; çiviler doluyor gırtlağıma, cam kırıkları... üzerime geliyor dünya, kaçacak bir yerim yok; kucak aç bana... beni al götür buralardan, ne olur... yüreğim gibi, aklım gibi; beni de al! bırakma...
çıkıp gelsen ve gönül bahçem solmasa, beraber bir gülüp bir ağlasak, şu zindandan kurtulsak, sen yanımda olsan ve nolur gelsen.
Herkesin bana bakıp ne kadar da güçlü biri olduğumu söylemelerini duymaktan yoruldum, öyle değil hiçbir şey göründüğü gibi değil, göründüğüm gibi değilim. Hiç kimse iç dünyamın nasıl olduğunu bilmiyor, neredeyse her zaman dağıldığımı fark etmiyor,çöküntülerle yaşadığımı anlayamıyor.
Bazen aklıma geliyorsun. Duruyorum aniden hani evet mutluyum ama bir şey eksik. Sonra tekrar gülüyorum,geziyorum, uyuyorum, ama bir şey eksik. Evet hayat devam ediyor ama içimde bir ölüyle yaşıyorum. Her şey yerli yerinde ellerim,kollarım,gözlerim, ama Kalbim eksik.
Delirdiğimi düşündüm çoğu kez. Çoğu gece "Neden" dedim. Kocaman bir soru karşılığında, sadece küçücük bir cevap aradım. İnsan neden bu kada özlerdi ki canını yakanı.
Şimdi sana çok özledim desem, vereceğin cevabı bilmiyorum. Ama çok özlüyorum. Anlatılır hal değil inan. Yazamıyorum, arayamıyorum,sarılamıyorum. Hiç öpemiyorum fakat öyle Özledim ki, yer gök şahit. Herkes üzülüyor.
Ben anlatamadım. İçime biriktirdiğim, boğazımda düğüm düğüm olan hiçbir şeyi anlatamadım. Odama sığamadım,geceleri uyuyamadım,nefes bile alamadım bazen. Yediğim yemek karnımı da doyurmadı. Sebebi neydi biliyor musunuz?
İliklerime kadar acı ile doluydum. Bi'insan acıdan ağlayamaz hale gelir mi? Gelir... Ben geldim.!
gitme. gidersen, rengini yitirir bu şehrin göğü. gidersen, kısılır sesim. gitme. yetim kalır bu içimdeki heyecan... gitme. çünkü gözlerimi nasıl yumacağımı bilemiyorum sen gidince. nasıl yutkunacağımı,nereye sığanacağımı bilemiyorum. nasıl devam edeceğimi bilmiyorum seninle başlamamış bir güne. gitme. yangın sayılır bu! gitme. üzerime çöker şu taş duvar. gitme. yitiririm inancımı. gitme. seninle birlikte evim gider!
Tuz buz ediyorlar içinde bir şeyleri, değişiyorsun. Uzaklaştıkça toparlanırım umuduyla hızlanıyor adımların. İstesen de geri dönemiyorsun artık..
Haksızlığa uğramış, verdiği değeri alamamış, asık suratlara gülmüş, buz kesmiş yüreklere yanmış yüreğimden o saf, temiz halimden, hafife alınmış iyi niyetlerimden, kör olası inceliklerimden,kendimden özür dilerim
Dostoyevski, İnsancıklar kitabında; "Çok garipti,ağlayamıyordum ama içim parçalanıyordu." diye tarif ediyor içindeki yangını. Bazen için yanar parçalanır ve ağlayamazsın. Ağlayamamanın verdiği bir yorgunluk vardır bilenler hatırlar, dünyanın en büyük yorgunluğudur bu. Ruhun ölür.
Sanki yanan kibrit çöpleri bizdik, mum dipleri de mezarımız.. kibrit çöpü mezarlığı, bizim gibi kırık ve kaybedenler için ne güzel bir benzetmeydi. Yana yana yaşa, yanarak öl ve öldükten sonra da yanmaya devam et. Yanmak varoluşunu tanımlıyormuş gibi..
Kendini anlatmaktan yorulduğun bir yer var insanın. Öyle çok yoruluyorsun ki kimseyle hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyorsun. Dingin bir sessizliğe ve konuşmadan; gözlerinden,bakışından dahi seni anlayacak birisine ihtiyaacın oluyor. İnsan bazen birisiyle sadece susmak istiyor..
Şunu unutup kaçırıyoruz, insanın üzerine hayal kurulmaz; insanla beraber hayal kurulur. Üzerine hayal kurduğumuz herkes bir gün bizi bir yerde terkeder; hem de hiç