Cosmic Funnies
NASA
EXPECTATIONS
𓃗

@theartofmadeline
he wasn't even looking at me and he found me
Lint Roller? I Barely Know Her
I'd rather be in outer space 🛸
almost home

No title available
Fai_Ryy
Game of Thrones Daily
untitled
🩵 avery cochrane 🩵
todays bird

oozey mess
wallacepolsom
ojovivo
we're not kids anymore.

pixel skylines

seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Indonesia
seen from United States
seen from Ukraine

seen from Netherlands

seen from Venezuela

seen from Türkiye

seen from Uruguay

seen from Pakistan

seen from India
seen from Portugal
seen from Venezuela

seen from Canada
seen from Finland
seen from Canada
seen from Israel

seen from United States

seen from Canada
@ubf
5 yaşındaki bir kızın gözünden marka logoları
Amerika Cincinnati'li tasarımcı Adam Ladd 5 yaşındaki kızına bazı markaların logolarını gösteriyor ve onları tanımlamasını istiyor. Logoları nasıl algıladığımızı belki de en saf haliyle ifade eden bu harika çalışmayı izlemenizi öneririm.
Logo bunun neresinde?
Logo... kimine göre basit bir işaret, kimine göre konumlandırmanın neredeyse temeli, kimine göreyse markanın ruhunu yansıtan bir duruş. Aslında mesele kimin ne söylediğinden çok, aynı konu üzerinde birçok farklı tanım ve yaklaşımın olması. Ülke olarak marka bilinci ve marka kültürü alanında henüz rüşdümüzü ispat ettiğimiz söylenemez. Olsa olsa ergenlik dönemindeyiz daha. Siz bakmayın öyle afili reklamların cafcaflı görüntülerine. Marka olmanın "şöhret" olmakla bir tutulduğu, reklamın iyisinin kötüsünün olmadığını düstur edinmiş bir marka kültürümüz var aslında. Stratejiydi, konseptti, kimlikti, kişilikti, bunlar bir yığın gereksiz detay ve zaman kaybı. Bastır parayı, yaptır reklamı, al sana nur topu gibi bir marka. Sonra da hep birlikte niye bu topraklardan dünya markası çıkmıyor diye düşünüp duralım. Sorun toprakta değil aslında. Sorun çiftçide, sorun ekilen tohumda, gübrede, sulamada, bakımda. Peki logo bunun neresinde? Bu sorunun cevabı için, geçtiğimiz günlerde pazarlamadunyasi.com'da Ayın Reçetesi bölümünde Mustafa Duran'ın önerisiyle gerçekleştirdiğimiz, "Logo" konulu röportajımı burada da aynen paylaşmak istiyorum. Logonun markalaşma sürecinin neresinde durduğunu anlatması bakımından faydalı olması ümidiyle:
Tunç Uzcan
Logo nedir? Logotype, amblem kavramları ile logo arasındaki fark nedir?
Logo, bir ürün, hizmet ya da kurumu temsil etmek amacıyla kullanılan, bütünsel bir yapıya sahip görsel sembol veya grafik işaretlerdir. Logo, logotype ve amblem kavramları çok sık karıştırılan kavramlardır.
Logotype, marka isminin özgün bir tipografi veya grafik form ile sembolleştirilmiş halidir. Google, Yahoo ve Cocacola logoları logotype için iyi birer örnek teşkil ederler.
Amblem ise isim ile birlikte ya da bağımsız olarak kullanılabilen ve yine temsil ettiği ürün, hizmet veya kurumun kimliğini yansıtan görsel semboldür. Apple’ın elması amblem için iyi bir örnektir.
Logotype ve amblem logoyu oluşturan unsurlar olduğundan genel olarak logo adıyla anılırlar. Bununla birlikte her logonun mutlaka bir amblemi olması da gerekmez.
Logo hazırlarken izlenmesi gereken süreçler ve hazırlarken dikkat edilmesi gereken unsurlar (renk, tipografi, vb.) nelerdir?
Logo bir kurumun ya da markanın kimliğini oluşturan temel bileşenlerden biridir. O nedenle logo tasarım süreci de kimlik geliştirme sürecinin bir parçası olarak hem stratejik hem de kreatif çalışmaları bir arada içermelidir. Bu çalışmalar temel olarak 5 aşamada özetlenebilir:
Birinci aşama, logonun temsil edeceği marka ya da kurumla ilgili konumlandırma stratejisinin belirlenmesi veya netleştirilmesidir. Logonun görsel olarak tasarlanmasına başlamadan önce mutlaka logonun temsil edeceği ürün, hizmet veya kuruma ilişkin detaylı bilgi edinilmeli; pazarlama, iletişim hedef ve stratejileri; pazar, hedef kitle ve rekabet bilgileri analiz edilmeli, net ve özgün bir konumlandırma stratejisine sahip olunmalıdır.
İkinci aşama, konumlandırma stratejisine bağlı olarak marka kimliğini ve marka kişiliğini tanımlayan temel kavram ve etkileşimlerin belirlendiği aşamadır. Markanın nasıl bir duruşa sahip olacağı ve ne şekilde temsil edilmesi gerektiği bu aşamada netleşir. Bu bilgilere sahip olmadan başarılı bir logonun tasarlanması mümkün değildir.
Üçüncü aşama, önceki iki aşamada elde edilen verilerle birlikte yaratıcı sürece temel teşkil edecek olan, tasarım için kreatif brief oluşturma aşamasıdır. Doğru hazırlanmış bir kreatif brief, logo tasarım sürecinde tasarım ekibine yol gösterecek tüm bilgileri içerir ve tasarımın konumlandırma stratejisine ve belirlenen marka kimliğine uygun olarak doğru yönde ilerlemesini sağlar.
Dördüncü aşama, kreatif tasarım çalışmalarının başladığı aşamadır. Logo tasarım sürecinde yapılan en yaygın hatalardan biri stratejik ve kavramsal çalışma yapmaksızın, logo tasarımını sadece grafik tasarım süreci olarak ele alarak çalışmaya doğrudan bu aşamadan başlamaktır.
Logonun temel unsurları olan renkler ve tipografi kreatif tasarım sürecinde belirlenir. Logonun renkleri ve tipografisi belirlenirken marka kişiliği, konumlandırma ve rekabet stratejileri gibi stratejik veriler mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Pazardaki önemli rakiplerin görsel kimlikleri incelenmeli ve tasarıma buna göre yön verilmelidir. Renk görsel kimliği belirleyen en baskın niteliktir. O nedenle özellikle renk seçiminde rekabet stratejileri dikkatle gözden geçirilmelidir. Coca-Cola’nın kırmızısına karşı Pepsi’nin mavisi buna en iyi örnektir. Renklerin insanlar üzerinde yarattığı duygu ve etkiler de farklı olduğundan, logoda kullanılacak rengin, temsil edilmek istenen marka kişiliğini yansıtmasına ve markanın oluşturmak istediği algıyı desteklemesine dikkat edilmelidir.
Logonun bir diğer baskın tasarım öğesi de tipografisi, yani kullanılan yazı karakteri, harfler ve bunların oluşturduğu grafik formlardır. Tipografi, logonun temsil ettiği markanın kişiliği ve karakteri hakkında doğrudan bir algı oluşturur. Örneğin tırnaklı yazı karakterleri daha klasik bir kişiliği temsil ederken tırnaksız ve düz karakterler daha modern bir duruşu yansıtır. Kalın bir tipografi sert ve erkeksi bir algı yaratırken ince karakterler daha zarif ve feminen bir kişiliği temsil edebilirler. Tabii ki bunlar en temel örneklerdir.
Renk, tipografi ve diğer grafik öğelerle logoya amaçlanan özgün karakterin kazandırılabilmesi çok daha fazla bilgi ve deneyim gerektirir. Bu nedenle kreatif tasarım sürecinin mutlaka renk ve tipografi bilgisine sahip eğitimli bir tasarım ekibiyle yürütülmesi gerekir.
Kreatif tasarım aşaması sonunda, çoğunlukla 3 veya 5 farklı bakış açısını yansıtan logo tasarım alternatifleri üretilir. Bu alternatifler, çalışma süresince yapılan ara değerlendirmeler ve çeşitli kriterlere dayalı elemeler sonunda hayatta kalmayı başarabilmiş, görücüye çıkmaya hak kazanmış olan tasarımlardır.
Beşinci aşama değerlendirme aşamasıdır. Konuyla ilgili tüm kişilerin ve karar vericilerin katılımını gerektiren bu aşamada farklı bakış açılarını yansıtan tasarım alternatifleri değerlendirilir. Bu noktada değerlendirmelerin çalışma sürecinde oluşturulan stratejik ve kavramsal verilere göre yapılmasına, kişisel zevk ve beğenilere dayalı öznel değerlendirmelerden kaçınılmasına özellikle dikkat edilmelidir. Değerlendirme sonunda, farklı tasarım fikirleri ve bakış açılarını yansıtan çalışmalardan biri veya ikisi üzerinde hemfikir olunarak tasarım çalışmalarının o yönde geliştirilmesine karar verilebilir veya belirli bir alternatif üzerinde karar kılınarak logonun tescil süreci başlatılabilir.
Başarılı bir logoda olması gereken temel özellikler özellikler nelerdir? Türkiye ve dünyadan başarılı, hikayesi olan logolara örnekler verebilir misiniz?
Başarılı bir logonun en temel özelliği temsil ettiği markanın veya kurumun kimliğini doğru yansıtması ve özgün bir karaktere sahip olmasıdır. Kimlik bir bütündür ve bu şekilde algılanır. Bu bütünü oluşturan logo da dahil olmak üzere tüm bileşenlerin birbirleriyle uyum içinde, birbirlerini destekler nitelikte olması gerekir. Aksi halde marka inandırıcılığını kaybeder ve başarılı olamaz. Bu konuda yapılan en yaygın hatalardan biri logo tasarımlarını sadece görsel estetik yönünden değerlendirmektir. Bir logonun görsel olarak güzel görünmesi o logonun tercih edilmesi için yeterli neden değildir. Bu tıpkı bir kişinin kendi karakterine ve tarzına hiç uymayan ama çok beğendiği bir giysiyi giymesine benzer. Sonuçta görüntü ve davranışlar arasındaki tutarsızlığın kısa sürede yaratacağı güvensizlik kaçınılmazdır. Bu da bir markanın yaratmak istediği algı değildir tabii ki.
Bunun dışında başarılı bir logo, temsil ettiği markanın veya kurumun hedef kitlesinin kolayca benimseyebileceği görsel ve estetik niteliklere sahip olmalıdır. Net olmalı, kolay algılanabilmeli, kolay okunabilmeli ve akılda kalıcı olmalıdır. Markanın sektörü de göz önünde bulundurularak farklı kullanım alanlarında kullanılabilir yapıda tasarlanmış olmalıdır.
Apple’ın logosu bu konuda başarılı bir örnektir. Hem ismi hem logosuyla bir yandan markanın sahip olduğu “basitlik ve yalınlık” değerlerini başarılı bir şekilde yansıtırken diğer yandan ısırılmış elma amblemi markanın farklılığını ve yeni fikirleri hayata geçirmekle ilgili cesaret ve arzusunu başarılı bir şekilde sembolize eder. Bir bütün olarak baktığımızda Apple hem iş yapma biçimi, hem ürünleri, hem sözel hem de görsel kimliği ile bütünsel ve tutarlı bir algı oluşturmakta ve zihinlerde hak ettiği alana güçlü bir şekilde konumlanmaktadır.
Türkiye’de de Arçelik’in logosunu değiştirme öyküsü logoların marka kişiliği ve hedef kitle ile bağlantılı olmasının önemi açısından doğru bir örnektir. Markanın birincil hedef kitlesini kadınların oluşturmasına rağmen eski logo daha erkeksi bir kişiliği yansıtmaktaydı. Bu nedenle yeni logoda kadınlar tarafından daha kolay benimsenebilecek bir tasarım karakteri oluşturulması amaçlandı. Harfler küçültüldü, formlar yumuşatıldı ve logoya kadınları daha çok cezbedecek bir karakter kazandırıldı. Sonuç olarak marka kendini daha doğru ifade eden ve hedef kitlesi ile daha kolay iletişim kurabilen görsel bir kimlik kazandı.
Firmaların/markaların logolarını tasarım trendlerine ayak uydurarak değiştirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel olarak, logoların tasarım trendlerine göre değiştirilmesini doğru bulmuyorum. Bu bir insanın sürekli tarzını ve karakterini değiştirmesi gibi bir şey. Bir marka kimliğinin bütünsel olarak zihinlerde konumlanabilmesi uzun ve zahmetli bir süreçtir. Bunu da ancak tutarlı bir kimlik ve iletişim stratejisi ile sağlayabilirsiniz. Bugün Nike, ismini yazmadan sadece amblemi ile iletişim kurabiliyorsa bu yıllar süren tutarlı bir kimlik stratejisinin ve iletişimin sonucudur. Ya da Elvis Presley, Michael Jackson gibi kült olmuş pop müzik şarkıcılarına bakın. Bu kişiler, yaptıkları işi iyi yapmalarını bir yana koyarsak, yıllarca tutarlı bir şekilde korudukları görsel kimlikleriyle hem kalplerde hem de zihinlerde çok güçlü bir yer edindiler. Çok taklit edilmelerine rağmen kimsenin onların yerini alamayışı kimliklerinin sadece görsel değil, bütünsel olarak da tutarlı olduğunun bir göstergesidir.
Bununla birlikte Arçelik örneğinde olduğu gibi markalar stratejik nedenlerle logolarını değiştirme ihtiyacı duyabilirler. Ya da kendini, iş yapma biçimini, ürün yapısını yenileyen bir firma bu yenilenmeyi yansıtmakta yetersiz kalan logosunu değiştirmek isteyebilir. Buradaki kritik nokta verilecek kararın mutlaka stratejik bir temele dayanması gerektiğidir; sadece görsel, estetik beğenilere değil.
Logonun firmanın / markanın iletişimindeki yeri ve önemi nedir? Başarılı bir logonun tüketici ve müşteri üzerindeki etkileri nelerdir?
Marka iletişiminin temel amacı hedef kitlemizin zihninde ön sıralarda bir yer edinebilmektir. Her geçen gün daha da yoğunlaşan rekabet ve markaların mesaj bombardımanı arasında bunun pek de kolay bir iş olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. İşi zorlaştıran bir diğer neden insan zihninin de bu arada boş durmayıp, bu mesaj bombardımanına karşı savunma kalkanlarını ve bağışıklığını her geçen gün daha da güçlendiriyor olmasıdır. Bu karmaşayla ve engellerle baş edebilmenin yolu tutarlılıktan geçiyor.
Etikili bir marka iletişimi için her şeyden önce doğru tanımlanmış, doğru tasarlanmış tutarlı bir marka kimliğine ve tutarlı bir iletişim stratejisine sahip olmanız gerekiyor. Çünkü markalar zihnimize isimleri ve görsel sembolleri ile yerleşirler. Bu görsel semboller de çoğunlukla logolardır. Karmaşadan hoşlanmayan zihinlerimiz; marka kimliğiyle uyumlu, hedef kitlesiyle bağlantılı, ayırt edilebilir, net, kolay algılanabilen bir logoya yer açmakta çok daha istekli olacaktır. Hatta bazı tüketiciler örneklerini daha önce gördüğümüz gibi logoları vücutlarına dövme yaptıracak ya da kafalarına kazıtacak kadar da ileri gideceklerdir.
Markalar zihnimizde kimlikleriyle konumlanırlar
Logo yaptırılacak ajansı seçerken nelere dikkat edilmelidir?
Logo tasarımı stratejik ve kreatif çalışma disiplinlerinin bir arada yürütülmesini gerektiren bir süreçtir. Bu açıdan baktığınızda logoyu tasarlayacak ekibin veya ajansın bu alana odaklanmış, deneyimli ve mutlaka eğitimli olması gerekmektedir. Yurt dışında ağırlıklı olarak marka kimliği geliştirmeye odaklanmış strateji ve tasarım üreten “branding” ajansları var. Son yıllarda Türkiye’de de başladı. Biz de UBF olarak 2003 yılından bu yana bu alana odaklanmış ilk ajanslardan biriyiz. Türkiye’de yakın zamana kadar logo tasarımını reklam ajanslarına yaptırmak gibi yaygın bir eğilim vardı ancak bu da şimdi yavaş yavaş terkediliyor sanırım.
Büyük ölçekli şirketler zaman zaman yurt dışındaki branding ajanslarından veya tasarım ofislerinden hizmet alma yoluna gidiyor. Bunun da yakın gelecekte değişeceğini tahmin ediyorum. Pazarlama Dünyası - Ayın Reçetesi - Logo - Tunç Uzcan - Mart 2012 ------------------------------------------ Röportaj bu kadar ama konu derin. Boğmamak için fazla uzatmamak gerek...
Pazarlama ve Fizik Kuralları Arasındaki Benzerlikler [Video]
Google'da pazarlama direktörü olan Dan Cobley'in "What physics taught me about marketing (Fizik bana pazarlama hakkında ne öğretti)" isimli TED konuşması fizik kuralları ve pazarlama arasındaki ilginç benzerliklere dikkat çekiyor.
Pazarlama Yöneticileri Nasıl Bir Ajans İstiyor? [Araştırma / İnfografik]
Pazarlama iletişimi, çoğunlukla pazarlama yöneticileri ve bu alanda profesyonel hizmet sunan ajansların birlikte yürüttüğü bir süreç. Sektördeki 20 yılı aşkın deneyimim süresince masanın her iki tarafında da yer almış biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, müşteri ve ajans arasındaki ilişkinin dinamikleri başlı başına bir kitap konusu zaten. O nedenle bu nacizane blog yazısında konunun fazla derinlerine inmeye kalkışmadan, son dönemde yapılmış önemli bir araştırmayı ve bu araştırmanın sonuçlarını özetleyen infografiği paylaşmak istiyorum. Horn Group ve Kelton Research tarafından, alanında en az 5 yıl deneyimli 300 pazarlama yöneticisi ile görüşülerek gerçekleştirilen "The CMO Challenge" adlı araştırmanın sonuçları geçtiğimiz Ağustos ayının başında açıklandı. Araştırmanın öne çıkan sonuçlarından biri pazarlama yöneticilerinin üçte ikisinin (%68) daha küçük ajanslarla çalışmayı tercih ettiklerini ortaya koyuyor. Yine %77 gibi büyük bir çoğunluk ajanslarla bir tedarikçi gibi değil, bir stratejik ortak gibi çalışmak istiyor. Araştırmada dikkat çeken sonuçlardan biri de pazarlama yöneticilerinin, ajanslarından kendilerini yüreklendirmelerini ve yenilikler sunmalarını bekliyor olmaları. Bununla birlikte araştırmaya katılan pazarlama yöneticilerinin sadece %3'ü mevcut ajanslarından bunu gördüklerini belirtmiş. Sonuç olarak araştırmanın öne çıkan sonuçlarını göz önünde bulundurduğumuzda, pazarlama yöneticilerinin tercih ettiği ajans profilini şu şekilde özetlemek mümkün:
Uygulama kabiliyeti yüksek
Yenilikçi fikirlerle müşterisini yüreklendiren
Daha küçük ve belirli bir alanda uzmanlaşmış
Müşterisiyle bir tedarikçi gibi değil stratejik ortak gibi çalışan
Kaynak: Horn Group - What CMOs Want in An Agency?
Derren Brown Reklamcıları Kendi Silahları ile Vuruyor - Subliminal Advertising
Derren Brown... kimileri ona psikolojik illüzyonist dese de zihin manipülatörü demek daha doğru. Kendine özgü yönetmleriyle insanları etkiliyor ve istediği şekilde düşünmelerini, istediği şekilde davranmalarını sağlıyor. Üstelik insanlar bunu kendi fikirleri, kendi kararlarıymış gibi yapıyor. Aşağıdaki videoda Derren bu kez, benzer bir şekilde insanların zihinlerini manipüle etmeye çalışan biz pazarlama iletişimcilerini hedef alıyor. İki reklamcıyla buluşan Derren, onlardan doldurulmuş ölü hayvan satan bir mağaza için yeni bir isim, logo ve slogan tasarlamalarını istiyor. Bunun için yarım saat süre veriyor. Bu arada aynı konuda kendi yaptığı eskizleri de reklamcılara bırakıyor, tabii görmeyecekleri şekilde. Gerisi videoda...
Meraklısı için kaynaklar: Derren Brown - The Best of Mind Control - YouTube Derren Brown - Ekşi Sözlük
Pazarlamada Sosyal Medyadan Nasıl Yararlanmalı?
TEB Kobi TV'de, Marketing Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Günseli Özen Ocakoğlu, pazarlamada sosyal medyadan nasıl yararlanılabileceğini, sosyal medyanın neden önemli olduğunu ve bu konuda Türkiye'deki genel yaklaşımları güzel özetlemiş. Kaynak: TEB Kobi TV
Bir Ekmek Reklamı: Lieken Urkorn
Dir.Luca Robecchi Production Company: Brwfilmland Agency: DraftFCB Editor: Luca Garavoglia
Bay Meraklı Bir Reklam Yıldızıymış Meğer
80'li yıllarda Cenk Koray'ın sunduğu Tele Pazar programını bilenler çok iyi hatırlar Bay Meraklı'yı. O tek çizgilik animasyonu, müziği, kendine has konuşmaları ve benzersiz karakteriyle yüzümüzü güldüren Bay Meraklı, bir reklam yıldızı olarak doğmuş meğer. İtalyan animasyon ustası Osvaldo Cavandoli'nin (1920-2007) 1969 yılında bir televizyon programı için La Linea (The Line / Çizgi) ismiyle yarattığı karakteri daha sonra Lagostina isimli mutfak gereçleri firması reklam kampanyasında kullanmak üzere sahiplenmiş. 1972-1991 yılları arasında İtalyan Rai kanalında, her biri 2-3 dakikalık ve toplam 90 bölümlük bir TV dizisi olarak yayınlanan Bay Meraklı ya da orijinal adıyla La Linea daha sonraları aralarında Türkiye de olmak üzere 40'ın üzerinde ülkede yayınlanmış. Geçtiğimiz yıllarda Vestel de kullanmıştı Bay Meraklı'yı reklamlarında.
Sosyal Medya Devrimi 2010
Hala sosyal medyanın geçici bir heves olduğunu düşünüyorsanız, bu videoyu izleyin ve sonra tekrar düşünün.
Perakende Mağazacılık ve Deneyimsel Pazarlama
Geçtiğimiz günlerde Altınbaş Mücevherat Grubu Başkanı sevgili Ali Bulut bir yazısını paylaştı benimle. Yazının adı "Caretta Caretta, Musteris Fidelis ve Deneyimsel Pazarlama". Özellikle perakendecilikteki marka iletişimi, satış ve müşteri ilişkileri sürecine farklı ve doğru bir açıdan yaklaşan bu yazıyı, bugünkü yoğun rekabet ortamında başarı elde etmeye çalışan herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Ali Bulut, müşterilerin, satın alma ihtiyaçlarını belirlemelerinden mağazaya gelene kadar yaşadıkları süreci, Caretta Caretta'ların yumurtlama aşamasından itibaren hayatta kalabilmek için verdikleri yaşam mücadelesine benzeterek şunları söylüyor:
"Bütün bu engelleri aşarak yaşam savaşından galip çıkan yavruların oranı, öylesine düşüktür ki; herhangi bir yerde yetişkin bir Caretta Caretta gördüğümüzde, önünde saygıyla eğilip, onu bu müthiş yaşam mücadelesinden dolayı kutlamamız gerekir. Çünkü aynı yuvadan çıkan ikinci bir kardeşine rastlamak, neredeyse olanaksızdır. Bu yüzden karşılaştığımız her Caretta Caretta, doğanın eşşiz bir mucizesidir. Koruma altına alınması da sanırım bundandır."
Aynı Caretta Carettalar gibi tüketicilerin de mağazaya ulaşmadan önce en az 7 zorlu aşamadan geçtiğini anlatan Ali Bulut, bu süreçlerde, aday markanın tüketici üzerindeki etkisinin de son derece sınırlı olduğunu belirtiyor ve ekliyor:
"Onların; ihtiyacın belirmesi ile mağazaya ulaşma arasında, her türlü dış etkiye rağmen; kat ettikleri yol, en az yavru Caretta Carettaların denize ulaşmak için izledikleri yol kadar, uzundur. Unutmayalım ki; o yola benzer amaçlarla çıkanlardan, sadece çok az bir bölümü, sonuna kadar gidebilmektedir. Sonuç olarak, mağazanızın kapısından içeri adımını atan her bir müşteri tek ve eşsizdir. Ve istatistikler ne derse desin; şu anda orada olmasının kendi isteği ve kararlılığı dışında, hiçbir garantisi yoktur. Sadece bu kadarı bile; O’na hak ettiği, kendisini, aldığı karardan dolayı, iyi ve ayrıcalıklı hissettirecek hizmeti sunmak için yeterli nedendir."
Ali Bulut, özellikle perakende mağazacılık sektöründe, benzersiz bir müşteri deneyimi yaratmaksızın, sadece geleneksel pazarlama araçları ile gerçekleştirilen kampanyaların satış ve karlılığa bir etkisinin olmayacağını belirterek şunları söylüyor:
"Gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalar, hızlı tüketim ürünlerinde reklamın satışlara katkısının yüksek olduğunu; buna karşın otomobil ve lüks tüketim gibi ürünlerinde geçmiş müşteri deneyim ve referanslarının, satın alma kararı vermeye etkisinin, çok daha yüksek olduğunu göstermektedir."
Buraya çok az bir bölümünü alıntılayarak özetlemeye çalıştığım bu yazının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz: Caretta Caretta, Musteris Fidelis ve Deneyimsel Pazarlama - Ali Bulut
Cloud Computing ve Bulutlarda Hayat
Bugün Cloud Computing ya da Türkçesiyle Bulut Bilişim dediğimiz ve dünyada yazılımın geleceği olarak nitelenen hizmet esaslı yazılım çözümlerini günlük hayatımızda internet üzerinden farkında olarak ya da olmadan sürekli kullanıyoruz. Gmail, Hotmail gibi e-posta servisleri bunların en yaygın olanları. Kendi bilgisayarınızda ekstra hiçbir donanıma ihtiyaç duymadan, özel bir yazılım yükleme ya da kurma derdi olmadan bir çok yazılım sadece bir internet bağlantısı yolu ile kullanılabiliyor. Bu alanda hizmet veren ve aynı zamanda bizim uzun soluklu müşterilerimizden biri olan Inspark Intelligent Business Solutions şirketi de özellikle CRM alanında uzun yıllardır bu hizmetlerin Türkiye'deki öncülüğünü yapıyor. İnternet bağlantı hızlarının ve mobil cihazların yaygınlaşması ile Bulut Bilişim hizmetleri de hayatımızda giderek daha fazla yer almaya devam ediyor. İşte Cloud Computing ve günlük hayatımızdaki yerini özetleyen -biraz eski de olsa- güzel bir infografik: Kaynak: Mozy.com
Sosyal Medya Kullanıcılarının İlgi Alanları ve İstatistikler
Sosyal medya kullanıcılarının ilgi alanları birbirlerine göre belirgin farklar gösteriyor. Örneğin Twitter'cılar daha çok haber tüketirken, MySpace üyeleri oyun ve eğlence istiyor, Facebook'çular hem haber hem de topluluk ilişkileriyle ilgilenirken, Digg kullanıcılarının ilgi alanları neredeyse sınırsız. Bu bilgiler online reklam ağı Chitika'dan. Twitter, Facebook, MySapce ve Digg sosyal ağlarından ziyaretçi trafiği alan siteleri kategorisel olarak karşılaştıran Chitika bu sosyal ağ sitelerinin kullanıcı ilgi alanlarını analiz ederek bir rapor hazırlamış. 287,090 görüntülemeye dayanarak hazırlanan rapor her sosyal ağ sitesinin farklı kullanıcı eğilimlerine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Raporda en ilgi çekici olan Twitter'dan gelen trafiğin neredeyse yarısının (%47) haber kategorisinde yer alması. Bu da Twitter'ı sıcak haber peşinde koşanların bir numaralı sosyal ağı yapıyor. Diğer ilgi çekici nokta ise MySapce kullanıcılarının neredeyse haber konularıyla hiç ilgileri olmayışı. MySpace üyeleri onun yerine video oyunları (%28) ve ünlüler ve eğlence (%23) konularına çok daha fazla ilgi gösteriyor. Kendini bu alanda bilinçli olarak konumlamış gibi görünen MySapce gelecekte de bu konumdaki liderliğini sürdürecek gibi duruyor. Yukarıdaki grafikte de yer alan bu veriler özellikle sosyal medya pazarlamasından yararlanmayı planlayan şirketler, markalar ve reklamcılar için önemli bilgiler içeriyor. Kaynak: mashable.com
Dünyanın En Değerli Markası
Dünyanın önde gelen bağımsız marka değerlendirme kuruluşlarından Brand Finance'ın her yıl yayınladığı "The BrandFinance® Global 500" sıralamasında geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 41,4 milyar dolarlık marka değeriyle Wallmart birinci sıradaki yerini koruyarak "Dünyanın en değerli markası" ünvanını kimseye kaptırmadı. "Save money. Live better." sloganı ile daha ucuza daha iyi bir hayat vaadeden marka, belki de global perakende pazarlarındaki genel eğilimin de ne yönde olduğu konusunda önemli sinyaller veriyor. The BrandFinance® Global 500 - 2010 sıralamasında ikinci sırada 36,2 milyar dolarlık marka değeri ile Google'ı görüyoruz. Geçen yılki sıralamada 5. sırada yer alan Google bu yıl marka değerindeki %23,5 gibi büyük bir artışla 2. sıraya yükselmiş. Bu satırları yazarken bile Google hizmetlerinden yararlanan biri olarak buna pek şaşırdığım söylenemez. Geçen yıl 2. sırada yer alan Cocacola bu yıl bir sıra gerileyerek 34,8 milyar dolarılık cirosu ile 3. sırada yer alıyor. Cocacola marka değerini geçen yıldan bu yıla yaklaşık %6,5 arttırmış olmasına rağmen Google'ın hızlı yükselişinden payını almış gibi görünüyor. Google'ın hızlı yükselişi ile 2. sıraya yerleşmesinden etkilenen tek marka Cocacola değil elbette. Geçen yıl 3. sırada yer alan IBM 4.sıraya, yine geçen yıl 4.sırada yer alan Microsoft ise 5.sıraya gerilemiş. The BrandFinance® Global 500 listesinde malesef bir Türk markasına rastlayamıyoruz. Dünya markası olmak nedir, ne değildir, bu topraklardan çıkar mı, çıkmaz mı ya da nasıl çıkar diye biraz daha kafa yormak gerekiyor sanırım.
Petrol Ofisi ve Yaban pek yaman!
TV programları ya da dizilerdeki karakterleri reklamlarda kullanmak yeni birşey değil elbette. Bununla birlikte bir karakteri yaşadığı ortamdan çıkarıp başka ilgisiz bir yere, özellikle bir reklama monte etmeye kalktığınızda aynı tadı vermiyor. Yani yavan kalıyor. Nedeni de çoğunlukla o karakterin doğduğu, büyüdüğü ve beslendiği senaryodan ve diğer karakterlerden uzaklaşması diye özetlenebilir belki. Bunun en iyi (ya da en kötü) örnekleri Avrupa Yakası karakterleriydi bence: Burhan da, Dilber Hala da oynadıkları reklamlarda zorlama kalmış, dizideki enerjilerini yansıtamamışlardı. Oysa Petrol Ofisi'nin Yaban'lı reklamları böyle olmamış. Reklam'daki Yaban, zorlama durmuyor, orjinal Yaban karakterinin enerjisini başarılı bir şekilde reklama yansıtıyor. Üstelik bunu reklam mesajını gölgelemeden yapabilmeyi de başarıyor. Bunda karakterin özünü iyi yakalamış, zorlamaya kaçmamış reklam metninin de payı büyük mutlaka. Reklamın sonundaki Kadir İnanır da ayrı bir sürpriz espri tabii; reklamın tekrar seyredilebilirliğini arttıracak bir unsur. Kısacası Yaban'lı Petrol Ofisi yavan olmak bir yana pek bir yaman olmuş.
Apple iPad
Steve Jobs dün Apple'ın uzun zamandır merakla beklenen devrim niteliğindeki yeni ürününün tanıtımını yaptı: iPad. Apple'ın yeni tablet PC'si olarak tanıtılan iPad için Steve Jobs, "bir laptoptan çok daha özel, fakat bir akıllı telefondan çok daha yetenekli" tanımlamasını yaptı. Apple'ın bir devrim olarak sunduğu iPad'in kuşkusuz en önemli özelliği iPhone tarzı benzersiz dokunmatik ekranı. Gelişmiş multimedya ve mobil internet özellikleri ile tanıtılan iPad'in pazarda ne kadar başarılı olacağı merak konusu. Özellikle yaklaşık 10 yıldır piyasada var olan ve çok da fazla bir başarı elde edememiş olan tablet PC'lerin durumu ortadayken. Başkalarını bilmem ama bence çok iştah açıcı ve pek alınası duruyor. Apple'ın sitesinde ürünün fiyatı "inanılmaz" olarak nitelendirliyor ve gerçekten de 499 dolardan başlıyor. Bu fiyatlar tabii ki Amerika için, Türkiye'de ne olur bilinmez. Bu arada ürünün ismi de ayrı bir tartışma konusu haline gelmiş durumda. İnternette yazılıp çizilenlerden anlaşıldığı kadarı ile pek de beğenilmeyen isimle ilgili geçtiğimiz yıllarda Mad TV'de yayınlanan bir video da daha ürün çıkmadan Apple'ın "i" serisi ürünlerinin nasıl tiye alındığını gösteriyor, üstelik tam da "iPad" olarak:
Yeni Rakı'dan Yasak Delen Reklam
Yeni düzenlemeye göre rakı reklamlarında balık, kavun, beyaz peynir, meze vb. görsel ve "iştah açıcı" unsurlar kullanılamayacakmış. Varsın kullanılmasın, Yeni Rakı, yeni reklam kampanyasıyla 'balık yasağını' öyle bir delip geçmiş ki, tutabilene aşkolsun! Duymuşsunuzdur belki. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) alkollü içki reklamlarına ilişkin getirdiği yeni düzenlemede reklamlarda rakının yanında balık ve beyaz peynir gibi "iştah açıcı" ürünlerin kullanılmasını yasakladı. Yasakladı da ne oldu? Mey İçki'den, Yeni Rakı için bomba gibi bir reklam kampanyası geldi. Hem de en yaratıcısından, en iştah açıcısından. Reklamlarda, yasağa uygun olarak "iştah açıcı" balık ya da meze türü şeyler kullanılmamış. En azından "görsel" olarak. Onun yerine rakı sofrasının vazgeçilmezleri balık, beyaz peynir, kavun, kendi tabaklarında espirili bir şekilde "yazılı" olarak tarif edilmiş. Anlayacağınız, Yeni Rakı, yasağın kendisini kampanyanın ana teması olarak kullanmış ve yasağı adeta bir fırsata dönüştürmüş. Yasağı ti'ye alırken hedef kitlesinin hislerine de tercüman olmuş, bir kez daha onların yanında olduğunu ifade etme fırsatı yaratmış. Üstelik bunu zeki ve kibarca yaptığı için de hedef kitlesi gözündeki itibarını perçinlemiş. Kampanya kapsamında bir de "Rakısız Kalan Balık" isimli minik bir hikaye yer alıyor. Hikaye şöyle:
Bilindiği gibi, doğada çok çeşitli canlılar balık avlayarak karınlarını doyururlar. Balık yenilip mideye inince etrafına bakarmış ve eğer midede rakı yok ise 30 saniye kadar beklermiş. 30 saniye sonunda hala rakı gelmemiş ise kendi kendine sorarmış; 'Beni ne çeşit bir canlı yedi acaba?'
Böyle yaratıcı işleri gördükçe neredeyse destekleyesim geliyor bu yasakları...