DEMOKRASİ VE GÜÇLÜ YÖNETİM ANLAYIŞI
"Tarih bana karşı nazik olacaktır. Çünkü onu yazmayı planlıyorum".
20. yüzyılın başlarında dünyayı bekleyen geleceği bu cümleyle özetlemişti Winston Churchill. Nitekim öylede oldu. Savaşın uğramadığı hiç bir coğrafya kalmadı. Dünya kan ve gözyaşından fazlasıyla nasibini aldı. Churchill ve dostlarının çizdiği sınırlar sadece akrabalık bağlarını koparmadı. Osmanlı'nın izlerini de yavaş yavaş sildi. Ümmet olma bilinci zihinlerden yok olup gitti.
Demokrasi havariliği yapan 'Batı', Osmanlı'dan kopardığı her toprak parçasını ya krallara emanet etti, ya da geride kukla olan bir diktatör bıraktı. Türkiye'nin de kaderi Ortadoğu'dan pek farklı değildi. Yeni kurulan bir devlet önce tek parti zihniyetinin esiri oldu, ardından halkın iradesi ordu tarafından sık sık darbe yedi. Ancak 21. yüzyıl Türkiye için adeta bir kırılma noktası oldu. Demokrasi adına Ak Parti yönetimiyle birlikte yeni bir süreç başlamıştı. Cuntacı kafalar yönetimden uzaklaştırıldı, bürokrasi içindeki derin yapılar temizlendi.
Türkiye'de artık daha güçlü bir demokrasi vardı. Muhtar bile olamayacağı düşünülen Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı oldu. Bu defa tarihi yazmayı planlayan Churchill yerine Ak Parti kadrosuydu. Zira Türkiye'nin geleceği Erdoğan'ın Pınarhisar ceza evinde kaldığı o günlerde yazılmıştı. Adım adım ilerleyen Ak Parti 2007 yılında Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi için referanduma gitti. Böylece başkanlık sisteminin ilk sinyalini de vermiş oldu. O dönemlerde başkanlık sistemi çok fazla konuşulmadı. Türkiye'de sık sık gündem belirleyen Recep Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini gündeme taşımadı, sabırla bekledi.
10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimiyle Erdoğan köşke çıktı. Resmi olmasa da başkanlık sistemi yavaş yavaş işlemeye başlamıştı ve dün gece canlı yayına konuk olan Erdoğan doğrudan söyledi. "Başkanlık sistemine ihtiyacımız var" dedi. Bu açıklamayla 2015 genel seçimlerinin gündemi de belirlenmiş oldu; yeni anayasa ve başkanlık sistemi.
Anketlerin gösterdiği sonuca göre Ak Parti bir dönem daha iktidar olarak bu ülkeyi yönetecek. Yani hükümetin ilk icraati de başkanlık sistemi ve yeni anayasa olacak. Peki başkanlık sisteminin Türkiye'ye faydası olacak mı? Sizce Ortadoğu'da kazanın kaynadığı, Rusya ile Amerika'nın yeniden dünyayı kutuplaştırdığı, Avrupa'nın zayıflamasıyla yeni bir fırsat kapısının açıldığı ve dünyada hassas dengelerin sarsıldığı bir dönemde güç bir yönetime ihtiyaç yok mu?
Bugün dünyanın en gelişmiş demokrasileri başkanlık sistemi ile yönetiliyorsa faydasının olmaması düşünülemez.
Gelelim muhalefetin tepkisine. Doğrusunu söylemek gerekirse CHP'nin bu konudaki tutumu pek şaşırtmadı beni. Sonuçta bir işi Ak Parti yapıyorsa ülkeye fayda sağlaması önemli değil, yeter ki Ak Parti iş yapmasın. Bugün Recep Tayyip Erdoğan yerine Ekmeleddin İhsanoğlu bakanlar kuruluna başkanlık etseydi CHP 'nin tepkisi bu mu olurdu?
Bir de meselenin geçmiş boyutu var tabi ki. Bu ülkede Atatürk ya da İsmet İnönü dönemlerinde başbakanlık yapan isimleri kim hatırlar? O dönemlerde de resmi olmasa da fiili olarak zaten bir başkanlık yok muydu?
Artık köhneleşen demokrasi anlayışını bir kenarıya bırakmalı, yeni anayasayla ve başkanlık sistemiyle bu ülkeye temiz bir gelecek çizmeli. Çünkü Türkiye Winston Churchill 'in mirasıyla zulüm altında olan bütün coğrafyaların; Gazze'nin, Arakan'ın umudu.
Kızıl rengini sömürge için akıtılan kandan alan Afrika toprakları Ak Parti yönetimiyle birlikte Türk Cumhurbaşkanlarını ağırlamaya başladı. Erdoğan Afrika turunda yeni projelerin ve yeni yardımların sözünü verdi. Afrika'da adını bile duymadığınız ülkelere TİKA bu yıl kurban eti ulaştırdı.
Güçlü bir Türkiye için güçlü bir yönetim anlayışı ve gerçek bir demokrasi şart. Hızlı karar alabilme ve sağlam refleksler için şart. Türkiye başkanlık sistemini seçime kadar enine boyuna tartışmalı. Buyrun herkes eteğindeki taşları döksün. Seçime kadar konuşma zamanı ...












