“İşimde, ilişkilerimde… hatta evimde bile kendim olamıyorum,” diye girdin söze. “Kendim” kelimesini söylerken dudakların belli belirsiz titredi. Tüm hayatının buruk bir özeti gibiydi bu altı harfli kelime. “İçimde iki ayrı kişi var: Biri kendini sahtekar gibi hissedip utanıyor, diğeri iftiraya uğramış gibi mahzun ve ağlamaklı…” Gözlerimin içinde bir cevap arar, yardım dilenir gibi bir halin vardı. “Bir başkasının hayatını yaşar gibiyim…” diyebildin zorlanarak, “kendim olmayı nasıl başarabilirim?”
Önce “başarma” fikrinden kurtul. “Başarmak” bir yalandır; hiçbir şey başarmak zorunda değilsin. Arzuladığın her neyse çoktan başardın ya da hiçbir zaman başaramayacaksın. Bu iki sonuçtan birini seçerek ona koşulsuzca teslim ol. Sebep-sonuç ilişkisinden özgürleş; İstediğin sonucu seçerek sebepleri yarat…
Belirsizliği bitir.. o seni bitirmeden önce.
Başarmanın üç, beş, yedi yolunu anlatanlara itibar etme. Başarmanın ne kadar yolu varsa, o kadar yalan vardır ortada. Sürekli başarıdan bahsediyorlar, çünkü başarısızlığa inanmanı, başarısız olmaktan korkarak söylediklerini harfiyen yapmanı istiyorlar. “Başarmak için her yol mubahtır” diye fısıldıyorlar kulağına. Onlara inanma. Başarmak yalandır; gerçek olan, yapmaktır. Yapmak için hiç kimsenin onayına ihtiyacın yok. Yapmak Şimdi ve Burada senindir, onu hiç kimse elinden alamaz.
Başkaları başarıya giden yolu arayadursun, sen başarıyı ayağına getir.
Başarma fikrine teslim olmak, kendin olmayı başarılı olma şartına bağlamaktır. Başarısız olmayı yok olmakla bir tuttuğundan, yok olmaktansa başka biri olmaya razı oluyorsun. Ve yok oluyorsun… Kendini “başarılı” bulduğun zamanlarda kendin olmaya yeniden cüret ediyor, sevdiğin şeylere vakit ayırıyor, düşünü hatırlıyorsun. Bu ruh hali, yeniden “başarısız” olana kadar devam ediyor. Sonunda, hava almak için avluya çıkmış bir mahkum gibi, gerisin geriye dönüyorsun hücrene. Dünya izin verdikçe, dünyanın izin verdiği kadar kendin oluyorsun. Hiç durmaksızın güncellenen başarı tanımını yakalayıp bir türlü öne geçemiyorsun.
Kendin olmanın ön şartı kendini başarılı bulmak değil, kendini bulmaktır.
Bu kısır döngünün içinde yok olmak istemiyorsan, öne geçmeyi öğren. Seni yarışta öne geçirecek kısa yol, içsel başarıyı kavrayarak hayatına dikkatle uygulamandır. Unutma, elde ettiğin tüm izafî başarılar, içsel başarının birer gölgesi ve yansımasıdır. İçsel başarı, iç dünyanla dış dünya arasındaki ilişkiyi iyi yönetmektir. Kim olduğuna ve neler yapabileceğine karar verirken, dış dünyanın sana dayattığı tanımları referans almamaktır. Gerçek başarı budur. Aksi halde, dünyanın üzerine yapıştırdığı etiketi çıkarmak giderek zorlaşır. Sana biçilen roller giderek perçinlenir. Başarılı olmak, insanın doğuştan gelen hakkıdır; sonradan öğrenilmiş kriterlere bağlı değildir. Yaptığın her işte kendin olmayı amaçla. Dünyanın seni konumlandırmasını istemiyorsan, kendini konumlandır.
İçini dışından yüksekte tut, yoksa dünya içine akarak seni boğar.
İçsel başarının diğer şartı, iç dünyanı sabit tutmayı öğrenmektir. Dışarıda kıyamet kopuyor olsa bile, sen içini dağ gibi sabit tut. Varlıktaki yerini bularak onu kendine eksen yap ki, dünyan etrafında dönsün. Yaptığın her işte kendinden yola çık, kendini referans al ve kendine ulaş. Dışarıda ve zamanda doğan her girişim, zamanı geldiğinde ölmek zorundadır. İnsan hayatındaki önemli ve kalıcı her şey gibi, başarı da ancak içten dışa doğru yaratılabilir. “Dünyadan ne alabilirim?” yerine “Dünyaya ne verebilirim?” diye sor. Sorumluluğu ve gücü dünyadan alarak kendine iade et.
Sen dünyanın eseri değilsin, dünyan senin eserin— aksini söyleyenlere inanma.
Kendi dışındaki şeylere güç izafe ederek kendine yeni tanrılar yaratma. Ekonomik, sosyal ya da kültürel anlamda “başarılı” olup olmadığın, kim olduğunu belirleyemez. Ancak sen, kendini sürekli keşfedip dönüştürerek, tüm bu kavramları ve kurumları yeniden tanımlayabilir, dünyanı daha önce hiç görülmemiş bir şeye dönüştürebilirsin.
Kendin olma başarısının yanında, tüm dünyevi başarılar birer başarısızlıktır.