biliyor musunuz, hayat birilerini beklemek için çok kısayken, başka birini yeniden bekleyip sevebilmek için çok uzun. belki ben sabırsızım bilmiyorum. acıyı sevmek olur mu demişler ya, oluyor. insanı hissizlikten başka bitiren çok az şey var. yeri geliyor, acı çekmeyi bile özlüyorsun. boşluk hissi, sanki bir daha kanının hızlanamayacağı, midende kelebeklerin uçamayacağı, ellerinin terleyemeceği hissi çok kötü. aşk acısını beşe katlar, bir de sağdan sola çarpar. o derece.
yalnızca bi ay sonra midemde kelebekler daha önce hiç havalanmadığı gibi havalandı. dünya bir anda rengarenk pastel boyalarla boyandı. soğuk bir kasım gününde temmuz sıcağına düştüm. aşk fizyolojik bir tepkiydi başta. ellerin karıncalanması, midenin kasılması, gözlerin en parlak yıldızları kıskandırırcasına ışıldaması. birkaç acaba, bolca kaçamak bakış. gülümsemekten yanaklarının acıması, ertesi gün üç sınava girecek olmayı umursamamak. beyninin kısa aralarla mutluluktan hata vermeye başlaması. kanının olduğundan beş kat hızlı akması. serotonin salgısından kafayı yemek. aşkın birkaç satırlık tanımıydı bunlar. yukarıdaki boşluk o kadar hızlı doldu ki, hiçbir şeyin farkına varamadım.
21 yıllık ömrümün en güzel 9 ayını yaşadım sonra. yan yanayken geceler olmasın, bazen günaydınlanmasın istedim. elimizde bir kelebek tuttuk aylarca, öldürmeden ama kaçırmadan. usul usul yaşattık, sevdik. bakmaya doyamadık. mutlu anıları yazmak her zaman daha zordur ama. asıl hikaye her zaman hüzünlü kısımdadır. ben aşkın, hüznün, yalnızlığın, boşluğun, mutluluğun her türlüsünü ve en güzelini gördüm. daha öncesini sildim attım. daha önce ne sevgim sevgiymiş, ne acım acıymış dedim. dünya onunla nefes alınabilir bir hale gelmişti. yanı başındayken zaman tüm kıymetini yitirip kenarda ceketini ilikleyip bizi beklerdi sanki. uyku bile giremezdi aramıza. istanbul bize şahit olmak istercesine her yanında anıları cam fanuslarda saklardı. ne zaman dönüp baksak, ya daha güzelini koyardık yerine ya da aynısını aynı heyecanla bir daha yaşardık. elini tutmak dünyaya baş kaldırmak gibiydi. öpüşü yerden havalandırdı. bakışı parıltılar çıkarırdı gökyüzünde. herkes için sıradan olan mekanları, masal bahçesi gibi görür olmuştum. kim kütüphaneye ders çalışmaktan, kitaplardan daha fazla anlam yüklerdi ki... soğuk kış günü kucağında döndürürken baktıkça yerlerde çiçekler yükselirdi.
her güzelliğin bir sonu, her alevin bir külü var ama. küllenmesek de köz olduk sezenin dediği gibi. araya mesafeler girdi, koca zamanlar. birbirimize bakmaya doyamadığımız zamanlardan, laf etmeye yer aradığımız zamanlara düştük. sevgi oradaydı, ara ara beni hatırlayın diyordu. elimizdeki kelebek kanatlarını elimize çarptırıp varlığını hatırlatmaya çalışıyordu. o kadar meşguldük ki olumsuzluklarla, birbirimizi görmez olduk. kalp kırmak artık kolayca gerçekleşen bir eylem olmuştu. hikayenin son sayfaları yazılıyordu. sevgim buna izin vermemeye çalışıyordu. tepiniyordu sanki kalbimin üstünde. en son koca bi ay girdi araya onsuzlukla dolu. canım çekildi o zaman boyunca. anladığım tek bir şey varsa, kalbimin odalarını hiç çıkmamak üzerine doldurduğu oldu. bir insan bir insanı ne kadar sevebilirse o kadar sevmiştim. özlem dünyanın en kavurucu hissiydi, onu beklerken anladım.
onu son gördüğümde bir şans dedik tekrar. emin olduğum tek şey kalbimin sahibini kaybetmeye hiçbir niyetinin olmamasıydı.
aşk dünyanın en acı veren ama en harika şeyiydi. ve bazen hiç beklemediğin anda gelip kalbine kocaman bir krallık kurar, yıllarca hükmünü korurdu. aşk herkesin hakkında bir şey söylediği ama hiçbirinin bir diğeri ile alakası olmayan tek şeydi. tanımsızdı. kişinindi. kişiyleydi.




















