"Kırıp dökme beni, ne güzel duruyorum boynunda. Evimden etme beni." yujadab
occasionally subtle
trying on a metaphor

izzy's playlists!
Three Goblin Art

No title available
Misplaced Lens Cap
Game of Thrones Daily
No title available

@theartofmadeline
Monterey Bay Aquarium
ojovivo
Xuebing Du
No title available
hello vonnie
YOU ARE THE REASON
🪼
macklin celebrini has autism
tumblr dot com

Kaledo Art

roma★
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Argentina
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
@yujadab
"Kırıp dökme beni, ne güzel duruyorum boynunda. Evimden etme beni." yujadab
YuJa Dab
Orhan Veli’nin bütün olumsuzluklara, hatta, sefaletine rağmen Ankara’ya gidip sevgilisini görmek istemesini şöyle anlatıyor Nahit Hanım'a yazdığı bir mektubunda ; “…Ama vaziyetimi bir düşün. İki günden beri yağan yağmura ve soğuğa rağmen üstümde beyaz bir ceket var. Pabucum (ayakkabım) yok, gömleğim yok, kravatım yok, pardösüm yok. Bu kıyafetle Ankara’ya gelebilir miyim ? Gerçi senin yanında olmadığım zamanlar sokağa çıkmam. Fakat hiç kimseye görünmeden Ankara’ya kadar gidip gelebilecek miyim ?”
gülen yüz Kemal Sunal...
"Ölü taklidi yapalım, yaşarken değerimiz yok madem."
Bekletme beni, sevdam kadar büyük değilim. Gülme. caddenin birine döksem, şehrin bini tutuşur. Dallarıma sor heybetimi, sarmışım tüm güzelliğini, dünyanın. Senin. yujadab
III. Mutlu değilsin, biliyorsun. Saçların gözlerine indiğinde, bütün dünya dursun istiyorsun. Yaralar içindesin, acın kabuk tutmuş. Ağlayışların bir sokak ortasına süzüldüğünde, tek başına kalıyorsun. Sana yardım etmek istiyorum, beni anla. Yanımda dur ve geçmişi anma. Uzanıp boylu boyunca fezaya, gözlerini bana yumma. İşte ben nakline kan olmaya geldim, sızdır beni alnına. Bağcıkların kopuyor, ayak uyduramıyorsun dünyaya. Mutlu değilsin, biliyorum. Beni sorarsan; bedbaht, bedbaht derler adıma. Ama ne önemi var? Harflerin dizilmiş kaburgalarıma. Yuja Dab
“Ben hayata karşı duran bir dev gibiyim, ama kalbimi incitmeyin. O kadar güçlü değilim.”
Göğe İnen Kaktüs.
Gitmeye korkuyorum, ölüm benim harcım değil. Vaveyla! Bir muhacire danışıyorum. Odamı ve kitaplarımı istiyor, paylaşıyorum. İki rekat namaz kıldım, Muhammed'i ve yolu soruyorum. Ölüm harcım değil, baharı bekliyorum "Uzaklarda" dediğini duyuyorum muhacirin. Her şey yanımda duruyor, ölüm bile. Tutunmak istiyorum bir kaktüsün yassı gövdesine. Beni kuş sanıp vuruyorlar. Çöle düşmüş bir kırlangıç sanıyorlar, Muhammed'i bulamıyorum. Muhacir "gitti" diyor. Ona inanmıyorum. Kitaplarımı ve odamı istiyorum. Odamı ve kitaplarımı ve ayak izini şerif-i mahlukatın. Gitmeye korkuyorum, annem kızar ölürsem. Vaveyla! Yuja Dab
Sarhoş değildim, üçüncü kadehten sonra yanıma oturdun. Ve ben ilk defa, bir güle değerken hüzünlendim bugün."
Yuja Dab
İnsan alışkanlıkların hayvanıdır Acıdan kıvransanız da, kimse durup anlamayacaktır. Yuja Dab
Dünyanın en büyük ironisi: 1 Eylül Dünya Barış Günü.
Baba Müstakil Misin? Bir anlık öfkeydi biliyorum, mahmurum: Bir buket çiçek kadar bedbaht. Müstakil misin baba? bahçede sulanması şart umutlarım var. Biraz da boyalarım, dünyayı kirletmek için. Sabaha çıkabilecek miyim doktor hanım? Saçlarımdaki bu kaburga çizikleri neden? Sorularımın hiçbirinde nezaket aramayın: Bugün öldümse, yarın bir papatyayım. Baba müstakil misin? Hunimi masada unuttum, saksıda sararması meşru olan acılarım var. Eskimiş ve çürümüş. Biraz da sancılarım, yeni umutlar doğurmak için. Gözlüğüm nerede bakkal bey? Defterin hâlâ dul kadınlarla dolu mu? Sulayıp sokağı, ferahlıyor musun? Tutup bir çocuğun kolundan, hayatı siliyor musun?
Yuja Dab
"Direksiyonu bıraktım ve sana yaslandım. Al hayatımı, seninmiş gibi kullan..." Yuja Dab
çalan 2 müzigin adı ne ?
Biri Gemide filminin müziği. Diğeri de Tom Waits İn between love şarkısı
İki Faris Ve Bir Çingen
Bugün baş ağrım dinsin diye, örümceklere demli çaylar dağıttım. Biraz nikotin topladım hemşire için, çok dertliymiş. Kolumu iğnelerle delik deşik ettiğinde anladım bunu. İğnenin içine bir sike yaramayan tozların dışında bir de acısını vuruyordu. İkiye katlanıyordum. Damarlarıma sıvışıp, kanıma karışan züppe acıları bana bir şeyler anlattı. Parmaklarını göğsünden içeri ray sistemleriyle sokup-çıkaran jöleli ihtiyar:
- Bugün neden gök bu kadar entari siyahına bürünmüş ki, dedi. "Benim" dedim. "İçimin deşikleri, bana gelen acılar çok yaşayamaz. Çünkü burada her şey sistemlidir ihtiyar. Büyük bir kanser lordu var içerimde. Burası onun mıntıkası ve sen çok sert bir sike çarptın." Ben bunları diyene kadar, hemşirenin tozla içeri aşılanan tüm acıları birden dışarı fırladılar. Hemşirenin saçları kızıldı ve alabildiğine esmerdi. Dudaklarında ruj annesinden miras kalmış gibiydi. Bana baktığında göz kapaklarını melülleştirip, kulağını kaşıyordu. Ona "Eğer ihtiyarı dinlemiş olsaydım, yani yer değiştirmiş olsaydık. Ben çok iyi bir hemşire olabilirdim. Ama kanser hücreleri seni ikinci dakikada bir leşe çevirebilirdi. O yüzden sen böyle, güzel kal" dedim. Tabii hiçbir bok anlamadı. Bir hastayı anlamak için, süte çişi karıştırıp içmelisiniz. Yuja Dab