bu şiir uzar gider,
şair ölür.
iyi günler
wallacepolsom
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

#extradirty

shark vs the universe
d e v o n

Janaina Medeiros
Lint Roller? I Barely Know Her
taylor price
DEAR READER
almost home
Xuebing Du
cherry valley forever

★
Sade Olutola
Cosmic Funnies
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
AnasAbdin

⁂
YOU ARE THE REASON
Sweet Seals For You, Always

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Iraq

seen from China
seen from United States

seen from Türkiye
seen from Bulgaria

seen from Ireland
seen from Greece
seen from Bangladesh
seen from Bangladesh

seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Finland

seen from United Kingdom
@19503
bu şiir uzar gider,
şair ölür.
iyi günler
keşke annem daha iyi bi hayat yaşasaydı
keşke annemin annesi olsaydım
allahım annem çok mutlu olsun babam da yalvarırım sana
allahım yalvarırım bu imtihanın da hayırlı sonuçlansın yalvarırım zararsız belasız kazasız
arkadaslarina tedx motivasyon konuşmacısı olup kendine parol bile olamamak
"ayakları kırılmış atları daha fazla acı çekmesin diye öldürürler. ama aslında tekrar yarıştıramayacakları için."
Karıma Mektup
Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem,"
diyorsun,
"yaşayamam!"
Yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı,
en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki, sevgili,
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar Nazım'a!
Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarım kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal!
Paran varsa eğer bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.
Milyon Kere Ayten
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum
Şiirler yazıyorum Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten'li
İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi
Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun
dünyanın en manipülatif kişisi yarışmasına katıldın ama rakibin baban
annem mutlu olsun istiyorum bu zamana kadar yaşadığı tüm kötülükleri unutturmak yaşayamadığı içinde kalan her şeyi en iyisiyle yaşatmak istiyorum
sanıyor ki var bi yolu. yoksa yolsuz yürünür. yıkılır bir hatır, kırılır kaç gönül varsa, kırma kimsenin kalbini benimkine benzemez. susarım bir daha konuşmam sanıyor. sanki eskiden cıvıldarmışım gibi. alışık ya bir anıt bir mezar gibiliğime, koymaz sanıyor. geçer oturur yanıma. gelir dikilir karşıma. uzanır bir yatağa, ben de hemen yanına, bir daha ne gözüne bakarım ne ağzımı açarım ne değerim ona ama girer bir eve, ev mi kaldı ellerim yanık yanık, bir yer bulunur da yersize yurtsuza her gurbet memleket, ne olursa olsun, bir daha hiç öyle olmasa da biz yanyana oluruz sanıyor. o da yeter sanıyor. yetmez ama. korkuyor, bilmiyor ne olduğunu, farkında değil ki hiçbir şeyin. ona bir silah bir sevda verdim ne öldürdü ne yaşattı beni. şimdi elleri bomboş ve bilekleri bağlı, kendini hem ben hem de kozanoğlu sanıyor. bu hikayeyi bir başka hikaye sanıyor. bir daha ömür boyu adını anmam ama yanıma gelirse anmazsam da dert değil sanıyor. kendini rezil ettin. rezil. beni de bir rezile selam vermiş kadın ettin. altın çamura düşse azalır mı pahası, elmas çöpe atılsa yine elmas derdi dedem. ben babasının kızıyım. babam derdi ki şerefsize selam veren şerefsiz olur sevde. orospuların selamı alınmaz, günahtır sevde. babam bilmez allahı kitabı, ben de anlamam ya hatır gönülden. halden bilmem ben, sevda bilirim de çekemem. ben bir ayıba durup da senin bir suçun yok diyemem. suçlu arasak benim ellerim yanık yanık. benim cebimde kaldı kibrit, benim tükürüğüm olmuş ya bir benzin. suçlu yok. suç var ama. bir daha hiç ağlamam ve gülmem ar gelir bana ama koymaz, koymaz ona sanıyor. yeter ki yanyana olalım, bir hal çaresi bulunur, bulunmazsa da e o vakit ölürüz sanıyor. ölmem ama. öyle ölmem ben. bir film izlemiştim. bir kadın ve bir erkek birbirlerini vurdular sonra öldüler. sen vuramazsın beni, ben de ölenle ölemem. oynama kimsenin canıyla, herkes ben gibi o canı çıkarmış değil. incitme kimseyi, kimse ben gibi ölmekle bile ölmüyor değil. hem neler neler olurum bir bilsen, bilirsin neler neler oldum ben. bir yılan bir akrep bir dost bir hayalet. sevgilim, her şey olurum ben. ama benden bir ah yaratamazsın. sen koynumun kocasısın sana ettiğimin şahidi yok, allah girmez iki kişinin arasına. ama ben başkasının yarası olamam. senin katilin olurum da bir başkasının tırnağını kıran olamam. yapamam değil, ben kaldıramam. ellerim kanlı kanlı, ellerim yanık yanık, iyi herkese yaraşır bana kötü de yakışıyor. ben kötü olurum zaten ki öyleyim ama ben kimsenin kurdu olamam, olamam ben yapamam, bir rezille rezil olamam. git namusunu temizle, git kurtar onurunu. ben gurursuz olamam.
birini çok seversek gider mi? ya da çok seversek gelir mi? yani çok sevmek her şeye yetiyor mu, yetmiyor mu şimdi. ben sandım ki yanan bi ateşi çıplak elle alır da şu göğsüme koyarsam yani demem o ki seni çok çok seversem, bu seni getirmeye yeter. yine bir yerde yanlış yaptım. sorun değil ben her şeyi yanlış yaparım zaten. yemek yerken üzerimi batırırım, şiir dinlerken ağlarım, yürürken koşarım, koşunca düşerim-
ama hayatta tek bir doğrum olsaydı bari. mesela seni sevmem olsaydı. hayır hayır, sen beni sevmesen de olur. ben şu köşede sessizce sevmeye devam ederim seni. ama bu kez nerede yanlış yaptım?
seni mütemadiyen özlüyorum. ben kapkara bi geceye tutulmuşum, sonum kıyametten beter. bahsettiğim sen değilsin, yani konunun seninle hiçbir alakası yok. bu benim kendimle olan savaşım. kazansam da kaybedeceğim, kazanamazsam da kaybedeceğim. diyorum ya vuran da benim, vurulan da.
bana bir kez şiir okur musun?
ahmet ölünce annesi delirmiști. biz arabayla denize uçan sadece ahmet sanmıştık. annesinin aklı da o denizin dibini boylamıș meğer, aylar sonra fark ettik. ben o zamana dek, insan bir yere kadar üzülebilen bir şeydir derdim. bir yere kadardır kederin benzini. öyle deliresiye üzülmek ölesiye üzülmek ömrünü bir hüzne kemerlemek mümkün değil, derdim, insan her şeye alışır. ama ahmetin annesi delirdi. inanabiliyor musunuz. geçecek sandık. ağır bir yas sandık. bir evladı öldü diğerine tutunur sandık. ama ahmetle birlikte herkesi gömdü kadın. oğlunun vücudu balon gibi şişmişti. ölen ahmet değilmiş gibiydi. öyle ki tabutuna bile sığmadı. ama annesi o tabuta bütün dünyayı sığdırdı. gencecik kadındı. gençliğini. çok gülerdi. neșesini. anneydi işte. anneliğini. evini evliliğini. kızının gözlerini. gözleri çok güzeldi zeynebin. ama annesi hiç sevmedi. herkesi her şeyi sığdırdı o tabuta. ahmetin koynunda. kendini de gömdü toprağa. evden kaçıp mezarlıkta uyumasın diye kapılar kilitlendi. ağır ağır ilaçlar verildi. konu komşu hısım akraba ne nasihatler etti. ama kadın kendine gelemedi. insan, bi yere kadar üzülürse artık hep üzülen bir şeymiş. o bi yerden, uzak durmak gerekirmiş. onunla öğrendim. bu yüzden. her ne olursa olsun. kesildiğimiz yerden inatla çiçek vereceğiz. tıpkı bi mor lahana gibi. komik gibi ama aslında hiç değil.
geç kaldığın her durak için hayattan senin adına özür dilerim.
kalbim oyuldu sana gelmiştim, elim incindi sana, çocuk gibi ve yardıma aç gelmiştim, şefkatten gözleri dolan yaşlı bir kadın gibi, hala dik taşıyabildiği göğsünü çok ağrıtan bir kadın gibi, dövüldüğü sokağa çok üzgünüm ama alışmış bir kedi gibi.
tüm dövülmüş kedilerden ve ters dönmüş kaplumbağalardan hayat adına özür dilerim.
sen gidince ne oldu bilmiyorum. sen gelmeyince parkın taşları yosunlandı. yolumuzu bulmak için takip ettiğimiz karıncaların üstüne bastım. çok acelem var artık, üstelik yolumu da kaybettim. muhteşem hatalar yaptım sonra her akşam omzuma pansuman. nereye gitmeye çalışıyorsam oradan uzaklaştım. neredeyim bilmiyorum ama bir yerde bir toprakta boy verdim.
hayatta kaldığım için kendime teşekkür ederim.
ağrısı hiç dinmeyen bu evden, artık duvarları bile sızlayan, bir cumartesi cinnetiyle burada herkes mutsuzluktan geberiyor diye imzamı attığım bu evden, bir çıkıp gitsem diye kapısına baktığım ama her akşam koşarak geldiğim bu evden, nefret ettiğim ama hep özlediğim bu evden nasıl yaralandığımı kimseye anlatamadım. elimde iğne ve iple koşturup durduğumda neyi dikmeye çalıştığımı ben de artık unuttum. başka yerlerde başka hayatlarda başka evlerin bambaşka kokularında yükselmeyen seslerinde dağılmayan odalarında kırıldım. ben soluma dönüp kırılırım sanıyordum soluma döndüm kırıldım, sağıma döndüm kırıldım, otururken öyle, yürürken bile, rüya görürken kırılır mı insan mutsuzluğuna, orada bile kırıldım.
o kokuyu nasıl unutacağım. o odadan nasıl çıkacağım. o şarkıyı bir daha nasıl dinleyeceğim. kahverengi halı üstünde bağdaş kurup ağlamazken bile nasıl ağladığımı kime anlatacağım.
kimse bana borçlu kalamaz ben herkesin borcunu kendime öderim.
şimdi bunların hepsini aynaya bakarak söylerim. çok kırık ve cesur, ama kırık, ama hala çok cesur. bu dünyada çok güzel pansumanlar yaptım. kendimden özür dilerim. kendime teşekkür ederim.
buruk hissediyorum. her şeye kırgınım. bebekliğime dair tek videom var, elimdeki keki alıp kameraya bakmam için kandırmaya çalışıyorlar. kırgınım. küçükken güzel oyuncaklarım varmış eve gelen akraba çocukları kırmış, oyuncakları hatırlamıyorum bile. kırgınım. ilkokulda sırada üçerli otururduk, sıra arkadaşlarım beni hep iter dışlardı. babam okula gelir, size şeker alacağım kavga etmeyin, derdi. elimden alınan kek gibi, sen de onları kandırmıştın baba. kırgınım. göğüs ağrılarımda, yine düzgün giyinmemiş üşütmüşsün, dediler. kaburgaları göğsüne batıyor ondandır bu nefes aldırmayan sızılar demediler. kırgınım. büyüdükçe derinlere gömüldüm, gömüldükçe daha fazla düşündüm, düşündükçe kayboldum. yok oluncaya dek kaybolmamak adına konuştum, bir şeyler anlatmaya çalıştım. o zamanlar sesim de gür çıkardı, niye duymadınız? kırgınım. şimdi parçalarım her bir yerde. azıcık başınızı öne eğip, ezip geçtiklerinize bakmıyorsunuz. kırgınım işte. ben yine çok. ben yine her şeye. kırgınım.