Yaza hazırız
h

pixel skylines
ojovivo
Keni
RMH
No title available
Cosmic Funnies
Cosimo Galluzzi
Lint Roller? I Barely Know Her
todays bird

roma★
Interview Vampire Daily

Game Changer & Make Some Noise
Show & Tell
almost home
Sweet Seals For You, Always

No title available
🩵 avery cochrane 🩵
Fai_Ryy
Cookie Run:Kingdom Official!
seen from Indonesia
seen from Netherlands
seen from Brazil

seen from Chile
seen from Mexico
seen from Philippines
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Bangladesh

seen from South Africa

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Netherlands

seen from Türkiye
seen from Uzbekistan
seen from Luxembourg

seen from Ireland
seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Germany
@3-6-0
Yaza hazırız
Yaza hazırız
yeniden "under construction"
Bahçede bahar hazırlığı
Anne ben Lale müldür müyüm? Antrepo
ANTREPO
1- Thomas Hirschhorn- Zaman çizelgesi: Kamusal alanda yapıt(2012)
2- Edi Hirose – Genişleme
3- Halil altındere ft. Tahribat-ı İsyan- Harikalar Diyarı
4- Anca Benere&Arnold Estefan – Eşit Uzaklık İlkesi
5- Christoph Schafer – Gezi Park Fiction
6- Claire Pentecost – Toprak-Erk
7- David Moreno – Sessizlik
8- Honf Foundation – DiaManyeti (C/SM) Türü
9- Maider Lopez – Yollar açmak (Trafik kilit)
1- Thomas Hirschhorn- Zaman çizelgesi: Kamusal alanda yapıt(2012)
Sanatçı bu işinde bu güne dek kamusal alanda gerçekleştirdiği çeşitli sergi ve projeleri kronolojik bir dökümünü yapıyor.Bu çalışmayı bizim için enteresan hale getiren şeyler:
Bu zaman çizelgesini oluştururken, projelerini gerçekleştirirken de kullandığı karton, kağıt, fotoğraf, fotokopi, koli bandı gibi malzemelerden yararlanıyor.
Belki de en önemli nokta zaman çizelgesinde sergilediği projeleri gerçekleştirme şekli. Güncel sanatta görmeye alışkın olduğumuzun aksine sanatçı işlerini kamusal alanda deneyimledikten sonra çözümlemelerini yapıp altmetinlerini kuruyor ve bunları da çözümlemeleriyle birlikte zaman çizelgesine yerleştirdiğini görüyoruz. Böylelikle çalışmasının her aşamasını kamuya açarak hem insanları hem de izleyicileri bu sürece dahil ediyor, bununla yetinmeyip sanatı birlikte icra etme şansı tanıyor.
Sonuç olarak; kamusal alanı diğer insanlarla sanat üzerinden deneyimlemesi, bu deneyimleri yine insanlarla çözümlemesi ve genel olarak sanatı elitizminden kurtararak naif ve lahuti bir sadayla bize hayalimizdeki kamusal alan tartışmasını yaşatması açısından Hırşo abimiz ne güzel bir insan ne güzel bir yaratkandır.
2- Edi Hirose – Genişleme
Dünyanın en büyük ikinci mezarlığı olduğu söylenen Peru’daki Lady of Lourdes mezarlığındaki –bize çok enteresan gelen- kamusal hayatı anlatıyor. Öyle ki mezarlık hem ev hem mesire alanı hem de mezarlık olarak kullanılıyor. Bu farklı kullanımlardan dolayı rengarek mezar taşları, mezarlarla içiçe konumlandırılmış derme çatma yapılar, insanların Sultanbeyli çimlerindeymişcesine takıldığı piknik yaptığı mesire alanları ortaya soğuk ve yalnız bir mezarlıktan ziyade bağcılar panayır alanını hatırlatıyor. (bu kullanım yepyeni bir soluk bizim için!) Zincirlikuyu mezarlığında abilerin fayans dizdiği, teyzelerin torunlarına kazak ördüğünü, dedesinin mezarı başında atletiyle mangal yapan küçük enişteyi bi’ düşünsenize!
3- Halil altındere ft. Tahribat-ı İsyan
Harikalar Diyarı
Entelektüel içeriğini –ki gayet dolu- bir kenara koyarsak –dıııt-video nefis! Zaten antrepoda en çok ilgi çeken bölüm olmasının da en önemli nedenlerinden biri bu. Diğerleri ise; sulukule çocuklarının meramlarını, sulukuledeki haksızlığa karşı seslerini rap müzikle dile getirmiş olmaları. En güzel tarafı da bunu müthiş bir samimiyetle hatta zabıtanın dövüldüğü sahnelerdeki gibi vandallıklara rağmen naif bir şekilde yapmaları. Karşımızda tertemiz saf bir isyan var. (Bu Çocuklar bi’ harika dostum!)
4- Anca Benere&Arnold Estefan – Eşit Uzaklık İlkesi
Bromanya ve Ukrayna arasında büyük bir petrol çekişmesine neden olan Yılan adası ve deniz sahasını iki ülke halkına simgesel olarak eşit şekilde bölüştürmeleri ve durumun absürdlüğüne bir o kadar absürdçe yaklaşarak, Ukrayna’nın aldığı adadan, Romanya halkına kişi başı 8 mm2 toprağı, Romanya’nın sahiplendiği deniz sahasından da Ukrayna halkına eşit bölündüğünde kişi başına düşecek 0.509 m2 buzu çalıyorlar. Ada simgesel olarak kazanılırken karadenizden çalınan buz kütlesi eriyor ve kaybediliyor. Zaten deniz sahası da sırtlan petrol şirketleri 7 kız kardeş tarafından paylaşılmış durumda. Romanya ve Ukraynalılar da avucunu yalıyor. Şimdi bu iki abiyi bu iki ülkenin başına geçirme de ne yap!
5- Christoph Schafer – Gezi Park Fiction
dGezi parkını ve yaşananları farklı tarzıyla resmetmiş. İstanbul’un dönüşen bölgelerini tarihsel süreci içinde ele almış ve projeler gerçekleştiğinde neler kaybedileceğine dair öngörüler sunmuş. İyi hoş da dışarıdan ve objektif bakmasını beklediğimiz sanatçı maalesef o batılı oryantalist bakışı sürdürüyor. Gezi parkıyla alakalı anlatıları ile gönlümüze girse de o fesler develer neyin nesi ayol! Gezi parkındaki süreci batıdan ithal bir demokratikleşme ve sivil itaatsizlik mi sandın canım Şafo. 1600’lerden gelen, ayakların başa karşı direnişini esas bu toprağın isyan tarihinden bağımsız düşünemeyiz. (geziye dair söylenmiş tek sözün de fos çıkması sizce de manidar değil mi?)
6- Claire Pentecost – Toprak-Erk
mToprak ve gübreden külçeler ve sikkeler çalışmasıyla yeni bir değerler sistemi öneriyor. Aslında tam da eleştirinin gözün gözüne vuruyor. Günümüzde esas değerin, soyut olan değil, bizi doyuran toprak ve topraktan gelen olduğuna dikkat çekiyor. Alternatif banknot çalışmalarında da filozof yazar ve sanatçıların portrelerini kullanarak şuanki boş değerler sistemine sağlam bir dikey eleştiri getiriyor. Babam boşuna ‘yatırıcaksan toprağa yatır’ demiyor.
7- David Moreno – Sessizlik
John Cage’nin 4’33’’ adlı eserinden ilham alan bu çalışmada,ölü filozofların ağzına megafon dayayarak sessizliğin brütalinde gerçek sesi bulmamıza eşlik ediyor.(söz gümüş sükut altın diyeceğiz ama bir üstteki çalışmanın izlerini zihnimizden silebilmiş değiliz.) Altmetninin yanında görsel olarak da zihin açıcı bir çalışma olmuş.(megafondan kalbe!)
8- Honf Foundation – DiaManyeti (C/SM) Türü
mAntrepodaki en merkezi meydanda yer alan bu görsel açıdan ilgi çekici über-enstalasyon çalışması anlamakta güçlük çektiğimiz bir çalışmaydı ve anlatıcı rehberin aşırı abstrakt anlatımından da bi altın! çıkaramadığımızdan 5 liraya kıyıp bienal rehberini aldık ve ne görelim; abstrakt olmasını bırak bir de anlamadığımız kelimler üstümüze üstümüze yürüdü.şimdi bu alet bitkinin düşüncelerini sese ve hareket enerjisine çevirip diğer taraftaki kartondan sanat zımbırtısının dans etmesini sağlıyormuş meğer. Hatta antrepoya ilk yerleştirildiğinde, bitkiler bi heyecan bi tedirginlik yaşamış da karton zımbırtıya yöresel halk dansları yaptırmış. Biz de rehberin yalancısıyız.(antrepodaki tüm anlatım boyunca rehberi kulak misafirliğinde dinledik de! Kişi başı 10 liradan 20 lira kar oyyş)
Sizin de gördüğünüz üzre fikir iyi ama anlamak için disiplinler üstü bir kapasiteye ihtiyaç var. Nitekim biz de hakkını verdik ama aslında bir şey anlamadık
9- Maider Lopez – Yollar açmak (Trafik kilit)
Karaköy meydandaki yaya ve araç trafiğini kaydederek analiz eden çalışma, karıncaların toprağın altında yollar açması gibi yayaların, araba trafiği, tramvay yolu gibi engellerle başa çıkmak için ne gibi önlemler alıp rotalar çıkardığını gözlemlemiş. İnsanların yaya trafiği kurallarına alternatif yeni hatlar belirleyerek nasıl ilerlediğini anlamaya çalışıyor. Karşıdan karşıya geçmek için trafik ışıkları ve altgeçit kullanmak yerine kendi alternatif yollarını üretmelerinin en temel sebebi de o meydanın reel yaya ihtiyaçları doğrultusunda planlanmamış olması.
Anne Ben Lale Müldür Müyüm / Rum Okulu
RUM OKULU
1- Basim Magdy – Her ince jest
Dünyayı anlamak için 13 temel kural
2- Bertille Bak – Koruyucu acil durum ışık sistemi
3- Martin Cordiano – Nüfuz alanı(Domino)
4- Mülksüzleştirme Ağları
5- Rossella Bıscotti – Santo Stefano Hapishanesi
6- Sulukule Platformu - Sulukulenin adını değiştirebilecekler mi?
7- Wang Qingsong – Beni Onu Kendini Takip et
1- Basim Magdy – Her ince jest
Dünyayı anlamak için 13 temel kural
Genel geçer bilgi kalıplarının o küstah ve üstten bakışını absürd bir şekilde tersyüz ediyor ve bu küstah üslubu sarkastik bir dille eleştiriyor. Çalışmanın isminin ‘’dünyayı anlamak için 13 temel kural’’ olması ve bu kuralları üzerine şaşkın ifadeli suratlar çizilmiş laleler vasıtasıyla aktarması absürdün dibine vurarak bizi bizden alıyor. Sayın Magdy’yi çok sevdiğimizi ve niyetimizin çok ciddi olduğunu belirtmek istiyoruz.
Her ince jest isimli çalışması da müthiş bir ironi sarmalı fotoğraf ve altmetinlerinden oluşuyor. Metinler üstündeki fotoğrafla anlamlı hale geliyor, fotoğrafı ve bize anlattıklarını paramparça ediyor. Kendine çok iyi baktırıyor, öptürüyor (güldürüp eğlendiriyor ama evrene transandant mesaj vermekten de kaçınmıyor)
2- Bertille Bak – Koruyucu acil durum ışık sistemi
Fransa doğma büyüme sanatçımız, Bangkok’ta AVM yapılmak için yıkılan 2000 kişinin ikamet ettiği bir sitede site sakinleri tarafından yaratılan enteresan bir protesto gösterisini tüm süreçleriyle kayıt altına almış. El fenerlerinin açma kapama sesleri ve ışığı kullanılarak devrimci bir marşı adeta görsel ve işitsel bir şova dönüştürüyorlar. Süreç provalardan itibaren anlatılmaya başlanıyor ve her site sakinin kendi balkonundan icrasıyla görsel bir şölene dönüşüyor. Biz bunu sitenin karşısından izliyoruz ve sonuna After Effect’le yapılmış (şaka gibi) binanın patlama sahnesi konulmuş. Bu yapay sahne bile bu acayip değişik protesto yönteminin saflığını ve çocuksuluğunu zedelemiyor. Kamusal alan-var, kamusal aktörler-var, dönüşüm ve rant-var, protesto-var, kolektif çalışma-var, devrimci marşı-var, görsel ve işitsel keşif-var, sanat-var, üstüne bir de bu protestonun dünyayı gezip bizim kulağımıza ve gözümüze ulaşmışlığı var. Ayşe teyze bırak tencere tava çalmayı seni orkestra şefimiz yapalım (gerçi ayşe teyze batona bile dantel örer)
3- Martin Cordiano – Nüfuz alanı(Domino)
Rum okulunda odaları bir bir gezerken birinin özel mekanına girmenin verdiği tedirginkle Domino çalışmasının sergilendiği odaya giriyoruz. Bir oda ve oda dolusu küçüklü büyüklü bir sürü günlük ve hayata dair eşya düşünün. Bu eşyaların istisnasız tamamı kırılmış yırtılmış yani bütünlüğünü kaybetmiş, sonra malzemesine uygun olarak tekrar biraraya getirilmiş ve alelade her zamanki yerlerinde duruyor. Kilim yırtılmış ve sonra dikilmiş, bardak kırılmış ve tekrar orjinaline uygun yapıştırılmış. Dolap, mutfak tezgahı, telefon, parke, koltuk, gömlek, gözlük yani aklınıza gelebilecek herşey parçalanmış ve tekrar biraraya getiriliyor. İnsan ister istemez kendini sağlam bir eşya ararken buluyor. Kutsal kabul edilen özel mekanımızda sağlam kalan tek bir nesne yok.
Özel mekanın parçalanmasının bir çok anlamı var; 1-Kentsel dönüşümle özel mekana ve mülkiyete el konulması, 2-Mahremin parçalanıp tarumar olması, 3-Neo-liberalizmin öldürdüğü mekan algısı. ‘Herşey çatırdıyor, yokoluyor usta anlamıyor musun?’ diyor sanatçı bize.
4- Mülksüzleştirme Ağları
s
5- Rossella Bıscotti – Santo Stefano Hapishanesi
6- Sulukule Platformu - Sulukulenin adını değiştirebilecekler mi?
7- Wang Qingsong – Beni Onu Kendini Takip et
Peki anne, ben Lale Müldür müyüm?
Tam da bi’ kültür mozaiğinin gündüz düşlerimizde dehlizler kazıp; ‘Nereye! Daha picasso tablolarından kayık yapıp karşı kıyıya, senin barbar zannedildiğin yere gideceğiz’ dediği, sosyal, siyasi ve ne kadar disiplin varsa hepsine ekmek çıkaran bir bienalden (bkz. gezi) 3 ay sonra, koç aslan ve türevi yırtıcının sponsorluğunda barbarlığımızla yüzleştiğimiz bienaldir 13. İstanbul bienali. hıh
Oysa bizim annemize sorduğumuz en netameli soru ‘anne, çorabımın diğer eşi nerdeeee?’ Bienal her ne kadar organizasyon anlamında (kapital sponsor, elitist eciş bücüşlük) kafamızda soru işaretleri bıraksa da bienal bizim zihnimizde, eski bir kapıya yeni kilit takmak gibi. Asıl kaçırdığımız nokta ise kapı değil içinde ne olduğu. Polemikler, önyargılarımız, yargılarımız bir yana kabuğu elit, içi az elit az hurda az müthiş bir bienalle karşı karşıyayız.
Bienal rehberindeki önsözün ilk cümlesi “13. İstanbul Bienali kamusal alanın toplumsal mücadeleler, sanat ve siyaset açısından gücüne odaklanıyor”.
Bienal gerçekten kamusal alanın bıt bıt gücüne odaklanıyor mu?
Antrepo ve rum okulundaki sergileri gezdiğimizde gördüğümüz kadarıyla bienal; kamusal alana dair yeni bir şeyler söylüyor hatta bunu sanat ve kamu perspektifinden göstermeye de niyetleniyor fakat bütüncül anlamda elitist fantazilerini yıkıp gerçekçi cümleler ve reel bir kamusal alan pratiği oluşturabilmiş değil.
Peki özel mekanda kamusal alanı tartışmaya açmak ne kadar gerçekçi?
Evet bienali ücretsiz yapıp elini kolunu sallamayı bileni içeri alırsın, bienal mekanlarının içini kamusala boyarsın ama bu makyaj, altındaki özel mülkiyet gerçeğinin verdiği hissiyatı ne derece kaybettirir ve kamusal alan tartışırken, kapı dışarı edilmeden ev sahibinin fikirlerinden ne kadar ayrışabilirsin? Bu ev sahipliği durumundan kastımızı 3 handikap üzerinden değerlendirebiliriz. Bunlar; sponsorlar ve etkisi, sergi mekanlarının kamusal olmaması ve sergilenen işler, dolayısıyla da sanatçı seçimi.Sanatçıların ve işlerin kamusal değeri neye göre belirleniyor. Sanatçıları kamu mu seçiyor ya da kamuya mal olmuş işler mi sergileniyor? Bienalin kamusal alan illüzyonu yaratmaktan öteye gidemediğini, bir detaydan, Antrepoda yaratılan 2 meydan(ımsı)dan görebiliyoruz.
Ancak bu genel olumsuzluklar, bienalde sergilenen iyi işler olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Dilerseniz bienalin içeriğinden dem vuralım.
BİENALİN İÇERİĞİ
Bienalde; kamusal alanla alakalı yeni ve farklı bir sözü olan işlerin yanısıra altmetin oluşturulmak için zorlanılmış ancak yine de içi boş işler vardı. Dilerseniz öncelikle ilham veren, sanata dokunan ve sarih işlerle başlayalım.
bkz. Anne ben Lale müldür müyüm? Antrepo
bkz. Anne ben Lale müldür müyüm? Rum Okulu
ya bu bir önyazı olsaydı!
aslına bakarsan yediğimiz içtiğimiz gezdiğimiz okuduğumuz izlediğimiz gördüğümüz görmediğimiz ve üzerine bir iki kelam edebileceğimiz her şeyin çöplüğünden selamlar olsun.
neticede ikimizden de deli ve geveze mahlukatlar olduğumuz hesaba katıldığında hesaplar pek bir kabarık ve tutarsız oluyor. tutarı da buraya ekleyip sliple zımbalayacağız ve kasada bu blog oluyor anlayacağın.
içinde neler olacağına dair liste yapsaydık ha böyle olurdu;
1-gezi (pek bi' sürtüğüz malum)
şehir içi dışı başı götü derken ülke sınırlarını aşmaya varıncaya kadar gidilen gidilesi gidilmeye değer her şey her yer...mesele gitmek felan değil, karşılaştığın ve sana değen şeyler aslında, yani yolda olmak...
2-takılmaca yeme içme (pek aç olmasak da oburuz neticede)
arkadaş eş dostla buluşmalar, kolektif eylemler, içiş ayinleri ve en sevdiğimiz eylem olarak yemek. tabi dozunda bir anarşizmle...
yemek yapmak yemek içinden sinek çıkması ona bir 'hi' demek felan... kolektif bir etkinlik olarak yemek içmek takılmak
3- edebiyat (okuduk ettik iyi de ya sonra?)
okuyoruz yazıyoruz iyi de bu eylemi mesnetli hale getirmek ve daha da transandant bir eyleme dönüştürmek güzel olmaz mı? aslında bir nevi kendi kendimize konuşmaktan öteye gidip sevdiklerimizle tartışabilmek ve daha da büyütmek..dost sohbetleri,
4- müzik (korkmayın dinlediklerimizi paylaşmayacağız, işin felsefesi yağnie)
yok yok, her dinlediğimizi paylaşmak değil niyet, üzerine etmek istediğimiz laflar olacak ve postlara doluşacak. siz de bir kaç kelam etmek siter misiniz?
kısacası bizim ortak anlam üretebildiğimiz ve bize ilham veren her ses.
(ef50mm bize radio dpt ile alakalı bir yazı kaleme almaz mı mesela?)
5- sinema tiyatro (ziyadesiyle görsel kafa)
izleme ve izlemleme oburuyuz hem uzak da değiliz. izlediklerimiz üzerine çıkarımlarımız, monologlarımızı diyaloga çevirmek aslında. bir de biz kısa film belgesel remix dizi kurtlar vadisi felan da çekiyoruz. her aşamasından ilginç enteresan olaylarla karşılaşıyoruz. bu başlığı da seviyoruz ya. mimar- mühendis kafası işte, daha ne olsun?
6- sosyal meseleler(Politika)
bu aslında delilerevindenaniların konusu ve tumblr'ının da esas konsepti ama buradan da insanlığımızı geri kazanmaya çalışmak isimli çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
7- geriye kalan sanat
o kadar sanat doluyuz ki ai weiwei'yi bile gerektiğinde severiz. işte karman çorman, ordan burdan hebele hübele
londraya gidip louvre müzesini gezdiğimizi iddia edip bunun üzerine birşeyler atıp tutabiliriz.
8- saçmalayadabiliriz (yanlış bir phrase) bence
hatta baya saçmalayabiliriz. hatta önünü alamayıp karınca taklidi videolarımızı patlıcanın patlama anı konulu kompozisyonlarımızı bile paylaşabiliriz.
utanmadan...