büyük laflar şehri
[misafir karşılama heyetinden biri] hoşgeldin misafir. sen okumaya başlayınca, sıralandık ulu tarihimizin zaman çizgisine. beyaz bir sayfadır başlangıcımız ve kurucu kelimemiz insan. adalet, eşitlik, özgürlük. bunlardan çoğaldı kelimelerimiz, yalan bir şey yazmamak öncelikle ilkemiz! kanlı sayfalarımız da var tarihimizde. büyük intihaller oldu herkes tuttuğunu kopardı. boğazımıza kadar manipulasyona battık yazılana inanmaz oldu kimse. demokrasiyle yönetiriz kelimeleri ve her sene bir başkan seçeriz. başkanı tanımlayan kelimeler de değişir, tıpkı anlatırken sıralandığımız tarih gibi! on ikinci başkanımız ( onun döneminde başkanlık; balyozlaşmaya yüz tutmuş, otokrantik bir mevki diye tanımlanırdı ) ‘bir ülkeyi karıştıran kötü kelimelerdir’ dedi ve ahlak polisleri dikti dört bir tarafa. fitne, hakaret, hiciv, baskı, kaos, eylem, küfür, bela, yaygara, gürültü, lanet, pislik, kir, pasak, tatak, çamur, leke, tahribat, soygun, vurgun, dolandırıcılık, katil, düşman, barikat ve yüzlerce kelime yasak edildi. kelimeler ülkesinde artık vurgun yok! katil yok! [misafir karşılama heyetinden bir diğeri] hayır misafir! bizler italikleriz. bu ülkenin aydınları. mütevazi olamayacağım bu konuda kimse kusura bakmasın. bizden yozlaşmış bir başkana balyozlaşmış dememizi beklemesin. ‘bu memlekette göte göt denir’ ötelikeştirilen bütün kelimeleri kucaklıyor yasaklanmışlığı şiddetle reddediyoruz. [ic ses] bunlar büyük laflar değil hepsi boş. yanıt verin ey gökler, korkularımı sokup alsın yükseklerden uçan bir kartal. kainatta ufacık ben, ezilip parçalanıyorum. hafif bir meltem kesip biçiyor yanaklarımı, güneş her zamankinden daha parlak. ışığı delip geçerken camı, dağılırken yedi düvele, tenimi, rengimi tanıyamıyorum. her şeyi mi çaldım? bu kadar mi yetenekliyim hırsızlıkta? öyleyse neden köseleye dönmüyor yüreğim. kelimeler dövüyor bedenimi, yumruk onun, tekme onun! şahit oluyorum her an kaderime. hazları ve zevkleri ucuz mağazaların önünden geçer gibi terketti bedenim. bu boş ve loş dükkanın önünde kiralık tabelasına bakıyorum. zaman, karanlığa karışıp yok oluyor. [vatandaşın biri] is tutmak mi istiyorsunuz bu yerde, öyleyse pek doğru tercih yaptınız üç masa, on iki sandalye alın size harika bir kafe? [7720135560] hayır farketmediniz mi beni, acemi bir sahafım ben, açacak olsam bir dükkan bu boş yerin tozuna, kitaplarımın tozunu katarım! [vatandaş] büyük laflar şehrine öyleyse hoşgeldiniz! nice sahaf saklar en güzel kelimeleri kim bilir neredeler, paslıdır kilitleri ah! taklitlerden sakinin, sardı her yeri korsanlar! [ic-su] ellerim titriyor, saf, yuvarlak bir beyaz tas, göz yaşlarımın okyanusunda! yosun tutmuş ve kaybolmuş ateşten bir ejderha mi dalıp çıkaracak! nefessiz kalsam da uzanmak istiyorum ona. karanlıkta yürürken el yordamıyla, soğuk bir kırmızı ışık, sisli yollarda aman allahım! ne ara indim bu kuyuya! ses ver! yoksa yalnız miyim, yankılansın! [ic-ates] pek büyük laflar ettin, yakışır bu şehire! durma bak yukarı, sana ip atacak olan benim sarıl urganına, boynunu sıyırsın ve kan karışsın ah! kenevirden imal, huzurlu bir uyku icin! suya veda ederken ve havaya erişmemişken, toprağa dik gözlerini, yatırdım ellerimle pişmekte olan çömleklere! sıradan deyişler, günlük betimlemeler seninkisi bırak bana kendini! sereyim önüne tüm kelimeleri!










