asha,inni mnih

pixel skylines
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
styofa doing anything
RMH
todays bird
Monterey Bay Aquarium
$LAYYYTER

★
d e v o n
Keni

blake kathryn
Sweet Seals For You, Always
almost home

titsay
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
No title available

roma★

No title available
ojovivo

seen from United States

seen from Romania
seen from Chile

seen from United States
seen from Türkiye

seen from United States

seen from Morocco

seen from Switzerland
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Brazil
seen from South Africa
seen from South Africa
seen from Dominican Republic
seen from Dominican Republic

seen from Dominican Republic
@abductura
asha,inni mnih
İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın asıl yeri cezaevidir. Bugün devletin hür ve yılgın olmayan insanlara sağladığı biricik yer, cezaevidir. Böylece devlet bu insanları kendi içinden atmış olur ki, onlar zaten prensipleri dolayısı ile kendilerini saf dışı bırakmışlardı. Burada bu insanların etkisiz kaldığını, seslerinin devleti artık pek etkilemediğini, o duvarlar arasında artık devletin düşmanı olmaktan çıktığını sananlar, doğrunun eğriden ne kadar güçlü olduğunu, haksızlığı az buçuk tatmış bir insanın haksızlığa karşı ne kadar büyük bir kuvvet ve etkiyle savaşabileceğini bilmiyorlar demektir.
Henry David Thoreau (via jokersin)
‘’ Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim. Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim. Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim. Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim. Bencil olduğun için vazgeçtim! Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi; çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Bu yüzden ben de senden vazgeçtim..”
-Frida Kahlo
gün batımı
Father & Son
“Kolay mı çocukla konuşmak. Otur dersin, Hayır der. Çıra dersin Çamur der. Çiçek dersin Yaprak der. Bulut dersin Yağmur der. Ders dersin Küstüm der. Seni seni dersin Yapma der. Oysa kolay çocukla konuşmak. Masal de bak Evet der…”
~ Cahit Zarifoğlu
çocuğun o çelimsiz kollarıyla seni sardığında ,dünyanın en güçlü süper kahramanına dönüşürsün
Belleğin dili yok. Bellek birbirine açılan sonsuz resimlerden oluşuyor. Ama hiçbir şeyi unutmuyor. Hiçbir siyahı, maviyi, beyazı ve bakışı, hiçbir duruşun kabalığını ya da anlatılmaz inceliğini. Bellek kimi zaman unutmuş gibi yapıyorsa bu, acıyı yeryüzünden kaldırmak istediğindendir.
İnci Aral
"Sen neden hiç konuşmuyorsun?" diye sordu bir baba. "Karnım ağrıyor," diye cevap verdi bir kız çocuğu. "Kalbim ağrıyor," demek isterdi. Diyemedi. Çünkü tüm kız çocuklarının karnı ağrıyabilirdi de a...
Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı.
Tezer Özlü
"sen benim altıncı işimsin. onca ağır yükün altında sana ayırabileceğim ancak yorgunluğumdur. otuz iki yıl kalbimi ve gövdemi silerek kurduğum dünyanın önüne almamı bekleme seni. ne kadar derinden gelirse gelsin, ne kadar yakıcı olursa olsun, görünmez bir boşluğu -o da bir sürelik- dolduracak bir ses için onca yılı hiçleyemem. bu dünyayı kolaylaştıracaksın diye kapılarımı açtım. bir yol boyu pınarısın sen. kan ter içinde geliyorum, bir yudum serinlik için, içindeki çirkefle simsiyah ediyorsun. attığım hiçbir adım için kimseye hesap vermedim ben. aşk değil işgal bu. gittikçe herkese benziyorsun. içindeki cehennem ilgilendirmiyor beni. bana gülün gerekli, dibindeki gübre değil. anlıyor musun?
tırpanla biçilmiş ekinler gibi ardarda düşüyordu adam. adam düşmüyordu da gökyüzü toprağa gömülüyordu kadının ağzından çıkan her sözcükle. topuklarında kocaman delikler açılmış gibi tüm kanı boşalıyordu bedeninden. bekleyişin iplerine diztiği iç çekişin boncuklarıyla boğuldu usul usul sesi. duvarları içine göçmüş bir evdi, dört yanından kar yağan. güneş bile buz gibi sızıyordu temeline. ne bir gülüş, ne bir anı, ne bir düş… hiçbir şey adamın düşüşünü durduramıyordu. tutunacağı her şeyi alıp savuruyordu kadının sesi. derisi içinden yüzülüyordu. bütün iyi günler, güzel sözler el ele vermiş de en büyük suçluymuş gibi adamın yüreğini yiyorlardı. kadının sesinden bir mezara gömülüyordu adam. son bir çırpınışla inledi…
sesini gökyüzünün yerine koydum koyalı böyle oldum. gamzelerinin halkası ile geriletebiliyorum üstüme yürüyen pisliği. kırk iki köprüden geçtim bugüne dek, ne altında bir ince su, ne üstünde gökkuşağı. soluğum yalnızlık, gövdem küf kokuyordu. sonra esirgediklerine bir özür, bir bağış gibi dünya kattı seni ömrüme. yalnız gözleri değil, hücreleri görmeye başlayan bir körün sevinciydi yaşadığım. teninin kokusuyla yudum gövdemin pasını. bütün yaprakları birer serçe kesilmiş bir ağaçtım, üstüne titreyen. gelince sen geliyordun, ama gidince dünya kopuyordu yüreğimden. çarşılardan bir serinlik gibi geçiyordum sana gelirken. kalabalık bile güzelleşiyordu. eşiğinden değil de güzden yaza geçiyordum her seferinde. ağzın bulutların ülkesiydi. gövdene bakıp ‘iyilik bu’ diyordum. yitiklerimin de kazançlarımın da adı oldun bir gülüşlük vakitte. uzaklara bakmaya seninle başladım. benim için işgal, senin dışındaki her şeydi. senden geçiyorsa her şey aşktı. dünya sensiz geliyordu üstüme. hırçınlığım buydu; biraz korku, biraz keder, çokça ayrılık…
her şeyin sapsarı bir incinme kesildiği bir gücenik vakitti. çarşıların bir örnek giydirdiği insanlar, yine çarşıların yüzlerine çektiği eğreti bir incelikle, yalnızca kendilerine bakarak yürüyorlardı. herkesin dünyası kapı aralığı kadar genişti ve kimsenin sesinde mavilik yoktu. kadın acıyla kaldırdı başını. acıyla eğildi adamın üstüne. iki bulanık göldü gözleri kirpiklerinden taşan. ‘her şeyi biliyorum’dedi. ‘bunaldım. insan gövdesiyle çarpmıyor kötülüğe. yüreğinden alıyor yarayı. bencillik, yalan, hırs, kabalık… inandıklarını koruyabilmek için çırpına çırpına tükeniyor akıl. inceliğin nasıl bir yanılsama olduğunu görmek için başını kaldırmak yeterli. içindeki iyilikle yenik düşüyorsun. kırk boğuntu halkasından geçtim, her seferinde seni biraz daha isteyerek. geldim ve bungun yüzün kırk birinci acım oldu. tuhaf değil mi insanın gücü sevdiğine yetiyor. benim biricik ayrıcalığımsın oysa. sana işgal dersem dünyayı nasıl tanımlarım ben. damla kendini tamamladı ve gelip sana düştü. hepsi bu…
ayağa kalktıklarında iki gözyaşıydı kucaklaşan…
Şükrü Erbaş
Yenilik iyi gelir belki!
Arkadaşlar bir arkadaşımın ablası zehirlenmiş ve ciğerleri iflas etmiş şu anda yoğun bakımda. Pazartesi günü arkadaşımdan parça alcaklar ve nakil deneyecekler. Ameliyat için AB rh POZİTİF kana ihtiyaçları var, kanı uyan arkadaşların hassasiyet göstermelerini rica...
Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.
didem madak (via cigdemaygun)
Trixie Whitley - "Breathe you In My Dreams"
Gidelim buradan… Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık. Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim. Gidelim buradan… İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim…
Ali Lidar (via letterstoblue)
Gelişim sürecinde zaman zaman kişilik buhranları yaşayanlarda bir semptom olarak ortaya çıkan ve kendini 'sosyal ortamlarda arkadaş temizliği' eylemi ile gösteren harekete sahip çıkmak ve sözde karakter sahipliğinin devamlılığını sağlamak varken 'posta güvercini' kıvamında dolaşanlardan duyduklarını etrafta konuşarak kendini gülünç duruma düşürenlere hayatta başarılar! Günde tek doz 'aynaya bakmak' şart! Acil şifalar!