Aramızdaki tüm mesafe birkaç sayıdan ibaret, bir de gururdan örülmüş aşılması zor duvarlar... Aynı göğe bakıyoruz her gün, bulutlardan aynı şekilleri çıkarıp gülümsüyoruz. Böyle olduğunu biliyorum çünkü içimde bir parçanla yaşıyorum bir yerlerde. Nefes alıyorum, nefesimi tutuyorum... Kalbim o gün olduğu gibi hızlı atsın diye. Ben hala her şeyde aynı heyecanı arıyorum mesela.
Bazen kaldırıyoruz duvarları, sen ve benden bir biz çıkarmayı başarıyoruz kısa süreli de olsa. Yan yana uzanıp hayatın tuhaflığına şaşırıyoruz hala, çocukmuşuz gibi... Beraber büyümenin kötü yanı aynı günlere özlem duymak belki de. Kimse teselli edemiyor bir diğerini, kimse yarasını saramıyor ötekinin. Aynı yerde yaralarımız üstelik. Yaralarından tanıyorum seni...
Kayboluyor ve şekil değiştiriyoruz bazen de. Kabuk değiştirir gibi... Öyle zamanlarda gözlerinde bile göremiyorum kendimi. Yan yana duruyoruz bir ayna karşısında ama yalnız gibi umutsuz bakıyoruz yansımamıza. Umut edecek hiçbir şey yokmuş gibi geliyor öyle günlerde...
Bazen bir şarkının içine saklıyorum en sevdiğim halini... Seni bulamadığımda bir şarkının içine gizlediğim haline sığınmak için. Ayağa kalkabilmek için en çok da... Senin beni sakladığın şarkıları buluyorum bazen de, gerçekten benziyor muyum o şarkılara diye düşünüyorum, yoksa sen mi haddinden fazla anlam yüklüyorsun bana? Belki de ben sana...
İki küçük çocuk gibi yaralarımızı yarıştırıyoruz bazen de... Benim yaram daha çok acıdı, hayır benim ki daha derin... Bazen de bilerek kanatıyoruz birbirimizin yaralarını, izi kalsın diye... Çocuk gibi iz bırakma peşindeyiz hala. Sanki yeterince kazınmamış gibi ruhumuza...
Hala savaşıyoruz... Hala durgun değil yüzdüğümüz deniz.
İlk günkü gibi...
Dün kalkıp gitmişsin gibi solumdan,
Biraz önce kaldırmışım gibi kahve içtiğin bardağı...
Henüz sönmemiş gibi son sigaran...
Oysa bunların hepsi olalı yıllar, yollar, şehirler geçti...
Yine de mesafe dediğin birkaç anlamsız rakam sadece;
Belki bir sabah, kim bilir!














