Ölümden sonra ne olacağını merak etmiyorum artık! Yaşadığımı hissetmek için çok çabaladım, hissedemediğimden beri merak da etmiyorum sonrasını. Aynı karanlığa açıyorum gözlerimi hiç durmadan, oysa insanlar yeni güne "Günaydın" diyor her sabah... Önceleri önümü görmek için çaba harcıyor, bir parça ışığa benzer bir şey görsem var gücümle koşuyordum peşinden. Şimdi tamamen teslimim. Hiç hareket etmeden biteceği günü bekliyorum...
Tükenmişliğimi en çok bileklerimde hissediyorum. Gücümü toplayıp yazdığım zamanları saymazsak tamamen uyuşuk. Bir bardağı kaldıracak kadar güç bile bulamıyorum kendimde. Yürüyemeyecek kadar tükendim üstelik. En son ne zaman rüya gördüğümü hatırlamıyorum. Hala inatla her sabah makyaj yapıyorum, yüzümdeki ölüyü gizlemeye çalışarak. Fotoğraflarda gülümseyemiyorum artık. İstanbul'da gülümsemeler bitmiş üstelik, başımı ne yana çevirsem hüzün bulutu... Kimse kimseye selam vermiyor artık, teşekkür etmiyor, tanıştığına memnun olmuyor...
Ne çok severdim bu şehri... Küs ayrıldığımda bile en çok denizini özledim... İstanbul'dan ayrı kalmak nefessiz kalmak gibiyken şimdi orta yerinde boğuluyorum... Neşeyle koşturduğum sokaklarında ölü gibi dolanmaya çalışıyorum şimdi. Herhangi bir sokağından bir parça deniz görsem içime hayat dolardı, şimdi kafamı çevirip bakmıyorum bile aynı denize.
Denizin en çok anlam kazandığı gün dün gibi aklımda. Denize sıfır bir bankta oturup kendimle tanışmıştım. Bulduğum gibi kaybettim kendimi, hiç çabasız... Hiç var olmamış gibiyim. Sanki hiç doğmadım, hiç anı biriktirmedim. Bir yerlerde çok içten kahkahalar da atmadım... Uzun uzun konuşup heyecanla anlatmadım bir şeyleri...
Dinlenmeye ihtiyacım var en çok. İnsan "ölü gibi" olduğunda dinlenemiyor, ölmekten tek farkı bu belki de. Ölemediğime göre bir yerlerde bir şekilde yeniden doğmanın bir yolunu bulmalıyım.
Yine de bir süre en dibe vurmuş halimle kalmam gerektiğine inanıyorum... Hiç konuşmadan...
Cam kırıklarına aldırmadan...
O yüzden bırak bir süre kalayım yerimde...
Bir süre döneyim kendime...
İyi böyle.
08.25










