Saat gürültüyü vurdu, kaos.
Durur mu?
Sessizliği de vurdu, şarap.

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
art blog(derogatory)

gracie abrams
Monterey Bay Aquarium
One Nice Bug Per Day
Today's Document
RMH
Lint Roller? I Barely Know Her
Show & Tell
ojovivo

❣ Chile in a Photography ❣
No title available
EXPECTATIONS
🪼

★

No title available
Claire Keane

blake kathryn
seen from United States

seen from Portugal

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from Dominican Republic
seen from United States
seen from Dominican Republic

seen from Malaysia

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Egypt

seen from Malaysia
seen from Dominican Republic
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil

seen from France

seen from Türkiye
@aleften-tav-a
Saat gürültüyü vurdu, kaos.
Durur mu?
Sessizliği de vurdu, şarap.
Okuyup bir köşeye bıraktığınız kitaba Montaigne gizlice gelip bir şeyler daha ekliyor sanki zaman zaman.
Açlıktan ölmeme garantisini can sıkıntısından ölme garantisiyle satın aldığımız bu dünya batsın.
Tanrı'nın, İsa'nın ve tüm Azizler heyetinin önünde kendi kendini kirletmeyeceğine yemin ediyorsun. Ama, onlar yeterince uzun süre orda durup bekleyince kuşkusuz sen kendi kendini kirletiyorsun. Burada edineceğin ders şu ki, sen başka bir şey ya da daha iyi bir şey değil ama kafesteki bir hayvansın. Yalnızca kafesindeki bir hayvan, işte o durumda kalınca ben altımı ıslattım (!) Şimdi de kurumuş idrarın ve o kahrolası kafesin kötü kokusunu duyumsuyorum. Onlar bizim maymunlardan geldiğimizi düşünüyorlar, bilirsin. Ve o da, tam şu anda benim koktuğum gibi bir kokuydu: Bir maymun kokusu.“ Odetta, Andrew'un gözlerini dikiz aynasında gördü ve adamın bakış şekline üzüldü. Bazen tutamadığımız tek şey idrarımız değildi.
ölülerin kazanıp, yaşayanların kaybettiği bir çağda yaşıyoruz yavrum.
bizde şah öldürdü kendini yedi şubat tam yedi yerinden öldürdü kendini onulmaz düşleriydi sancısı yaralı cırcır böceğinin türküsü dindi
gerçek bir mutsuzluk, yapay bir mutluluktan yeğdir evladım.
arkeoloji, antropoloji, paleontoloji meraklısına
http://arkeofili.com/
müzik kutusu
şu akan gerçekliğin, distopik bir romandan farkı yok.
Sevdiğim bir sûfi hikâyesiyle başlamak, dilerim şaşırtıcı olmaz. Aslında olmasını isterim! Genç adam, dış dünyada bulamadığı neyse, nelerin kırık döküğü, nelerin hevesiyse, katılmak için gelir, zamanın saygın bir dergâhının kapısını çalar. Kapı açılır, aksakallı, binlerce gecenin ve yakarışın esrarından süzülmüş, incecik, hani Edip Cansever'in 'Ben Ruhi Bey Nasılım'da Ruhi Bey için söylediği, “uçuk bir İsa tasviri gibi” incecik bir derviş açar kapıyı. Genç, içinde kocaman, karıncalı, kıpır kıpır bir göl, saygısı kaygıyla gölgeli bir sesle, “dergâha katılmak istiyorum” der. Derviş, dalgınlıktan öte gözlerle bir süre bakar gence. Bir şey söylemeden usulca kapatır kapıyı. Kapı önünde şaşkın kalıverir mürit adayı, Tanrı heveskârı. Kısacık, uzunca, bir zaman sonra kapı açılır. Derviş, elinde ağzına kadar dolu bir kova su, yine bir şey söylemeden kovayı eşiğin üstüne koyar. Sonra, bin yıllık bir bilginin karşılığını bulmak ister gibi gencin yüzüne bakar. Genç, bu sırrı binlerce yıl önceden biliyormuş gibi incecik bir gülümsemeyle çevirir başını, yanı başında katmerlenen gül ağacından bir yaprak koparır ve ağzına kadar dolu kovadaki suyun üstüne bırakır. Derviş, üstündeki esrara yakışan kapalı bir gülümsemeyle, binlerce yıldır aradığı yanıtı bulmanın ağız dil vermez sevinciyle, dergâhın kapısını ardına kadar açar...
Hikâyenin gizemini bozma pahasına, dervişimiz gence, “doluyuz, seni alacak yerimiz yok” demeye çalışmaktadır. Bunu, harflerin sesiyle dağıtmadan, genci incitmeden, kendine saygısını yitirmeden nasıl söyleyeceğinin yolunu böyle bulmuştur. Mecazın ötesinde, bir kova su eğretilemesiyle... Bir yandan da heveskârın nerelerde olduğunu, algısını, hayal hanesinin sınırlarını anlamak istemektedir. Genç, dervişi görmüştür. Zarafetini görmüştür, bilgeliğini görmüştür, içerdeki dünyayı görmüştür. Kendi sığlığında boğulan dünyadan, doğru yere geldiğine inanmıştır. Kapı, sessiz bir alfabeye, onun çağrışım yüklü cümlelerine, dışarının kaybettiği bir sonsuzluğa açılmıştır.
bütün sanatlar gibi edebiyat da, hayatın yetmediğinin bir itirafıdır.
"Ah şu kayıtsızlığın gücü! Budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.."
Cesare Pavese
tüm şartlandırmaların amacı budur: insanlara, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.
bakışsız bir kedi kara