Hayat Holding’de çalışırken senenin belli zamanlarında, şirketin sahibi olmasından mütevellit Kiğılı’dan hediye çeki de verirlerdi. Hepsini birden gömmek zorunda olmayalım diye 3 parça veriyorlardı. Gerek yoktu aslında çünkü çalışanların neredeyse tamamı çekleri yarı fiyatına okutuyordu. Ben kaşmir bir palto almıştım babamın çeklerini de üstüne koyup. Personel indirimine rağmen oldukça pahalıydı zira. Güzeldi ama. O zamanlar göbeğim de bu kadar yoktu. 5 tel beyaz vardı kafamda. Depresyona girebilecek kadar yaşama enerjim vardı. Giydiklerim şık duruyordu.
Fakirler tek eşli olur, çünkü hayatında çoraptan başka çift yoktur. Palto aldığı için primary equipment’ı default olarak o palto olur. Haliyle dışarı gezmeye eğlenmeye onunla çıkar. Yağmur çamur yer. Minibüste ayakta kalmaya çalışır. Otobüste onunla oturur. Hep o vardır üstünde. Kombinlemek zorunda hissedeceği kıyafetleri, uyduracağı ayakkabıları olmaz.
Bir süre sonra boka döndü palto tabii. Düzelmemek üzere buruştu, yamuldu, çekti. Sebebi annemin dediği gibi “kaşmir”in hassas bir kumaş olması değildi. Bir kumaşa “hassas” demek, politik doğruculuğun en nadide örneklerinden bana kalırsa. Kumaş kumaştır ve kaşmir de hassas değildir; bildiğin zengin kumaşıdır. Araba ister. Kapalı alan ister. Dinlendirilmek ister. Fakirin şartlarına uymaz. Zenginler paltoyu sıcak tutsun diye giymez, kış olduğu için giyer.
Mesela Beymen’de 2.000 liraya da palto bulursun 5.000 liraya da 10.000 liraya da. Başka markalarda uçar gider, ucu açık. “Vay amına koyim”lik hiçbir şey yok. 5.000 lirayı paltoya veren adam, ona hak ettiğini verebilecek adamdır zaten. Onu giyebilecek, giymesi gereken adamdır. Sen değildir. Çok para ona göre hayat getirir. Buna da “hayat standardı” denir. Düştükçe yalnızlaşırsın, yükseldikçe kalabalıklaşırsın.
Parasızlığın ne olduğunu iyi bilirim. Şükür ki çok cins bir annem ve daha cins bir babam olduğu için ezik yetiştirmediler beni her ne kadar bunu bilinçsizce yapmış olsalar da. Hazmettim. Uzun süre önce kurtuldum da. Pistir ama parasızlık. Paslıdır. Çirkindir. Kalbini kırar. Faturalar ayna olur, meblağı değil sana hatırlattığı şeyler sıkar canını. Üzer adamı. Zengin adamın hayatında olmaz bunlar. Dertlerinden kurtulmuşluğa imrenirsin, o faturaya hayatı boyunca bakmamış olan adama. Onun gibi olmak istersin. Orada da hayatına “taksit” girer. O müthiş illüzyona uzanan yegane merdiven. Taksit, alamayacağın şeyi aldığını sanmanı sağlar. Aslında hiçbir zaman alamamışsındır sen onu. O sana ait değildir. Bir süre sonra düzelmemek üzere buruşacak, yamulacak, çekecektir. Sana benzeyecektir. Senin kadar tatsız, senin kadar üzgün bir kumaş parçası. Borç ve bakmalara doyamayacağın yeni bir ayna. İnsanın hayatındaki taksit sayısı, mutsuzluğunun katsayısıdır.
Uzun zaman önce, bunu fark ettiğimde taksit yapmayı hayatımdan çıkardım. Her şeyi olabildiğince nakit almaya çalışıyorum. Beyaz eşyam, bilgisayarım dahil. Param çıkışmıyorsa almıyorum. 1 ay sonra para geleceğini bilsem bile kredi kartından tek çekim dahi yaptırmıyorum. Çünkü onu aslında alamadığımı biliyorum. Etrafımda zengin insanlar oldu/var, beni kalifiye mekanlarda yemeğe götüren. Lüks bir mekana davet edildiğimde de “Buraya ait değilim ben, yiyecek bir şey bile seçemem, hiçbir fikrim yok menüye dair.” diyorum. Zerre gocunmuyorum. Dün orada değildim, bugün de olmamın bir anlamı yok. Yarın da olmayacağım. Paranın beni sapıttırmasına olanak yok bu yüzden. Annemin en kızdığı şeylerden biri bu. “Anne yarın zengin olursam hayatımda çok bir şey değişmeyecek; Teknolojiyle donatılmış bir evim, iyi bir arabam olacak, o kadar. Porsche bile almayacağım, ben kim Porsche’ye binmek kim.” diyorum, çok kızıyor. Bana yakışır, çocukluğumdan beri asilim ben çünkü sdkfjksdfk anneleri sevin. Ölecekler birkaç yıla.
Benim anne tarafı özlü sözleri sever; “Alışmamış götte don durmaz” da favorilerimdendir. Götü değiştiremezsin, götün götündür. Vermişler bir kere onu. Donun göte uygununu bulman lazım, sadece bir don aradığını da unutmadan. Kendine sürekli dildo seçtiğin bir süreç hayat. Alışını ne kadar bilirsen o kadar az acı çekersin; üstüne zevk alırsın.