"bir yerden aşağı, çok aşağı düştüm"

Kiana Khansmith
Claire Keane

Love Begins
hello vonnie
Xuebing Du
Misplaced Lens Cap
we're not kids anymore.

shark vs the universe

No title available
Monterey Bay Aquarium
trying on a metaphor
Cosmic Funnies
Cosimo Galluzzi
Lint Roller? I Barely Know Her
One Nice Bug Per Day
cherry valley forever

★
tumblr dot com

PR's Tumblrdome
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Mexico
seen from T1

seen from United States
seen from United Kingdom

seen from China
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Germany
seen from Austria

seen from United States

seen from United States

seen from Germany
seen from Italy

seen from Germany

seen from United Kingdom

seen from Indonesia

seen from United States
@arkeolog
"bir yerden aşağı, çok aşağı düştüm"
idealize ettiğiniz her şey çöpe gidiyor.
ancak hayatta ideal olanla mevcut olan arasında bir uzlaşma da her zaman mümkündür.
Rashōmon / Sarı Irkın Şehveti (1950), Zatōichi / Kör Samuray (2003) ve Samurai Champloo (2004 - 2005 Anime).
Bu üç eseri izlediğimde aralarında ilginç bir benzerlik fark ettim. Muhtemelen, Samurai Champloo ’daki bazı karakterler ve konular diğer iki filmden izler taşımakta.
Dördüncüyü de şuraya bırakalım: Last Samurai Standing (2025).
ergenlikte gelişen ateizm bilinçaltında otoriter baba ya da anne figürlerine verilen bir tepki gibidir. beni yönlendirmeye, yönetmeye çalışan, kontrol eden gücü yadsıyarak reddederim. bunun böyle olması tüm dinlerin uydurma olmadığı anlamına da gelmiyor elbette.
“Bütün bu söylediklerimizden açıkça anlaşıldığı üzere, bir nesne için çabaladığımızda, onu istediğimizde, onun arayışına girdiğimizde ya da onu arzuladığımızda, bunu bu nesnenin iyi olduğuna hükmettiğimiz için yapmayız; aksine bu nesne için çabaladığımız, onu istediğimiz, aradığımız ve arzuladığımız için onun iyi olduğuna hükmederiz” diyor Spinoza (E, III, 9, not). Freudçu anlamda düşünürsek "iyi" denilen şey, dışarıdan gelen bir otorite olarak dayatması bakımından süperego tarafından belirlenir.
Spinoza'da arzu "değer" üreten bir güçtür. Değer ise dıştan içe dayatılan bir yargıdan çok, içsel eğilimlerin (conatus) bir sonucudur. Dinlerin ya da ideolojilerin "iyi" olarak tanımladığı değer yargılarını kendi istencimize bakmaksızın kabul etmek, içsel doğamızda çatışmaya neden olur. Dolayısıyla aslında "iyi" olan bana dayatılan şey değil, arzuladığım şeydir.
şu futbol takımları üzerinden kendilerini var edenler; futbol takımlarının başarılarını kendi başarıları gibi, başarısızlıklarını da kendi başarısızlıkları gibi gösterenler...🙂
varoş gerçeğinizde aristokrat triplere girmeyin. kimse size katlanmak zorunda değil.
bir insana değer vermek ilgi gösterdiğimiz kişinin yaşam tarzını önyargısız bir şekilde karşılamaktır. tabii bunu yapmak öncelikle kendi egomuzu dizginlemekten geçiyor... bunu başarabilen birini ise hiçbir şekilde sarsamazsınız; ne bilgiyle, ne parayla ne de dış görünüşle onu satın alamazsınız.
yalnızlık hayatın filtresiz hâlidir ve her geçen gün yalnız yaşamayı daha fazla özümsüyorum.
birini görmek istemeniz başka, onu bir aktivitenize dahil edip ikinci plana koymanız başka. birine öncelikle zaman vermeniz başka, ona günlük işleriniz arasında zaman ayırmanız başka. vaktiniz, ilginiz, enerjiniz ve sevginiz (gerçek bir ilginiz) yoksa görüşmek "gerçek" bir iletişim sağlamıyor. sadece malumat bildirirsiniz. e biz bu malumatları zaten sosyal medyadan, telefondan vs. yeterince almıyor muyuz? sevgi ve değer her şeyden önce ihtimam gösterme, kendinden bir şey verme demek değil mi?
ansiklopedik bilgi toplamak güzel şey; her yerden, her kanaldan. ancak bunlar bir noktada bizi dönüştürmüyorsa, zihinde gereksiz yükten başka hiçbir işe yaramıyor.
belki de doğru olduğuna inandığın şeyler büyük bir yanılgıdır. kendini boş bir amaç uğruna tüketiyorsun. neden mi? çünkü hayatta inandığın değerlerle isteklerin genelde örtüşmez. sana dışarıdan dayatılan, içinden gelen en derin yönelimin en büyük engelidir.
"bir şeyin değeri onun sona erebileceği gerçeğinden gelir"
—feynman
"çekiç, onu sallayan gücü kendi içinde keşfedemez"
—c. g. jung
günümüzde prompter'dan metin okuyan siyasetçi kadar bayağı bir figür yok. ama böyle olması gerekiyor tabii ki... topluluk önünde iki cümleyi bir araya getiremeyenlerin iki paket makarna karşılığında seçildiklerini unutuyorum...
“kimse seni sabah uyandırmıyorsa,
kimse seni gece beklemiyorsa,
ve her istediğini yapabiliyorsan…
bu özgürlük müdür, yoksa yalnızlık mı?”
samimiyetsiz bayramlaşmalarınız bittiyse yarın sabah gerçek hayata dönüyoruz.