Tıkanmışlık. Tükenmişlik. Çaresizlik. Umutsuzluk. Huzursuzluk. Çıkmaz. Ve bunun gibi daha nicesi.
Beni en sıkıntıya sokan şeylerden biri ve belki de en büyüğü konuşamamak olmuş. Söyleyeceklerim varken söyleyememişim, tam söyleyecekken iletişimim kopartılmış ya da muhattabıma bir daha ulaşamamışım.
Eski mektupları okudum dün, mektup arkadaşlarımdan ikisinin kim olduğunu çıkaramadım, nereden tanıştığımı dahi hatırlamıyorum ama yazdıkları her şey dün gibi aklımda.
"Görüşeceğimiz, yüzyüze tanışacağımız günü iple çekiyorum. Keşke şimdi yanyana olsaydık." Bazı mektuplarda böyle yazıyor. Yani, biriyle bir şey paylaşmanız için illa ki onu görmeniz gerekmiyor.
Hatta Çağlar'la henüz görüşmeden mektuplaşmaya başlamışız "Bir gün bunları karşılıklı içerken konuşuruz belki" deyip biralı bir bardak altlığı göndermiş. Sonra tanıştık, içtik ve konuştuk. Bir süre sonra da hiç görüşmedik, yazışmadık da. Ama babasının giderken bıraktığı not bende hala, ona bir daha veremediğim.
Abdullah'la yazışmışız bir kez, onun bana olan mektubu geldi ama benim gönderdiğim PTT'nin derinliklerinde kayboldu. 12 sene olmuş, herhalde en son 10 yıl önce konuşmuştuk onunla da. Neyse ki telefon numarası silinmemiş, mesaj attım, yeniden iletişime geçtik. Ve beni hatırladı, ve çok güzel karşıladı. 12 yıl önce aşçı olmak istediğini yazmış, olamamış ama olsun, o hayalleri hatırlıyorum.
Birileri o zamanları silmiş mi? Çünkü ben bu mektupları okumasaydım pek çok anı silinmiş olacaktı ama hep okuyorum ve bu silinmezlikten çok memnunum.
El yazılarını çok seviyorum. Bana gerçekten mesai ayırıp yazan birilerini çok seviyorum. Çünkü ben söyleyemediğim şeyleri hep yazdım ve birinin karşısına geçip "benimle ilgili ne düşünüyorsun?" diye sorduğumda bir çırpıda aldığım cevap beni tatmin etmedi.
Bazen bazı konular hiç bitmesin, günlerce, aylarca, yıllarca aynı yoğunlukta konuşulsun istiyorum, olmuyor tabii. Ama yazı öyle değil, 2008'de yazdıklarım hala dolabımda, 2011'de bana yazılanlar gibi.
Geçenlerde Özgür'de kaldım ve yine beşyüzbin saat konuştuk. Hatırlayamadığım, hatırladığım ama anlamlandıramadığım, hiç düşünmediğim, neden olduğunu bilemediğim o kadar çok şey üzerine sohbet ettik ki, 20 yıl önce bunları fark etsem her şey bambaşka olurmuş gerçekten. Sonra uykusu geldi ve sohbet kapandı gitti. Bir daha o konular konuşulur mu bilmem. Halbuki ne güzeldi.
Bu sene doğum günümde mektuplar aldım arkadaşlarımdan, istedim daha doğrusu. -Çünkü artık istemekten korkmuyorum, bazen yönümü bulmak için birilerinin gözünden kendimi görmeye ihtiyaç duyuyorum.-
Gelenler hep kutularda, aldığım günden beri sayısız kere okudum.
Bu fotoğrafın altına "problem çözmek için atılan adımlar" minvalinde bir şeyler yazmak istemiştim aslında ve sanırım kendimle olan temaşamda istediğim yoldayım.
Tamamlanmışlık. Önemsenmişlik. Düşünülmüşlük. Telafi etmişlik. Arınmışlık. Filtresizlik.
Neticede, birileri sizin için bir şey yapıyor, sizi size yazarak anlatıyor ve sonra siz, kendinizle ilgilenmeye başlıyorsunuz. Problem çözmek için atılan adımların başında da bu geliyor, birileri kendinizi size fark ettiriyor. Düşünüyor.
ne kadar düşündüğü yazdıklarından anlaşılıyor.