Hayattaki en acı şey 'keşke' demektir belki de. Yapılmışlara, yapılamamışlara ve hatta hiç yapılamayacak olanlara gönderilen keşkeler, hiç sönmeyecek ateşler yakmaya benzer. #baharigetiren
Monterey Bay Aquarium
ojovivo

Janaina Medeiros
$LAYYYTER
Cosmic Funnies

祝日 / Permanent Vacation

Andulka
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

No title available
almost home

Product Placement
todays bird
hello vonnie
DEAR READER
h
🪼
Peter Solarz
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
AnasAbdin
wallacepolsom
seen from United States

seen from India

seen from United States

seen from Australia

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from United States

seen from Austria
seen from United States
seen from United States

seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Finland
@baharigetiren
Hayattaki en acı şey 'keşke' demektir belki de. Yapılmışlara, yapılamamışlara ve hatta hiç yapılamayacak olanlara gönderilen keşkeler, hiç sönmeyecek ateşler yakmaya benzer. #baharigetiren
Bir defasında Sambikin evine misafirliğe geldi. Cerrah, Sartorius'a insanın omuriliğinin bir tür rasyonel düşünme kabiliyetine sahip olduğunu, yani düşüncenin yalnız kafadaki akla mahsus olmağını söyledi; Sambikin bunu yakınlarda, ikinci kez kafa trepanasyonu yaptığı bir çocuğun üzerinde denemiş, … alması gerekmiş. "Ne olmuş yani!" dedi Sartorius hevessizce. "Hayatın temel sırrı bu, bilhassa insan denilen varlığın tüm sırrı." dedi Sambikin dalgın dalgın. "Eskiden omuriliğin yalnız kalp ve organik fonksiyonlar için çalıştığını iddia ederlerdi, beyinse en üst koordinasyon merkeziydi.. Ama doğru değilmiş bu — omurilik düşünebiliyor, beyinse en basit, içgüdüsel süreçlere katılıyor…” Sambikin keşfinden ötürü mutluydu. İnsanın gri sıradan bakışlarının, zamanı ve mekânı görebileceği zirveye bir çırpıda çıkabileceğine inanıyordu hâlâ. Sartorius Sambikin'in saflığına bıyık altından güldü: Onun hesaplarına göre tabiat böyle ani bir zaferden daha çetindi ve onu tek bir yasayla özetlemek imkânsızdı. "Ee sonra?" diye sordu Sartorius. Sambikin'in bağrı büyük heyecanların gürültüsünden fıkır fıkır kaynadı. "Sonrası şöyle... Daha binlerce deneye tabi tutmak gerek. Fakat yaşamın sırrı pek tabii insanın çifte bilincinde saklı olabilir. Her zaman aynı anda iki şey düşünürüz, bir değil! Aynı mevzuya bakan iki organımız vardır da ondan! Birbirlerinin yolunu keserler, aynı konuyu düşünseler bile... Anlasana, dünyada var olmayan sahiden bilimsel, diyalektik psikolojinin temeli olabilir bu. İnsanın her konuyu iki defa düşünebiliyor oluşu onu yeryüzündeki en üstün hayvan kılmış..." "Ya diğer hayvanlar?" diye sordu Sartorius. "Onların da kafası ve omurgası var." "Doğru. Ama buradaki ayrım çok basit, gerçi bu basit mesele dünya tarihini belirlemiş. İki düşünceyi koordine etmeye, tek bir içtepide birleştirmeye alışmak gerekliydi — bunların biri ta toprağın içinden, kemiklerin bağrından yükseliyor, diğeri kafatasının tepelerinden iniyor. Hep tek bir anda karşılaşmaları, iki dalganın çarpışması, birbirinin sesine ses vermesi gerek... Hayvanlara gelince, onların da her izleniminin karşısına iki düşünce çıkıyor ama ayrı yönlere gidiyor ve tek bir darbede birleşmiyor bu ikili. İşte insanın evriminin sırrı bunda, işte bu sayede tüm hayvanları geride bırakmış! Neredeyse bir hiç sayesinde kazanmış: iki duyguya, iki karanlık akıntıya karşılaşmayı ve güçlerini yarıştırmayı öğreterek.. Karşılaştıklarımda insan düşüncesine dönüşüyorlar. Bu tabii hiçbir şekilde hissedilmiyor... Hayvanların da böyle halleri olabilir ama nadiren ve tesadüfen. İnsanı ise tesadüfler eğitmiş, ikili bir varlık olmuş... Ve işte bazen, hastayken, mutsuzken, âşıkken, feci bir kâbus gördüğümüzde, genel olarak normdan uzaklaştığımız durumlarda iki kişi olduğumuzu açık seçik duyarız: Yani ben tek kişiyimdir ama içimde biri daha vardır. Bu gizemli "o" sık sık mınldanır, bazen ağlar, içinden çıkıp uzak bir yere gitmek ister, canı sıkılır, korkar... Görürüz ki iki kişiyiz ve birbirimizden bıkmışız. Bilincimiz çift değil tek olduğunda bir hafiflik, özgürlük duyarız, manasız bir hayvan cennetine düşmüşüz gibi. Bilincimizin dediğini kaybettiğimiz an bizi hayvanlardan ayıran çizgi çok incedir; sık sık arkaik zamanlarda yaşarız, anlamını kavramaksızın... Fakat sonra iki bilincimiz tekrar kenetlenir ve biz yeniden "iki manalı" düşüncemizin kucağında insan oluruz; yoksul bir teklik prensibine göre kurulmuş tabiatsa bizzat doğurmadığı, kendiliğinden meydana gelmiş ürkütücü ikili yapıların etkisinden kaçmak için dişlerini gıcırdatır, büzülür... Şimdi tek başıma kalmak tüylerimi ürpertiyor! Kafamı ısı-tan iki tutkunun o ezeli kaynaşması yok mu..." Belli ki epeydir uyumamış, yemek yememiş olan Sambikin bitap düştü ve çaresizlik içinde oturdu. Sartorius ona konserve ve votka ikram etti. Yavaş yavaş yorgunluğa yenildiler ve soyunmadan, elektriği yanık bırakıp yattılar; kalpleri ve zihinleri, alelade duyguları ve evrensel sorunları zamanında çözmenin acelesiyle boğuk boğuk kıpırdanmayı sürdürüyordu içlerinde. Spasskaya Kulesi'nde geceyarısının çalındığı, Enternasyonal marşının kesildiği çok olmuştu; yakında şafak sökecekti ve bunu sezinleyen, misafirliği kısa en nazlı kuşlar çalı içlerinde ve fidanlıklarda kıpırdanmaya koyuldu, sonra havalanıp yazın soğumaya başladığı ülkeden uzaklara uçtular.
Bu pasaj, Metis Yayınları'nın Andrey Platonov - Mutlu Moskova adlı kitabından alıntıdır.
Yağmurun altında bile cıvıldayan kuşlar varken yaşamda umut bitmez.
Hayatımızda özleyebildiğimiz insanların olması, bize sunulan en büyük şanstır.
"Hayy'dan gelen hu'ya gider." 👼
İlişkiler üzerine
İlişkiler ince bir ipe benzer. İnce ip ve üzerinde yürüyen iki kişi. Dengede durmak zorundalar, birbirlerini dengede tutmak. İlişkinin boyutu mühim değil. İster dostun, ister sevdiğin, ister ailen, ister kardeşin olsun dengede durabilmek önemli. Karşındakinin atacağı adımı, bir adım önceden düşünmek değil; hissedebilmek. Hisseder adımlarını ona göre atmak ve ip üzerinde 'birlikte' dengede kalmak. Ne her daim sen onu dengeleyebilirsin ne de her daim o seni. Ritmik olmalı, hayatın melodisine göre bazen sen onu dengelemelisin, bazen o seni. İnce bir ip üzerinde ritmik bir dans gibi. Ayak uyduramazsan, kuramazsan dengeni aşağıya yuvarlanmak an meselesi. Baharigetiren
Bir ben susamıyorum. Hayretle izliyorum derdini içine atan, kendine kapanan insanları. Nasıl patlamıyorlar, nasıl sessizliklerine gömülüyorlar?
Mutsuz olmak hayat felsefesi olmuş insanlarda. Mutsuz olmak için sebep arıyor dünya. Yeni gün başlı başına mutluluk kaynağıyken neden bu kadar direniliyor mutluluğa?
Ramazan ayı, empati ayıdır. Aç kalmak değil, aç kalanın halini anlamaktır maksat. Ramazan ayı, irade ayıdır. Kimseye değil, nefsine karşı koymaktır aslolan.
Insanların derdine ortak olmak, içlerini biraz olsun rahatlatmak kadar huzur verici bir şey yok şu hayatta.
İnsanlığımdan bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. 1 puan için dostum dediğini ezebilen insanlıktan utanıyorum. Bugün gerçekten çok utanıyorum. Zor durumdaki dostunu gözetmeksizin salt kendini çıkarının peşinden giden zihniyetten utanıyorum. Üniversiteyi bitirmek üzere olan insanların dostum dediğinin acısını paylaşamamasından utanıyorum. Bugün yapılan tüm haksızlıklardan utanıyorum. Ama utanmak yetmiyor. Kimseye hakkı geri verilmiyor.
Yağmurlarım var benim kirpiklerimde. Kimse görmez, kimse bilmez süzülüverir sessizce. Bir gökkuşağı düşer dudaklarıma. Gözlerim fısıldar 'yaralarım var' diye. Ama sadece dudaklarımdan taşan 'iyiyim'ler doldurur kulakları. 'baharigetiren'