Ben Bahtiyar. Bir delikanlının içindeki yaşlı ruh, bir ağacın kopan yaprağı, yaprağın üzerindeki çiy tanesi… Ellerim terli, ayaklarım yorgun ama gidiyorum.
Ben Bahtiyar. Pencereden dışarıyı izleyen yaşlı ruh, yoldan geçen dışlanmış çocuk, çocuğun bayırdan yola kaçan meşin topu. Gözlerim kırmızı, yanaklarım ıslak ve gidiyorum.
Ben Bahtiyar, ironiyle dolu bir kapağım, neşeli bir hüznüm ve ham kivi tadında anılarım var. Bazı zamanlar pembe bir çileği andırırım bağdan yeni toplanmış bazen bazen de kuru bir ağaç dağ başında yapayalnız. Gidiyorum, ve şimdi arkama bakmalıyım. Vefa borcumu ödeyip bütün anıları canlandırıp merdivenlerden ineceğim. İki yıla yakın geçmişimle bu bir hayli uzun sürecek. Ama kapının sesini duymayacaksın bile merak etme ve peşimden de gelmeye kalkma kararım kesin gideceğim...
Şimdi boynum kırılmak üzere, tam arkama bakıyorum. Nazım'la başlamışım.
Gününü ve o gün neler olduğunu hatırlamıyorum.
"Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga,ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben
Bahtiyarım… "
Devamında o vakitler hayatımın ortasında bulunmuş olan dostuma yazılanlar var. Olanları anlatmak yersiz ancak kendisine olmasını gerektiğini düşünmüyorsan bile, ben en azından beraber geçirdiğimiz güzel vakitlere bir vefa borcum olduğunu düşünüyorum. İlk elveda sana o yüzden Yoda isimli dost. Çünkü ilkler veda etmesi en kolay olanlardır ve ben sana çoktan veda etmiştim zaten...
Ondan sonra "Son İstek" şiiri geliyor.
http://bahtiyaradam.tumblr.com/post/38095951653/son-istek
İsmi lazım değil ilk ve tek sevgilime yazmıştım köprünün altından çok sular geçti ancak bu yazmamış olmayı dilediğim şiirlerden. Ona da veda edeli çok oldu.
Daha sonrasında bir vakit "Insan sevince iki kere kaybolur. Iki kere kılınır namazı" demişim. Zaman bana gösterdi ki kimi sevsem önce kendimi sonra da kendimle bir tuttuğum sevdiğimi gömüyordum kalbime. Bu da bu yüzdendir.
Daha sonraları bir kıza sevdalanmıştım. Adına çok yazmışım, Allah onu bahtiyar etsin hakkında fazla konuşmayacağım.
Ne zaman bilmiyorum bir gün "Git Bahtiyar" isimli bir şiir yazmışım heceli ölçülü. Tekrar okudum da şu an bu günler için yazılmış gibi duruyor...buraya eklemeden olmaz.
Uykularım ve umutlarım, kaçtılar benden.
Benim lügatımdan kalktı huzur aylar önce.
Şimdi peşrev sessizliğim, sensizliğim ve ben,
Yıldızlar parlarken gitmeliyiz bir an önce.
Sevilmeyeceksin, ne gerek var lafa söze.
Özle Bahtiyar, sen sevdiğin kadar yalnızsın.
Sessizce göçüp git duyurmadan kimselere,
Senden geriye buruk yarım sevdalar kalsın.
Bu günü Düş şiiriyle bitiriyorum, ütopya bir sevdaya yazılmış öksüz şiirlerimden. Yazarken mutluydum şimdi de sen okurken mutlu ol. Yarın daha fazlasını yad edeceğiz. Ve hepsi bittiğinde Bahtiyar gitmiş olacak. Gitmekten söz açılmışken arkamdan su dökmeyin. Bir kaseye koyup sokak kedilerine verin, ben de içimde bir rahatlıkla gideyim.
Kapat gözlerini, sımsıkı
Evimizi düşle, bahçeyi,
Pervazları mora boyalı…
Nar çiçeği olmuş her taraf
O nar ağaçlarını düşün
Beraber büyüttük hepsini
Parke yoldaki papatyalar,
Toplayıp taç yapardım sana
Papatya tacli kadın, düşle;
Asma dallarıyla sarılı
Bahçe kapısının rengini.
Girince soldadir menekşe
Menekşe kokan kadın düşle;
Bahçedeki hamakta uyu,
Başına kiraz çiçeğinden
Yıldızlar taksın akşam yeli.
Leylak kokusuyla açılsın
Gözlerin maviye ilişsin.
Maviye sakın yaş degmesin.
Düşün anla beni, düş kadın.
Düşlerimden artık düş kadın.
Ya da gel mor pervazlı eve,
Düşümün içine maviden
Gerçek olur gibi düş kadın.