Bir şekilde hayatta kalarak geldiğimiz 2022’nin ilk günlerinden itibaren, siyasette ve haliyle hem ulusal basında hem de sosyal medyada çok yoğun bir şekilde tartışılan konuların başlıklarına şöyle bir bakalım;
-Döviz ve altındaki yükseliş nereye gidiyor?
-Hükümetin 19 yıllık tahtı mı sallanıyor?
-Muhalefet ortaklarının adayı belli mi, Mansur Yavaş neden olmaz deniyor?
- Z kuşağı aşağı, Z kuşağı yukarı, Z kuşağı ülkeden kaçıyor!
- Çıkar telefonuna bakayım!
- Kadın cinayetleri. Her giden candan sonra aynı cümle; bu son olsun artık yeter!
- Sokak hayvanları itlaf mı edilecek?
- Dış güçler, mevduat lobisi, zincirle bağlanmış sıvı yağ tenekeleri, akaryakıt kuyrukları, alarm takılmış bebek maması, lüks tüketim çıtasını aşan kadın pedleri ve dahası…
Şimdi de hükümetiyle, muhalefetiyle, seçmeniyle şöyle bir şapkayı önümüze koyup bakalım biz buraya nasıl geldik.
Irak’ın işgalinde verdik ilk istikrar ve irade testimizi ülke olarak ama sınıfta kaldık! Çünkü öyle kararsız, öyle yalpalayarak hareket ettik ki, siyasi olarak ulusal çıkarlarımızın orta ve uzun vadede neleri gerektireceğini görmeyen veya görmek istemeyen İÇ GÜÇLER sayesinde zafiyetimiz göründü, o küçük gedikten bakın sonra kimler nasıl girdi!
Resmi tanımıyla FETÖ benim 30 yıllık deyimimle FETTOŞ terör örgütü, bu terörü babasının evi olan ABD’den çeyiz taşır gibi gün gün taşırken hadi siyasiler kendi deyimleri ile saflarmış kandırılmışlar da biz millet olarak ne yaptık? Hemen söyleyeyim, hani o yüce önderimiz olduğu halde elleri öpülesi merhum validesine şimdi burada söylemekten utandığım ama sahibine iade etmekten geri durmayacağım o sözler söylendiği zaman, ne öyle bir yiğidi yetiştiren anacığına hürmeten ne de var gücüyle “Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir!” diye haykıran ATAMIZIN şahsiyetine, hizmetlerine hürmeten hukuken gereği yerine getirilmedi ya, işte o haysiyetten yoksun, beyin gücü yalnızca komut almaya odaklanmış diğer memelilere denk insan müsveddelerine dediler ki,
“BUNLAR UYUYOR SİZ YÜRÜYÜN!”
Tabi ki, kendi sahip olduğu hakların her bir zerresini ona BAĞIŞLAYAN Cumhuriyetin kurucusu ve bu davası uğruna ömrünü vermiş o sarı saçlı mavi gözlü devin validesine ağzından salyalar saça saça hakaret edildiğinde susarsa birileri, orada anlayacaksın ki KADININ ne ölüsüne saygı var, ne de kıymetli dirisi! Ama sokağa çıkıp, herhangi birinin annesine hakaret etmeyi denerseniz bu makaleye güvenip, size yapacaklarından sorumlu değilim. Çünkü Atatürk’ün bir umutla övdüğü bizler öyle yozlaşmış, öyle benciliz ki, bizi dürtmeyen değneğe zevkle bakar olmuşuz! Oysa Anadolu’nun ruhunda, dindar nesil yetiştirme telaşından evvel birlik, imece, dayanışma, iyi kötü saygı ve hürmet vardı. Şimdi hiç boşuna başkalarını suçlamayın, siz uyudunuz, onlar yaptı!
Her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına alıyorlarken TC ibareleri gece gündüz hummalı çalışmalarla kaldırıldı, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” tabelaları salkım saçak toplandı, öyle sağda solda Türklük, Türkçülük, milliyetçilik söylemlerinde bulunmak bölücülük sayıldı. TRT’de bir hain bölücü itin mektubu okundu ve şu anda muhalefeti PKK ile sarmaş dolaş olmakla suçlayan siyasilerle beraber, kendi varlıklarını onların varlığına bağlayan, ülkenin kemikleşmiş %28’lik taraftar seçmeni de salya sümük o mektupla ve söylenen kardeşlik yalanlarıyla ağladı! Bu ülkenin şerefli, sadık, onurlu subayları, akademisyenleri, yazarları, gazetecileri milyonların sessizliğinde aşağılık kumpas davalarında yargılandı, hapis yattı!
Çünkü o hep dillere pelesenk olan DIŞ GÜÇLER adları gibi biliyordu ki, bu memleketin uyurgezer, kulaktan dolma bilgiyle ahkâm kesmeye bayılan, okumayı angarya gören, okuyanı kâfir diye karalayıp dışlayan ve kendi kompleksli, bencillikle harmanlanmış EGO’su ağzından fışkıranları, çok daha fazladır sayıca diğerlerinden! İşte tam bu alçak davalar zamanında yazmıştım şu sözümü;
“Kalabalığın yalanı, yalnızın doğrusunu bastırır!”
Peki, şimdi burada kabahat kimde?
İslam dininin peygamberi Hz. Muhammed diyor ki; “Ben Allah ile kul arasına girmem” sen gidip şeyhlerin eteklerine sarılıyorsun, onlar olmadan yolunu bulamayacağını sanıyorsun ve aslında, “Kuran sizin için apaçık bir yol göstericidir” diye bangır bangır gelmiş Allah kelamını pas geçiyorsun! Tabi sana kendini şeyh diye yutturan bir soysuz dayayıverir ağzına, kendi uzvundan uydurduğu nur çeşmesini!
Benim anladığım şekliyle muhalefet etmek, hükmedenin verdiği yanlış hükmün karşısında durmaktır. Kundaktaki çocuğun bile yemeyeceği numarayı yiyip, adaylığından neredeyse kendisinin bile haberi olmayan çatı adayla çıkıp kendi çatısını kendi başına yıkmak değil! Muhalefet akılcılık ister, bilimsellik ister, durum okuma becerisi ister! Eğilim yoklamasını laf olsun diye yaptırıp tepeden aşağı atama adaylarla seçime girmek, Albert Einstein’ın dediği gibi sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekleyen deliler gibi, aynı kadrolarla kaybedeceğini bile bile sırf yerini korumak için kantarın topuzuna can simidi gibi sarılmak değil! Muhalefet etmek, şartlar ne olursa olsun, doğruyu, ulusun çıkarları için tastamam doğruyu söylemek ve muhalefet edilenin ağzına sakız edeceğini bile bile ona argüman vermekten korkmaktır! Çünkü hiç korkusu olmayanlar değil, gerçekten gelecekten korkan, samimiyetle kaygılar taşıyan, kaybetmekten korkanlar kazanır! Sen ayaklanma devrine ait ve resmi olarak kaldırılmış adıyla gezersen ağzına dolayıp memleketini, Atatürk’le dolaylı hesaplaşma heyecanı taşıyanları bir yerlere getirip orada mıhlanmışçasına tutarsan, sana benim 4 yaşındaki yeğenim de sorar; “Bu nasıl Atatürk’ün partisi!?”
Ödü kopuyor bizim milletin, kadınlar öne çıkacak diye! Böylesi bir aşağılık kompleksi de taşırsan güzel kardeşim, ne gerek var ki zaten senin dış güçlere? Anan.. desen zıplıyor, elin kızını varilde yakıyor, sokakta delik deşik ediyor, boğazını kesip başında oturuyor, tecavüz ediyor, avukat ulan avukat.. Avukat öldürüp, kanundaki Schliemann yarması gibi boşluktan da sızabilmek için “Askeri kimliğime laf etti” diyor! Sen askerlik nedir biliyor musun? Askerlik bütün bir ulusun, ayırım gözetmeksizin her bir ferdi için ölmeyi onur sayan kişiye denir! Kadınlardan rahatsızlık duyanların bana kalırsa tamamının kadınlarla veya kendi cinsiyetiyle ilgili bir yarası var. Yeterince erkek hisseden biri için kadın, tek tamamlayıcıdır, ödüldür, olağanüstü bir fırsattır hiç bakamayacağın bir pencereden kâinata bakmak için…
Şimdi ensemizde boza pişiren ekonomik buhranı bir kenara bırakıp, gözlerindeki ışıltıya mı bakalım? Bakınca ne geçecek? Şimdi evine yağ alamayan vatandaşın, “eskiden tüp kuyruğu vardı” diyen ama asla o kuyrukta neden beklediğini anlamamış vatandaştan bu hesaba göre alacağı var mı, yok mu? Bence var! Çünkü bir ülkede işler ters gidiyorsa eğer, o ülkeyi yöneten baştan aşağı her bireyin sorumluluğu 4 birim ise, onları orada ısrarla tutan halkın sorumluluğu 6 birimdir! Her vatandaş, alamadığım her ihtiyacımdan sorumludur! Oy vermek gül vermeye benzemez, gülü verir güldürürsün, oyu verir gülü soldurursun! Tarımda, hayvancılıkta, sanayide ithalat çılgınlığı varken, siz ekmeyin parasını alacaksınız dendiğinde ağzının suyu akan köylüdür o sorumluluğun ortağı! Kuran belli, sünnet belli, farz belli diyemediği yani bilmediği ve kendinden emin olamadığı için bir şeyhin şefaatine kendini muhtaç sanan her bireyin elindedir Enes’in ve onun nezdinde solup giden, kimi tecavüze uğrayan, taciz edilen, zorla evlendirilen, aklını tahakküme devreden her evladımızın kanı, kararan umutları! Aman canım ne var ki, namaz kılıp kuran öğreniyorlar sohbet ediyorlar diye diye siz tebelleş edip içini doldurup palazlandırmadınız mı o fetöcü alçakları?! Ama işte hükümet bile övüyordu… Çünkü senin aklın yok, hükümet överse tamam, döverse aman!
SEN YAPTIN! TAKIM TUTAR GİBİ EZBERDEN TUTTUĞUN İÇİN HER TUTTUĞUNU;
BÜTÜN ALEM GÖRÜYORDU, SAZAN GİBİ HER ATILANI YUTUĞUNU!
Erken seçim olursa ne olacak?
Ben size söyleyeyim, HİÇ!
Çünkü… neyse bunu sonra anlatacağım…