“Gülmeyi bilen çocuklar geldi; tükenme...” (Kaynaklar, Izmir, Turkey) https://www.instagram.com/p/B84S587pxMv28lqjbxW2pHr0Uq_GWNcKoz1fPo0/?igshid=xnwqbd6439uh
Lint Roller? I Barely Know Her
I'd rather be in outer space 🛸
Monterey Bay Aquarium

Andulka

#extradirty
No title available
tumblr dot com

No title available
he wasn't even looking at me and he found me
art blog(derogatory)

if i look back, i am lost
KIROKAZE
🩵 avery cochrane 🩵
𓃗

pixel skylines
RMH
Not today Justin

shark vs the universe

titsay

No title available

seen from Türkiye
seen from Ireland

seen from Australia
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Spain

seen from United States
seen from Malaysia

seen from Germany
seen from United States
seen from France
seen from Romania
seen from United States
seen from Germany

seen from T1
@berkanozturk
“Gülmeyi bilen çocuklar geldi; tükenme...” (Kaynaklar, Izmir, Turkey) https://www.instagram.com/p/B84S587pxMv28lqjbxW2pHr0Uq_GWNcKoz1fPo0/?igshid=xnwqbd6439uh
gayya kuyuları...düşmesi zevkli, kocaman gayya kuyuları. başka şehirler, başka yüzler, yeni sancılar... https://www.instagram.com/p/B3iHrN3nZBpX-T6HHt4LgkZFoiqtWyKWCc_7nA0/?igshid=1gcrgza5vph5l
Peki Monşer, o hâlde şunu sormama izin verin lütfen: Çoban salatası sınıf ayrımcılığına, Çingene salatası ırkçılığa giriyor mu? https://www.instagram.com/p/BoSnn40HI4XINIsKt2-In5ijKVwPDohCF7SEm40/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=die0u3l91iij
Günce// Hikâyesi Yazılmayan Karakterler.
Nicedir asil yokluklara adanmış zaferlerin isimsiz kumandanlarındandı Muzaffer Bey, varını yoğunu 2+1 dairesinin salonunda toplamıştı. Madalyaları, plâketleri, üniformaları, mektupları, başka şehirdeki çocuklarının ve torunlarının fotoğrafları, annesiyle babasının sonradan büyütülmüş siyah beyaz vesikalıkları ve rahmetli eşinin yanında yaşayan son yadigârları, çiçekleriyle beraber vakit doldurmaktaydı. Arada sigara içmek için balkona çıktığımda denk gelirdik. Yüzünde 74 yılın yakın Türkiye tarihini gizlemeye çalışırcasına bir tebessüm, çaya davet ederdi. Bir yandan sigaramı saklar, bir yandan da onun tebessümünü taklit ederek teşekkür edip kendi yalnızlığıma dönerdim...
Ama bazen katlanamaz olurdum kendime; işte öyle akşamlarda utana-sıkıla kapısını çalar, iki yalnız eski defterleri açarak saatlerce işkence ederdik birbirimize, gözler dolu dolu...
…
Çok şey yaşadı Muzaffer Bey, çok şey anlattı. Üç noktayla geçiştirilemeyecek kadar insani değeri olan hikâyeler, nasihatler…
Çoğu hüzünlü bir çok anı…
Ve bir gün, yağmurlu bir ikindi vakti cam kenarı koltuğunda, balkondaki güvercinleri ve muhabbet kuşlarının ağıtları arasında kapıyı yavaşça kapatarak göçüp gitti dünyadan. ''Süleyman Efendi'' kadar bile hatrı kalmamış olacak ki insanlarda; arkasından bir garip Orhan Veli bile çıkmadı...
Günce/Sahipsiz Diyaloglar-3
...
"-Hislerimden gelip geçiyorsun, bir kez olsun yorulsan da misafir etsem seni yüreğimde..."
"-Durursam bir daha gidememekten korkuyorum. O dediğin yerler; hislerin çok güzel, benim gibi bir afet yerle bir eder buraları."
"-Olsun. Bi daha kurarız, elele verip bi daha... Daha önce de söyledim, ellerini tutunca tuhaf bi akıma tutuluyor ellerim; eski insanlar, şimdiki zamanlar doluyor içime... Hafif yağmurlar, sonsuz ormanlar, masmavi denizler, kuş cıvıltıları, bebek sesleri...
Retro sevdalar akıyor hücrelerime... Milyar kez çoğalıyorsun içimde! Senle ben, biz... Biz ikimiz kocaman dünyalar kurarız birlikte."
"-Olanı koruyamadıktan sonra yeni şeyler inşa etmenin ne anlamı var? Sen çok ince ruhlusun, yaz akşamlarında insana yaşama sevinci veren çam kokulu rüzgâr gibi...Ben öyle değilim, herkesin başka başka isimler taktığı felaket kasırgasıyım. Ben sana zarar veririm adam... Olur ya, bi alışırsan, senin hayatında sigara tiryakiliğinden öte yer tutmam. Kısa mutluluklarla uzun acılara dönüşürüm. Sen bunu haketmeyen bir insansın. Mutluluk benden daha güzel, o gelsin yüreğine..."
"-Gitme, bir daha gel ama gitme..."
"-Bekleme; bi daha gelirim belki ama, bekleme..."
Günce/ Kaf Dağına Mektuplar.
Sence de bu gece yağmurları tam bizlik değil mi?
Düşünsene, kimsesiz bir sokağın sakinleriymişiz seninle... Çıkıp ilk sokak lambasının etrafında doyasıya ıslanıyoruz beraber.
Ben yaz sesli ağustos böceklerine benzetiyorum bizi.
Sen daha romantiksin; singin' in the rain filminde Gene Kelly' nin sahnesini hatırlatıyorsun...
Bi daha aşık oluyorum böyle söyleyince! Saçlarından masumiyetin süzülüyor damla damla, yüzün ay gibi parlamakta.
Bi de orda aşık oluyorum.
Sarılıyoruz; derken bi kez daha...
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar hiç bıkmadan aşık oluyorum sana!
Tam böyle anlarda bir telaş alıyor beni ellerine uzanırken: "Yağmur dinmeden kahve içmemiz lazım!" diyorum; aslında bu, "koca bi şehir ıslanırken gözlerine bakmak istiyorum'' diyemememin en utangaç hâli!
Ama dilimi iyi biliyorsun vesselam, koştura koştura eve giriyoruz. Kahve kokusuna bir kaç dakika varken bir şarkı açıyorsun; dünyada bi ikimiz kalıyoruz.
Yetmediğini düşünürcesine yine aşık oluyorum sana...
Var gücümle,
Ruhumla... Bedenimle...
...
Günce/Notlar.
Günün henüz doğduğu saatler bulunduğunuz yerin huzur vakitleridir. Gece sancısını çektiğiniz bütün sıkıntıların yerini kuş cıvıltıları(egzoz sesleri) köpek havlamaları alır. Bu, hayatın size güçlü bir fısıltıyla "hiçbir mutsuzluk sonsuza denk sürmez, tıpkı mutluluk gibi" deme şeklidir.
Hayat sinemaya benzer, filmlere! Kısa da uzun da olsa filmdir; dram, romantik-komedi, aksiyon da olsa. Sizden doğaçlama ve tek sekansta oynamanız beklenir. Başarınız ise sizi izleyenlerin sizi ne kadar sevdiğiyle alakalıdır; zira çok sempatik yermeler yada çok acımasız övgüler de alabilirsiniz. Amacınız filmi nihayete erdirmek, çünkü sizde merak ediyorsunuz; çünkü bu merak binlerce yıl öncesinde medeniyetin temellerini attı. Sırf finalde kendinizi izlemek için dahi olsa beklemeye başlarsınız. Godot'yu bekler gibi... -Evet, burda bekliyoruz çünkü Godot buraya gelecek!- Filmin finali yaklaştıkça aldığınız haz artmaya başlar; en azından tat almaya başladığınızı hissettirir. O kadar iyi oynamışsınızdır ki... Tatmin olmuş, kendinizi ifade edebilmişsinizdir. Bunla beraber mutluluk gelir.
Peki bunları yaşamadan mutlu olunamaz mı?
Tolstoy 'İtiraflarım'da şöyle der: “Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; hayattan korkuyordum, hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum, ama yine de hayattan bir şeyler bekliyordum.” İşte bu sorunun cevabı olamasa bile cevaba giden yoldur. Hayattan korksak bile hayattan birşeyler bekliyoruz! Üst üste üç acı yaşasak işaretlenmiş olduğumuzu düşünürken, üç mutluluğu peşpeşe yaşayanlar dördüncü, beşinci hatta altıncısı için sabırsızlıkla gün doldurmaya başlıyor başka bi'şey düşünmeden.
Hayat herkese adil davranmıyor, bazılarımız haketmediği kadar yalnız; diğer bazıları çirkin kahkahalara boğulurken. Yormayın o temiz duygularınızı. Herkesi memnun edemezsiniz; bazen de memnun edilmeyen herkesin içinde de siz olabilirsiniz. Sorun sizde değil, sorun bizde de değil; zira bu, bir sorun değil.
Azca dogmatik, çokça pragmatik bir gerçek...
18.06.18
05.37/Gün-aysın
Günce/ 03.57 Notları.
İnsan varlığının yegâne amacı yaşamına bi anlam aramaktır. Manâlar; bizi çıkışa götürmek için vardır. Ama ya çıkışı bulduktan sonra çıkmaktan cayıverirsek?
Geceli-gündüzlü, yazlı-kışlı, herkesli yada kimsesiz tüketiriz ömrümüzü. Aynı zamanda tükeniriz. Yalnız kalıp aşkı arar, aşık olunca yalnızlığa hasret duyarız. Evdeyken dışarda olmayı, dışardayken evde yalnız kalmayı arzuladığımız gibi. Bir şeylere çabuk ulaşmak, ulaşılan şeyin anlamının da çabuk yitirilmesine neden oluyor. Milenyumda zaman hızlı akmakta. 90'larda işler böyle değildi. Çünkü 90'larda mecralar asosyaldi bizim aksimize. Bi'şeylere ulaşmanın aşamaları ve dolayısıyla bi anlamı vardı. İnanmazsanız babasına monofonik müzikli kol saati aldırabilmek için çiğ yumurtayı cebinde 40 gün kırmadan taşıyan Ali'ye sorun, anlatsın... Yoo, geçmişe duyulan bir özlemden dolayı israf edilmedi bunca kelime; aksine bu da o bahsettiğim manâ arayışlarının bir ürünü...
Bulamıyoruz sevgili dostum, çünkü kaybettiğimiz bir şey değil aradığımız; hiç bilmediğimiz, görmediğimiz bir şeyi kulaktan dolma yönlendirmelerle arıyoruz.
Eller serbest, gözler kapalı, bir firari akıl ve binbir telaşla. Arıyoruz, belki buluyor ve tekrar kaybediyoruz. Ve ertesinde yine arıyoruz...
Belki ölmeden buluruz...
(Bu arada sabah ezanıyla yaz yağmuru aynı anda başladı... Bunun aradığımız manâlardan biri olma olasılığı? )
Günce/Kıdemli Yalnızlık Notları-2
...
Yıllarca tek başına olmak ile yalnız olmayı aynı şey zannettik. Aslında tek başına olmak bir seçimi, yalnız olmak ise bir mecburiyeti anlatıyor.
Adi bir mecburiyeti...
Başlangıçta özgürlük vaad eder yalnız olmak; ve sözünü tutar. Dilediğin gibi uyur, gezer, eğlenirsin. Birine ait olma hissinin esaretten bir farkı olmadığına ikna olursun.
Bu, inşa edilen kalenin gözetleme kuleleridir.
Bir müddet sonra yeni insanlara karşı olan önyargılar yıkılmaya başlar, bir kemiğin aynı yerden iki kere kırılmayacağını öğrendiğin zaman yeniden kendini tanıtmalar başlar. Bu girizgâhlardaki kelimeler öncekiler kadar süslüdür; ancak en sert çelikten yapılmıştır. Ve ilk savaşta "sana başındayken söylemiştim ben böyleyim..." anlarında kullanılmak üzere saklanır. Ama süre uzadıkça yerleri unutulur, ya da vazgeçilir.
Sonraki aşamada zaman devreye girer... Yüzyüze gelmemeye çalışarak yalnızlığını sevmeye çalışırsın. Çocukları için evliliğini sürdürmeye çalışan bir çiftten farkın kalmamıştır artık. Dışarda mutlu görünür, evde acı çekersin. Gecelerin de hiçbir anlamı yoktur artık...
Zaman ilerledikçe, aldığın kıdemin bir nişanesi olarak saçlarında beyazlar belirmeye başlar; tıpkı bir polis memurun üniformasındaki gibi... Artık hiç birşey eskisi gibi değildir, özellikle sen.
...
"Every child is an artist. The problem is how to remain an artist once he grows up." #picasso #instadaily #mood #nature #vscocam #meditation
"Eyyyy Doğaaa..." diyerek tirada başlamış; ordan Edmund'a geçip Shakespeare'i anmış gibi 🎭🌳 #instadaily #vsco #nature #dailyroutine #mood #autumn (İzmir, Turkey)
Yol pek uzun; yol çok güzel. #instadaily #theatre #webstagram #weeklyroutine #textreadway #study #act #art
Eylül'ün yaprak yaprak sarardığı, kahvelerin sayfa sayfa içildiği zamanlardı... ''Hiç bi'şeyin ilkiyle sonuncusu arasında kibirden başka bi fark yoktur; Baharlar hariç..." #instadaily #vsco #autumn🍁 #dailyroutine #abinaber
Günce / 04.02
Bir gecenin 4'ü tüm vakitlerin en adisidir. Kolda, duvarda yada masada; hüznün, yenilginin ve yıkılmışlığın sembolüdür. İçindeki vaveylalar bütün dillerde aynı anlamı taşır. Bir gecenin 4'ü bütün gecelerde aynı çaresizliğin adaşıdır... Kadranların başının öne eğildiği; havanın en sert, gecenin en karanlık olduğu zamandır. Yine dünyanın en tehlikeli saatidir gecenin 4'ü. Aradan sıyrılmıştır çoktan. Üçün beşin lafını yapmaz; direkt kalbinin çatına yapıştırıverir o yok olma arzusunu... Ve bundan daha fazlasıdır. Merhamet bilmez, yola gelmez... Tekel sigaralarının sarmaya döndüğü, bütün kahvelerin soğuduğu zamandır. 'Hiçbir gecenin dördünde ilan-ı aşka yer yoktur, ama adi bir terkediliş gecenin dördünde vuku bulur.' Sokağa çıkanı sevmez, sokaklara kusanı bağrına basar neden içtiğiyle ilgilenmeden. Özlediğin ne varsa dilinde acı bir tat bırakır. Bütün teşebbüslerin nihayete dönük, bütün imtihan sonuçlarının başarısız olarak açıklandığı zamandır... Bütün müzisyenler için gecenin dördü do diyez minör tonundadır; bu yüzden gecenin dördünü anlatan en iyi eser Moonlight Sonata'dır. "Gece 4'te yazılan hiçbir hikâyenin karakteri kahraman olamamıştır... Ve tüm hikâyelerde mutsuz sonlar, gecenin dördünde plânlanır..."
"...Akşamların insanı yalnızlaştırdığını,gecelerin vahşileştirdiğini bilirim. Bir de ben çok güzel çerçeveler bilirim,yalnız insanları fotojenik yapan deniz kenarı banklarını, park kuytularını bilirim..." #instadaily #webstagram #mood #seaside #vsco #night #izmir (Göztepe Sahili)
2) Bir Gece Hikâyesi- Haziran 2015
"Tek isteğim unutmak kardeşim" dedi o çok sevdiğim abim: "Yılları, günleri, eskileri, kendimi ve üzülmelerimi. Tüm hikayeyi! Olmayanı... Olmayacak olanı, doğrulmaz, düzeltilmez hayallerimi... Yamalı, sarpa sarmış dikiş tutmayan hislerimi, bozuk ve hatalı duyumsamalarımı, zamanın sorunsuz akıp gidişini, yolları şehirleri. Herşeyi! Ve her şeyi şekillendirmiş herkesi... Hepsini unutmak; tek isteğim bu" dedi. -"Peki abi sen unutmak diye bir şeyin olduğuna inanıyor musun? Şahsen ben inanmıyorum. Şimdi gelse biri ve ona desem ki: eskiye dair her şeyi unuttum. Neyi? diye sorsa, işte a'yı b'yi c'yi, falanla falanı... diyip tekrar hatırlarım. Bence unutmak zannettiğimiz şey aslında eskisi kadar değer vermemek. Aklına gelişi eskisi kadar şaşaalı olmadığı için unuttuğunu sanıyorsun. Hâlbuki en ufak bi çağrışımda hepsine sağ baştan içtima aldırır beynin. Bu benim şahsi fikrim." -"Haklısın dedi, belki de biz kendimizi böyle oyalıyoruz..." -"Aynen öyle abi. ''Bilmemek mutluluktur''u çoktan kaçırdığımız için bilmezden gelerek ayakta kalmaya çalışıyoruz..."
Bir Akşamüstü Hikâyesi-Haziran 2015
Alkolist nezaketiyle son yudumunu alıp şişeleri bir bir boş toplayan abiye teslim etti. Akşamüstü aradığında sesinden canının sıkkın olduğunu hissettirmişti. Görüşelim teklifine hiç itiraz etmeden ''geliyorum''la karşılık verdim diğer plânımı iptal ederek. Oturduğumuz yer gürültülü olduğundan daha sessiz bir yer bulduk parkın içinde.Herhangi bir banka çöküverdik. Kendine aldığı şarabı doldururken bende elimle kola kutusu arasındaki ısı alışverişine dalmıştım. İnsan böyle zamanlarda vücuda zarar veren bir şey içmeden kelimelere eşlik edemezdi. Alkolü bıraktığımdan beri bende kola içerdim böyle zamanlarda. Belki de kutularının hacimce birbirine yakın olması eskileri yad ettirirdi, bilmiyorum. Sükûnetle lafa girmesini bekledim.Çıt çıkmıyordu.Onu konuşturmak için önce benim konuşmam lazımdı anlaşılan: -"Duyuyor musun abi eğlence seslerini? Şurdaki ortaokuldan geliyor." -"Duydum kardeşim,mezuniyetleri vardır." -"Aynen, mezuniyet. Masumiyetlerini bitirip çocukluklarından mezun oluyorlar. İçine itildikleri mücadelenin farkında olmadan seviniyorlar o tertemiz ruhlar." -"Bizim gibi değil mi" dedi tebessümle. -"Aynı bizim gibi abi, bizim onlara bıraktığımız hayalleri, ilkokul aşklarını şimdi de onlar yenilere bırakarak bize katılıyorlar yavaş yavaş." -"Katılsınlar. Ya da katılmasınlar. Onlar bizim gibi melankolik olmadan yaşasınlar.Hiç bilmesinler böyle hayatların varlığını." -"Seni yine ne üzdü abi, kim geldi geçmişinden çat-kapı aklına?" -"Giden yok berkan, giden yoksa gelen de yok, zaten sorun hep içimde olanlarla/kalanlarla ilgili." Yavaştan konuya geliyordu: -"28 yaşıma geldim, halâ dünü düşünmekten yarına vakit ayıramıyorum.Tek sebebi de kadınlardı. Var olup, alıştıktan sonra yok olmalarıydı. Hani Attila İlhan demiş ya ne kadınlar sevdim,zaten yoktular; o hesap benimkisi de... Ama suçlamıyorum hiçbirini, hayatıma giren kadınların hiçbiri terketmedi beni, ben kendi kendimi terk ettim hep. .O yüzden de halâ içimde durur en son bakışlarının çerçevelenmiş fotoğrafları... O fotoğrafların ağırlığından dolayı sendeliyorum. Sen sakın benim gibi olma. Yaptığım hataları not al, gördüğün zaman yolunu değiştir. En önemlisi hiç bir zaman pişman olma. Tamam mı kardeşim." -"Tamam abi" -"Ben gidiyorum eve, kafam kaldırmıyor.Şansım yaver giderse biraz uyuyacağım." dedi. "Olur abi, dikkat et kendine,iyi ol." -"Denerim,sende dikkat et" deyip gitti. Ne ilki vardı,ne sonu olacaktı.Hayat sürdükçe,bizde kaçak yolcular gibi ses çıkarmadan onunla gidecektik.Ta ki "son durak, geldik" diyene kadar. Böyleyken böyle işte... Eyvallah.