Bir karar gibi söylüyorum bunu. Başkalarının insafına bırakılmamış gibi. Cesedimi yanımda sürüklediğim şehirler, ülkeler oldu. Yüzümde gülümseme donduran farkındalıklarım oldu. Beni gece gündüz yakan bir öfkem oldu. Ağlama krizlerim, panik nöbetlerim oldu. Hiç uyanmadığım ve hiç uyuyamadığım günlerim oldu.
Seni uzun uzun anlattığım insanlar, tek kelime etmeden kalktığım masalar oldu. Yokluklarına çok şaşırdığım insanlar oldu, bir de varlıklarından nefret ettiklerim.
Nefret, keskinliğin kendisi.
Çalınan hayatını sana verebilmek için bir şans istediğim çok gün oldu. Canını yakmış herkesin canını yakmak istediğim çok gün oldu. Hayallerinin olduğu o eski günleri geri versinler diye pazarlık yapmaya kalktığım çok gece oldu. Göremeyeceğin için kahrolduğum ve iyi ki görmedi dediğim çok gün oldu. Ayağımın altından toprağın kaydığı ve o toprağın kendisi olduğum günler oldu.
Toprak ne demekmiş, anladım.
Delirmek için yalvardığım günler oldu. Delirdiğimi anladığım günler oldu.
Uykuyla ilaçla geçmeyen baş ağrılarım, nefesimi çalan göğüs ağrılarım oldu. Uzaklarda bir yerlerde yaşadığına inandığım, sana anlatmak için bir şeyler yaşamaya, anı biriktirmeye çalıştığım günler oldu.
Evimin kapısının günlerce çalmadığı oldu. Senin anahtar sesini beklediğim, oturup kapıyı izlediğim günler oldu. Dışarıda birini sana benzettiğim, aptal gibi sen sandığım, sonra aniden her şeyi hatırladığım bir günüm bile oldu.
Başlarda her şeyi unuttuğum oldu. Kafamda seninle ilgili tek bir görüntünün bile olmadığı, uğraşıp da hatırlayamadığım günlerim oldu. Ama sonra...
Bir mandalinanın canımı yaktığı, boş çaydanlığın sadece boş bir çaydanlık olmadığı günler oldu. Mutfak masasında hep oturduğun yere bakarak seninle dertleştiğim oldu. "Şimdi burada olsaydı," diye başladığım çok cümle oldu.
Evi senin için temizlediğim, sevdiğin yemekleri yaptığım ve bunları hiç görmediğin çok gün oldu. Gülüşlerinin taştığı odaları dolduran hıçkırıklarım oldu. Yıkılıp kaldığım koridorlar, beklemekten vazgeçemediğim pencere kenarları oldu.
Gelmediğin ne çok gün oldu...
İnsanların kalbime ağır geldiği zamanlar oldu. Güç bulamadığımdan sustuğum oldu. Hissizlikten keskinleştiğim oldu. Çocukluğumun geçtiği evden kovulduğum bir günüm de oldu. Mezar taşının göğsüme saplandığı zamanlar da.
Dünyanın bu kadar ve bir anda değişmiş olmasını aklımın almadığı günler oldu. Seni ne denli derin sevdiğimi anladığım ve bunu senin bilmediğin hissine kapıldığım zamanlar oldu. Bunun pişmanlığıyla kavrulduğum, önüme gelene "Bu kadar değerli olduğunu biliyor muydu?" diye sorduğum günler oldu.
Kararlar aldığım ama ardından ne anlamı var deyip bıraktığım çok şey oldu. Acını görmenin bana ne yaptığıyla aynada yüzleştiğim sabahlarım oldu.
Seni son görüşümün gözümün önünden gitmediği uzun günlerim oldu. "Dayanamıyorum" deyişin kulaklarımdan silinsin diye uğraştığım günlerim oldu. İçim buz kesti ve bir daha hiç ısınmayacak diye kendime üzüldüğüm günler oldu. O günden önce olduğum kişiyi özlediğim hatta kıskandığım zamanlar oldu. Çocukluğumu gömdüğümü tekrar tekrar anladığım çok an oldu.
Elinin değdiği eşyalar buradayken senin artık olmadığını fark ettiğim zamanlar oldu. Bıraktığın yüzüğe dokunmaya korktuğum günler, hâlâ yerinde duruyor mu diye kalkıp kontrol ettiğim geceler oldu. Bir Çalıkuşu dövmem bile oldu sol bileğimde.
Tanrı ya da her ne haltsa, ona deli gibi kızdığım, isyanın içimde köklendiği çok zaman oldu. Sonra rüyamda seni görmek için dua ettiğim çok gece oldu.
Seninle ilgili geçmiş zamanlı konuşmaya dilimin dönmediği günler oldu.
Dünya durdu ama çok şey oldu. Yine de seni anmadığım tek bir gün bile olmadı.