4 Haziran 2022
Saat 20.00 suları. Bir adam bir kadına sarı ile aydınlatılmıș bir odada sarılırken, Cem Adrian'dan "sen benim șarkılarımsın" çalar odanın bir köșesinden.
Claire Keane
Phantogram Three
Fieri Frames

Jar Jar Binks Fan Club

No title available

No title available
$LAYYYTER

Discoholic 🪩
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr
Cookie Run:Kingdom Official!
The Bright Sessions

PR's Tumblrdome

blake kathryn
Cosmic Funnies
untitled
Cosimo Galluzzi
almost home
🪼
noise dept.

shark vs the universe

seen from Japan

seen from Colombia
seen from Brazil

seen from New Zealand

seen from India
seen from Iraq
seen from Philippines
seen from India

seen from South Korea
seen from Türkiye
seen from Argentina
seen from Russia
seen from United Kingdom

seen from Russia

seen from T1

seen from United States

seen from United States
seen from Finland

seen from Argentina
seen from Taiwan
@buluttanbalon
4 Haziran 2022
Saat 20.00 suları. Bir adam bir kadına sarı ile aydınlatılmıș bir odada sarılırken, Cem Adrian'dan "sen benim șarkılarımsın" çalar odanın bir köșesinden.
31 Aralık 2021
"Allah'ım beni sensiz bırakmasın."
Demiș habersizce.
“Ahhh sevgilim! Öyle özledim ki seni inşallah içimdeki özlemi hissedersin.”
Geceyarısı Süveydası `4
17 Ağustos 2018 Cuma 23.30
Nasıl bir uzaklık bu Allah'ım! Tam “milyarlarca ıșık yılı kadar uzaktasın” diyorum, geliyor gözleri kalbimden vuruyor.
Kutlu Olsun! 🇹🇷
"Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum." Cemal Süreya
"İşte insanoğlunun bütün bahtsızlığı burada yatıyor. İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileriye doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir." Milan Kundera - Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Geceyarısı Süveydası `3
24 Eylül 2017 Pazar 23.23 Bazen, bazı insanların kavușmasına yalnızca 'acı' vesile olur. Bu kavușmalar bir daha en ayrılmamacasınadır.
And capture the wind. 🍃 Bir de rüzgârı yakala. 🍃
"Oturulmaktan düzleșmiș yastıklarıyla bu koltuklar, sosyalleșmek için üretilmiști. Oysa yatak, yalnızlık için yapılmıștı."
“Çepeçevre dağlar kar altındaydı, aşağı bölgeler buğuluydu, ağaç sınırını aşan çeşitli biçimlerdeki zirveler yumuşak bir örtünün altındaydı. Hava karanlıktı, güneş solgun bir ışık olarak sis perdesinin arkasında kalmıştı. Ama kar, dolaylı ve yumuşak bir ışık saçıyordu, dünyaya ve insanlara, beyaz ya da renkli yün boşlukların altında burunları kızarmış da olsa onlara yakışan sütlü bir aydınlık.”
Thomas Mann - Büyülü Dağ
Tavsiye olunur ve okumanın tam havasıdır. Hem “sütlü bir aydınlık” harika bir tasvir değil mi ama?
Bugün de ütopik bir güne karıştım. Zaman yolcusunun en küçük kızıydım.
Hani halleri yüzlerine vuran insanlarız ve bu gücü de doğadan alıp eşyaya yansıtırız..
Kimi zaman dalga-rüzgar öfkesi, kimi zaman sis-buğu hüznü, sonra kalbin sızısı, göze vuran yağmur sızıntısı, güzel uyanışların güneş ışıltısı, taze toprak kokulu sevinçlerimiz, ezilmiş çimen ayarında kırık düşlerimiz, düşüşlerimiz, yükselişlerimiz..
Ocak ‘17
"Așk avına çıkmak, șahinle avlanmak gibidir." Gil Vicente
Wheel me to the moon 🎡
"Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa."
son.
Ve dünya bu sefer size döner ve der ki; "Kendini soyutla benden. Ben sana acıdan başka bir şey vermem. Dön kendine. Terk et beni."
Yıllardır yolculuk yapıyorum. Belki de on iki yıldır ya da on üç. Liseyi başka bir ilçede okudum, üniversiteyi başka bir şehirde, şimdi de başka bir şehirde görev yapıyorum. Bütün bu yolculuklarımda inanılmaz derecede çok insan gördüm ve hepsi de inanılmaz derecede birbirinin aynısıydı. Belki de burada "bütün bu insanların hepsi de inanılmaz derecede birbirinden farklıydı" demem gerekiyordu fakat hayır, hepsi de birbirine o denli benziyordu ki onları birbirinden ayırt edemezdiniz. Bu insanları bu kadar aynı yapan şey sürekli bir şeyler taşımalarıydı. Hepsi de evlerine bir şeyler götürüyorlardı. Kimisi bir poşet meyve taşıyordu evine kimisi bir bluz, kimisi birkaç ekmek, kimisi biraz kıskançlık, kimisi bir parça haset, kimisi iki göz dolusu öfke, kimisi bir kalp büyüklüğünde nefret, kimisi büyük bir ağız dolusu dedikodu, haset, özenti, aynılık, önyargı, eleştiri ya da hayır tam tersi kimisi evren büyüklüğünce bir sevgi, kimisi bir demet gülücük, kimisi ışık saçan iki göz, kimisi bir kalp dolusu şükran, kimisi iki cep dolusu övgü götürüyordu evine. Evet bütün bu insanlar evlerine bir şeyler götürüyorlardı. Ev, duvarlar bu kadar yükü, eşyayı, duyguyu nasıl kaldırabilirdi? O yüzden bir köşe seçmeliydik kendimize yolculuklarımızın durağı olmayan. Bu köşe benim zamansız ve mekansız köşem. Burada ne geçmiş var ne de gelecek. Dünyanın tozu, ellerin kiri, kalplerin nefreti, gözlerin öfkesi, ağızların sözleri yok burada. Burada, bu sade köşede güneş ışığına karışmış "an"lar var. Hayal yok, umut yok. Hayal kurmayı bırakalı uzun yıllar oldu, hayal kurmanın hayal kırıklığını ne zaman yaşamıştım hatırlamıyorum bile. Ve geleceğin hesapları, planları ve geçmişin bir sağlaması mı? Hayır hiçbiri buraya adımını atamaz. Burası "an köşesi", okuyup yaşama, yaşayıp görme, o an'ı hissetme köşesi. Yolculuktan getirdiklerim kapıda bekliyor fakat onları asla içeri almayacağım. Ve burada yaşanan hisleri, hissedilen duyguları buradan yolculuğa çıkarmama imkan yok. Her insanın bir köşesi olmalı kahkahalarını dinlemiş, gözyaşlarını raflarına saklamış duvarları olan. Her insanın bir köşesi olmalı kalbindeki süveyda gibi, beynindeki o üçüncü göz gibi. Ve her insanın bir köşesi olmalı dünyadan, dünyanın soğuk rüzgarlarından uzak ve yolculuklarının son durağı olmayan.