
#extradirty

if i look back, i am lost
Misplaced Lens Cap

oozey mess
DEAR READER
we're not kids anymore.
Xuebing Du
Sweet Seals For You, Always

blake kathryn
Peter Solarz
TVSTRANGERTHINGS
Monterey Bay Aquarium
art blog(derogatory)
NASA

roma★
KIROKAZE

No title available
Cosmic Funnies
trying on a metaphor

Kiana Khansmith
seen from Singapore

seen from Malaysia
seen from Azerbaijan
seen from Tunisia
seen from Netherlands
seen from Netherlands
seen from Bahrain

seen from United Kingdom
seen from Canada

seen from Bulgaria
seen from Brazil

seen from Switzerland
seen from Indonesia
seen from United Kingdom
seen from Russia
seen from Italy

seen from United States

seen from Poland

seen from Singapore

seen from United Arab Emirates
@courageofothers
“Time might separate us, one day. But until then, let’s stay together.”
The Dreamers (2003) Directed by Bernarndo Bertolucci
A Coffee in Berlin (2012) dir. Jan Ole Gerster
It’s a strange feeling to miss something you don’t even know.
David Foster Wallace, Infinite Jest (via wordsnquotes)
Le feu follet (1963) dir. Louis Malle
Oslo, 31. August (2011) dir. Joachim Trier
Oslo, 31. August (2011) dir. Joachim Trier
Oslo, August 31st (2011) Directed by Joachim Trier
Liberal Arts (2012)
Mindfulness liberates us from the mundane.
It’s all about a walk
ne zaman sevmek desem bir tedirgin bulvar iti gecede biraz müzik biraz içki ve çok çok resim kim sarmalar bu bebeği kimler taşır bu ölüyü belirsizliğe nerelerde kalır gözüm/nerelerden döner sesim bu ne biçiim hayvan ki bu/beslenir acılardan tohum atar kuşaklara kan göllerinde bu ne biçim oyun ki bu/gizlenir gölgesine gerçeğin mutluluklar aranır ateş çemberlerinde
bir umarsız bulvar iti vitrin ışıklarında anladım ki birdenbire/kopmuşum toprağımdan kopmuşum masallara süt emziren akşamlarımdan köklerim orda sızlar/yapraklarım bulvarda resim diye duvarlarda müzik diye ıslıklarda o çıldırtan deniz orda/balıklar tablalarda özlemek orda kalmış özlemi sevmek burda ferhat'sa mendil açmış dileniyor güvenparkta
taradım bütün sözlükleri aşka yer yoktu bir kaygulu bulvar iti karanlık çıkmazlarda koşuyordu masallarda/koşuyordu imgelerde başka yer yoktu başımdaki ağrı sendin sesimdeki kuşku sen ne düşünsem dört boyuttu ne ağrısam dört boyut kopmak belki bir ülkeydi tutkular eski zindan heerkes kendi bukağısının tutkulu demircisi
bu evleri biz mi yaptık bu yolları biz mi çizdik ölümlerden biz mi kaçtık biz mi düştük ölümlere senleştirip giriyorum koynuna gecelerin senleştirip açıyorum gözlerimi sabaha bir şey eksik biliyorum bir şey artık sen değil şafak diye söken sendin sendin gülen penceremde çayımdaki bahçe sendin içkimdeki bulut sen içimdeki kuş sürüsü çabamdaki arılardınnere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun sen sahi niçin yoktun
senleştirip biniyordum külüstür taşıtlara senleştirip okşuyordum osmanlı sokakları kan bulaşmış caddeleri ölülerli alanları tepelenmiş çiçekleri kanatılmış mavileri senleştirip seviyordum bütün çirkinlikleri telefonlar sensin diye koşturuyordum kanıyordum sensin diye karanlık çağrılara susuyordum senleştirip kahpelikleri nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun sen sahi niçin yoktun
duruyordum seni sanıp yangın çığlıklarına yaşamak belki buydu belki de öbür yüzü unutmaktı belki güzel aramaktı belki sevmek belkideki varsıllıktı kesindeki yoksulluktu yitirmek buydu belki yakalamak belki bu bu kafesi biz süsledik biz aldandık bu süslere içimdeki sızı sendin yüzümdeki merak sen gitmelerden beklediğim kalmalardan korktuğum nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun sen sahi niçin yoktun
iki bulvar itiyiz biz reklere dolaşmışız ağzımızda ölüm tadı tüylerimiz kanlı çamur ikimiz iki yandan bir koca yanlızlığı bir amansız şaşkınlığı ikimiz iki yandan dolaştırıp duruyoruz eski zamanlar gibi müzelik bir inanmanın ören kapılarında
anlamamak elde değil anlamaksa soykırım uçup uçup düşmek kalır inanmaklardan kelebekler konuyor yaşlı salyongozlara ölülerin gölgesinde diriler güneşleniyor yakın artık gemileri köprüleri atın artık kim ne derse desin vazgeçin onarımdan
ne seçilen renklerdeyiz ne gidilen yerlerde danışıklı gözyaşları yapmacık mutluluklar soykırımsaal bir çoğalma solucanımsı bir eşleme bir yanımız doğum evi bir yanımız hiroşima iki bulvar itiyiz biz koşulların kölesiyiz zincir sesi duydukça sızlar bileklerimiz
bir kenti tanır gibi tanıdım seni ancak etine değdi etim/otuzaltı onda yedi/çok değil elini buldu elim/otuzaltı onda yedi/çok değil öptüm seni/otuzaltı onda yedi/dudaklarından bir kenti yaşar gibi yaşadım seni ancak yaşamadım kendimi
ellerin ellerimdeydi ellerin yoktu gözlerin gözlerimdeydi gözlerin yoktu iki portre gibi yanyanaydık albümde uykunda sevmiştin haberin yoktu bir kaçağı tanır gibi tanıdım seni ancak tanımadım kendimi
şarkılarda buldum seni yitirdim yılgılarda buldum seni yitirdim resimler bir türlü konuşmuyordu fotoğraflar kaçıyordu ben yaklaştıkça bir yalanı anlar gibi anladım seni ancak anlamadım kendimi
evin de mi yoktu senin sokağın da mı adresini silip silip yazıyorlardı düşlerin türkçe miydi hotantoca mı çince mi arıyordun eskimoca mı herkeste mi arıyordun ne arıyordun neden öyle gülüp gülüp yaşlanıyordun bir yüzünü buluyordum öbün yüzün yok bir çizgini buluyordum öbür çizgin yok olgörüp gelmiyordu adın fırçama düş müydün düşüncemi anlamıyordum uzattıkça ellerimi dağılıp gidiyordun kendimden korkuyordum yoksa yok muydum
binlerce göz binlerce yüz binlerce biçim aradığım yerde yoktun sormadığım yerde var etimdeki acı sendin kanımdaki kuşku sen nere gitsem karşımdaydın ama sen yoktun sen sahi niçin yoktun
SEN SAHİ NİÇİN YOKTUN?
In Seach of a Midnight Kiss.
Gaby Wollschläger, Vintage Filmtheater at the Central Station, Dresden, Germany, 2011