tumblr dot com
official daine visual archive
TMBGareOK. The Official They Might Be Giants tumblr

#extradirty
The Stonewall Inn

bliss lane

blake kathryn
Color Me Curious
NASA
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
No title available
Show & Tell
$LAYYYTER
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

titsay

❣ Chile in a Photography ❣

Game Changer & Make Some Noise
Xuebing Du
The Bowery Presents
seen from Bulgaria

seen from United States

seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Brazil

seen from Sweden

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States

seen from Canada
seen from United States
seen from Pakistan

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States
seen from Cambodia
seen from Indonesia

seen from Sweden

seen from Thailand
@dengimdengesizlik
“ablam bir gece dedi ki; tutunacak dalım olmadığından, ormanı yaktım. bu beni kötü bir kadın yapar mı.”
işler ne kadar ters giderse gitsin her kararınızda yanınızda olan sizi motive edip sevgiye boğan birinin olması kadar güven verici bir şey yok
ağlamak istemiyorum ama insan yıllarca savaşını verdiği acının geçtiğini sandığını anlayınca devriliyor bir köşeye.
seninle olabilmek için hâlâ içimde bir şeyler çırpınıyor. kendimi mi vurayım seni mi bilmiyorum.
denizin şimdi durgun olması benim o dalgada harap olduğum gerçeğini değiştirmiyor.
sen kötü şeyleri çok güzel söylüyorsun.*
ben artık yokum ve sen ne olur hiç yaramazlık yapma. annen bile, göğsüne attığın taşları tutan o elini, alıp da koynunda ısıtmaz. sen ağzına geleni saymış, bir köşeye geçmişken, kalkıp da sana süt ısıtmaz. kimseyi yorma ve uslu bir adam ol. hiçbir kadın, senin gibi bir adamın gözünün yaşına bakmaz. seni çok rahat yataklarda uyuttum. sana gel derken bile ayakların olduğunu unutturdum. seni kendi kirpiklerimden korudum. ama kimse, kimse betonlara çulunu sermez. içeride gördüğün her şeyi unut ve yeniden başla. masal bitti. artık uçurumlardan, boynunu kırdığın bir kuşun kanadında geçemezsin. çok üzgünüm, yolun bundan sonrasını tek başına yürümen gerekiyor.
demem o ki, ben şimdi sana kalk gel demem. beklerim hep ama gel demem. diyemem. çünkü öyle öğrendim. canım çok yanıyor şu an. eğer gelirsen, sarılırsan bana, yapıştırırsan kafamı göğsüne, ortalığı ayağa kaldırırcasına ağlarım. ama gel demem. diyemem. öyle öğrendim çünkü. öyle büyüdüm.
sana gözlerimi vermek istedim. benim gözlerimle gör istedim. boş bir koltuğu benim gördüğüm gibi gör. tahta bir kaşığı benim gördüğüm gibi gör. beni benim gibi görme. ben sadece bir gölge olayım ama sana tüm ışıkları sunayım istedim. benim bildiklerimi öğrenmeni istedim. sana her şeyi vermek istedim. bende olan ve olmayanı. sende olan ve bilmediğini. her şeyi vermek istedim. dünyayı sermek istedim ellerimle sana. sunmak istedim. kendimi açmak ve avuçlarına bırakmak istedim. kırık camlarımı bile. beni gör istedim. savunmasız, apaçık, çırılçıplak. yaralarımı, yanıklarımı, çatlaklarımı ve kırıklarımı. kusurlarımı. istedim ki bu harabe evde bir yatağın olsun. bir sığınağın olsun. seni korumak istedim. seni saklamak istedim. karanlıktan korumak istedim. başkalarının gözlerinden. kendimden bile. sanki ceketimin gizli cebine saklayacakmışım seni. sanki bir kasaya koyup şifresini unutacakmışım. kimse bilmeden. kimse görmeden. apaçık ama başka kimse için değil. sana o kadar çok şey vermek istedim ki. kendi sahip olduğumdan bile emin olmadığım şeyleri. verebileceğimden bile emin olmadığım şeyleri. ama istedim. çok istedim. tüm acını alayım ve dönüştüreyim, sana çiçek bahçeleri sunayım istedim. seni güzel kokularla sarhoş edeyim istedim. seni alıp saklamak istedim. benim ol istedim. sana bir hediye vermek istedim. isteyeceğini sandım. seveceğini sandım. beğeneceğini sandım. ötesini görebileceğini. benim gözlerimle. ama söküp veremedim ki sana gözlerimi. istemedin ki. tenine değemedim. ruhuna işleyemedim. izin vermedin. sana ev olmama müsaade etmedin. içimde canlandırdığın her şeyi görmezden geldin. görmek istemedin. önemsemedin. o kadar emindim ki korunmaya değer olduğuna. duvarların kanımla boyandı, buna değer dedim. acısa da sızlasa da. buna değer. çünkü korunmalı. korunmaya değer. korunmaya değer. sevmeye değer. acımasına değer. çünkü sonu sen. sonu sen.
dimdik yürüyor, kokusu hep taze ve keskin, gözleri ve duyuları her an her şeye açık, araba sürerken ne olursa olsun eli hep tenimde gezinecek bir yer buluyor, kırmızılara yetişip beni rahat rahat öpmek için zamanla yarışıyor. ama onunla iki iyi arkadaş olmaya birbirimize aşık olmaktan çok daha yakınız. gözlerimin içine baktığında kendi yansımasından ötesini göremiyor, beni öptüğünde kalbimden damarlarıma sıcak ve yumuşak bir şey dağılmıyor. aşık olmak zamanında kasıklarımda öyle bir ateş yakmıştı ki şimdi hissettiklerim bir kibrit ateşine bile eş gelmiyor. insan bu kadar yüce şeyler hissettikten sonra hayata nasıl devam eder? bu sorunun cevabını bilmiyorum. evet dışarıda bir yerlerde bir zamanlar canımdan vererek bile alamadığım şeyleri bir salınışıma önüme serecek birilerinin varlığını gördüm ama kalbim bir daha ne zaman dövecek göğüs kafesimi? ne zaman tekleyecek her lafa dönen dilim? ne zaman kasıklarımda yanan ateş içimi ısıtacak ve gözlerimi karartacak?
aşk hem benden, hem bizden ne kadar uzak..
“aşık olmak zamanında kasıklarımda öyle bir ateş yakmıştı ki şimdi hissettiklerim bir kibrit ateşine bile eş gelmiyor.” :)
Dört kitabın dördü de farz kılsaydı birlikte olmamızı, sen yine de benden ayrı yazılırdın.
İşte ben tam burada, inancımı kaybettim.
seni sevmeyi gururuma yediremedim. kendime yakıştıramadım seni sevmeyi. seni sevmek ağrıma gitti, yutkunamadım seni kan gibi gerçek ve saklaması imkansız, bir bıçak yarası gibi dikiş tutmaz kıpkırmızı sevmeyi. ben bir ayıp gibiydim. bu suçu bilinçli değil de şiddete eğilimli bir çocuk gibi işledim çünkü suratımda beş karış tokadı karabasanların. senin yanlışların buna pek benzemiyordu değil mi. sen ayıp bir şey yapmazdın. sen yaramaz değildin. akıllıydın sen. günah işlemezdin. biz gibi öyle, öyle değildin. sen dosdoğru kırardın kıracağını. sen dosdoğru bir alçaktın. sen bir yanlış yapacağın vakit evvela o yanlış yanlışlığını terk eder ve en doğru şeylerde ilke girerdi. imanın şartına eklerdik senin ettiklerini. sana toz konduramıyordu dünya ya da sen bayramlıklarını kirletmeden oynamayı pek iyi biliyordun. aferin. ben kötünün en iyisini yapmaya çalışırım, o gelir elimden. sen iyinin en kötüsünü bulursun. öyle bir kötüsünü bulursun ki iyiliğin bu yaratılmış dünyada yapılmış ve yapılacak her kötülükten beterdir. kimse kızamaz sana. kimse küsemez de. allah günah yazmaz ki bulmuşsun bir yolunu. insan kendi de inanmaz ya. benim aklım ermez öyle doğrulara. ben çapraz adım yürürüm. adım karanlıksa da çehremde aydan çaldıklarım üleşir. ben dosdoğru bir alçak olamadım ne acı hiçbir şey öğretemedin bana. işte bir disleksi kabus taslağı. sana ne ikram edeyim isterdin. elim değil evim boş. dolanma da yatakların altındaki hayaletler ürkmesin. artık yaramazlık yapmaya hevesim yok. tüm tasolarımı üttüler. bilyelerim kayboldu ve örgümü çözdüler. şimdi saklandım ama ebe geriye doğru saymıyor buradan nasıl çıkılır bilmem. belki sen öğrenirsin bir gün. ben alemsiz kalırım, alem bensiz neyler.
beni göğsünde uyutamaz mısın. gebereceğim artık uykusuzluktan, kabuslardan, yalanlardan dolanlardan. sadece bir kaç saat beni göğsüne yatırmaz mısın
annemin neden bir sabah suratsız uyanıp kahvaltı etmeden ve hiçbirimizle gelmeden göz göze, öyle sessiz ve öyle yay gibi, kimsenin uzanamayacağı yüksekte yerlere merdiven dayayıp, kimsenin görmeyeceği yerleri dip bucak temizlediğini anlıyorum. anlıyorum annem niçin sigarasını içmek için bile durmazdı. niçin yazması oyalı ama siyahtı. anlıyorum annem neden kızardı o eski püskü değersiz vazonun yerinin değişmesine. anlıyorum ve üzgünüm çünkü şamdanımı koyuyorum bir yere gelip geçen hep bozuyor onu. ben düzeltip uyuyorum sonra bir kabus görüyorum kan ter içinde hava buz serin, hep boynum sızlıyor ve bir kalkıyorum bozulmuş düzelttiğim yerler. anlıyorum ve ağzımın bir kenarında sigarayla alıyorum tozları. bir beş dakika duramıyorum içim daralıyor korkudan. durursam devam edemem gibi geliyor bana. tozları almaya yani, bir durursam sanki devam edemem gibi. anlıyorum anneciğim ve kahrediyor bu anlamak beni.