Artık her şeyin tadı birbirine karıştı. Aynı sesler, aynı tartışmalar, aynı yorgunluk… Günler birbirinin kopyası gibi geçiyor. Müzik, susturamadığım düşüncelerin üzerine örttüğüm ince bir battaniye sadece. Kulaklıklarımı çıkardığım an, içimde biriken gürültü yeniden konuşmaya başlıyor.
Eskiden sevdiğim yemeklerin bile artık bir anlamı kalmadı. Ne bir lokmada huzur var ne de bir gülümsemeyi hak edecek kadar güzel bir gün. İçimde adı konulmayan, ağır bir bıkmışlık dolaşıyor. Sanki ruhum çok uzun zamandır dinlenememiş de bedenim onu taşımaktan yorulmuş.
Bazen tek isteğim, hiçbir şey düşünmeden çok uzun süre uyuyabilmek. Alarmın, tartışmaların, kırgınlıkların ve yarına dair kaygıların olmadığı bir sessizlik… Çünkü bazı yorgunluklar sadece bedende değil; insanın kalbine, zihnine ve umutlarına da yerleşiyor.