Bugün, sanki hayat nefesini tutmuş da bana bir cümle söyleyecekmiş gibi. İçimde garip bir sessizlik var. Ne umut tam anlamıyla yaşıyor, ne de korku susuyor. İnsan bazen bir günün, koskoca bir ömrün ağırlığını taşıyabileceğini böyle anlarda anlıyor.
EXPECTATIONS
KIROKAZE
todays bird
Mike Driver
Not today Justin
tumblr dot com
🪼

Love Begins
Game of Thrones Daily
No title available
h
occasionally subtle
RMH
The Stonewall Inn

❣ Chile in a Photography ❣

izzy's playlists!
Keni

titsay
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
I'd rather be in outer space 🛸

seen from Canada
seen from France
seen from Türkiye

seen from United Kingdom

seen from Brazil
seen from Ukraine

seen from Puerto Rico
seen from France
seen from Bangladesh
seen from Germany

seen from India

seen from Sweden
seen from Iraq
seen from Ecuador

seen from United Arab Emirates
seen from Russia

seen from Türkiye
seen from Netherlands
seen from Poland
seen from Ecuador
@deringolgex
Bugün, sanki hayat nefesini tutmuş da bana bir cümle söyleyecekmiş gibi. İçimde garip bir sessizlik var. Ne umut tam anlamıyla yaşıyor, ne de korku susuyor. İnsan bazen bir günün, koskoca bir ömrün ağırlığını taşıyabileceğini böyle anlarda anlıyor.
Bilinmezliklerin ortasında sürüklenen bir gemiyim. Ne rotamdan eminim ne de beni bekleyen kıyıdan. Ufuk, cevabını benden esirgiyor. Her dalga biraz daha “ya olursa” diye fısıldıyor kulağıma. Ben ise elimden hiçbir şey gelmiyormuş gibi gökyüzüne bakıp içimden sessizce dua ediyorum. Bazen insanın en büyük savaşı, beklemek oluyormuş.
İçimde adını koyamadığım bir huzursuzluk var. Ne tam korku, ne de sadece kaygı… Sanki olacak bir şeyin gölgesi çoktan üzerime düşmüş gibi. Günler geçiyor ama içimdeki tedirginlik yerinden kıpırdamıyor. Eskiden beni mutlu eden şeyler bile şimdi sadece vakit geçiriyor. Geceleri gözlerimi kapatıyorum, zihnim susmuyor. Bilinmezlik insanın en ağır yüküymüş; çünkü neyle savaşacağını bile bilmiyorsun.
Bugün gözlerim yalnızca ağlamayı bildi. Sanki bu evin duvarları her nefesimde biraz daha üzerime yaklaştı. Bir valiz hazırlayıp hiçbir şey söylemeden çıkıp gitmeyi düşündüm defalarca. Bazen insanın en büyük hayali bir yere varmak değil, sadece artık bulunduğu yerden uzaklaşabilmek oluyor. Ben de tam olarak bunu istiyorum; ardıma bakmadan gidebileceğim, sessizliğin bile canımı yakmayacağı bir yer.
Bazı günler hayatın sesini kısmak istiyorum. Kimse konuşmasın, hiçbir şey benden bir cevap beklemesin. Sadece pencereye vuran rüzgâr kalsın ve içimde yıllardır adını koyamadığım o boşluk… İnsan bazen mutsuz olduğu için değil, çok uzun zamandır güçlü durduğu için yoruluyor. Sonra gece oluyor. Herkes uyuyor. Bir tek insanın içinde susturamadığı düşünceler uyanık kalıyor.
Eskiden “iyi olacak” cümlesine inanırdım. Şimdi sadece günlerin birbirine benzeyişini izliyorum. Meğer insanı yoran yaşamak değilmiş; aynı duyguların içinde sıkışıp kalmakmış.
Ay yine penceremde,
ben yine kendimden kaçacak bir şarkı arıyorum.
Belki bir gün bütün bu sessizlik
bir melodiye dönüşür de
kimseye anlatamadığım her şey
yalnızca birkaç nota ile anlaşılır.
O zamana kadar
beni soran olursa söyle;
bir şarkının en hüzünlü yerinde
kendimi dinliyorum.
Bu şehir beni yavaş yavaş tüketti.
Sokak lambaları bile benden daha umutlu yanıyor.
Kulaklığımda aynı şarkı,
kalbimde aynı boşluk,
ve her gece tekrar eden o düşünce:
“Bazı insanlar yaşamak için değil,
sadece günleri geçirmek için uyanıyor galiba.”
Artık kimsenin “merak etme” deyişine inanmıyorum. Çünkü en ağır yükleri hep o cümlenin ardından tek başıma taşıdım. Bazı yaralar insanı acıtmaktan çok, kimseye güvenemeyecek hâle getiriyor.
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize kendimizden bir parça göstermek için gelir. Kimi bir anı bırakır, kimi bir ders, kimi ise sadece bir soru işareti.Ama her karşılaşma, insanın kendi hikâyesinde küçük bir iz bırakır.
Hayatın en garip yanı, hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmemesi. Ne güzel anlar kalıcı, ne de zor zamanlar.Belki de bu yüzden insan her şeye rağmen yürümeye devam eder; çünkü her bitiş, fark etmeden yeni bir başlangıcın kapısını aralar.
Bedenim yatağa sığmayacak kadar yorgun, ruhum ise taşıyamayacağı kadar ağır. Günler birbirinin aynısı gibi geçiyor; gözlerim kapanıyor ama içimdeki bitkinlik hiç dinmiyor. Sanki hayatın bütün sesleri üzerime çökmüş, ben sadece biraz sessizlik arıyorum.
Artık hiçbir şeyin peşinden koşacak gücüm yok. Sanki ruhum çok uzun zamandır aynı yerde oturuyor ve bedenim onu sürükleyerek yaşamaya çalışıyor. Yoruldum; insanlardan değil sadece, hayattan da biraz.
Hayatın en garip yanı belki de şu;bir gün çok önemli gördüğümüz şeyler, yıllar sonra sadece bir anı olarak kalıyor.Biz ise sürekli bir şeyleri bekliyoruz.Daha güzel günleri, daha iyi zamanları, değişecek bir şeyleri…Belki de asıl mesele beklemek değil, beklerken kendimizi kaybetmemek.
“Bir zamanlar her şeyi fazla hissederdim.Şimdi ise çoğu şey sadece geçip gidiyor.Ne eskisi gibi şaşırıyorum ne de eskisi gibi üzülüyorum.Sanki içimdeki bütün sesler yavaşça kısıldı ve geriye sadece sessizlik kaldı.İnsan bazen vazgeçtiği için değil, çok yorulduğu için susar.Ve bazı sessizlikler anlatılabilecek bütün cümlelerden daha ağırdır.”
Artık her şeyin tadı birbirine karıştı. Aynı sesler, aynı tartışmalar, aynı yorgunluk… Günler birbirinin kopyası gibi geçiyor. Müzik, susturamadığım düşüncelerin üzerine örttüğüm ince bir battaniye sadece. Kulaklıklarımı çıkardığım an, içimde biriken gürültü yeniden konuşmaya başlıyor.
Eskiden sevdiğim yemeklerin bile artık bir anlamı kalmadı. Ne bir lokmada huzur var ne de bir gülümsemeyi hak edecek kadar güzel bir gün. İçimde adı konulmayan, ağır bir bıkmışlık dolaşıyor. Sanki ruhum çok uzun zamandır dinlenememiş de bedenim onu taşımaktan yorulmuş.
Bazen tek isteğim, hiçbir şey düşünmeden çok uzun süre uyuyabilmek. Alarmın, tartışmaların, kırgınlıkların ve yarına dair kaygıların olmadığı bir sessizlik… Çünkü bazı yorgunluklar sadece bedende değil; insanın kalbine, zihnine ve umutlarına da yerleşiyor.
Bir zamanlar umutla baktığım sabahlara şimdi yalnızca yorgun gözlerle uyanıyorum. Uykularım gecenin en sessiz yerinde bölünüyor, düşüncelerim yeniden yanıma oturuyor. Yaşamın tadı çoktan silinmiş gibi; geriye sadece alışkanlıkla sürdürülen günler kalmış. Her sabah biraz daha eksiliyor, her akşam biraz daha yıpranıyorum. İnsan bazen yaş almıyor; sadece yük biriktiriyor.