Merhaba sevgili okurlar ,
Günlük hayattan kesitler ve farklı içeriklerle buluşmak için sizi Instagram sayfama bekliyorum.Desteklerinizi görmek beni çok mutlu eder
https://www.instagram.com/_kalbinkalemi._?igsh=d2FyYTl0OHBkY2pi
Şimdiden teşekkürler.

祝日 / Permanent Vacation
styofa doing anything
No title available

#extradirty

Product Placement
Peter Solarz
Not today Justin
Game of Thrones Daily
d e v o n
todays bird

roma★
i don't do bad sauce passes

titsay
taylor price

No title available
trying on a metaphor

No title available
Misplaced Lens Cap

blake kathryn
he wasn't even looking at me and he found me

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia

seen from South Africa
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Japan
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands

seen from United States
seen from Australia
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Germany
seen from United States

seen from United States
@derinkalem
Merhaba sevgili okurlar ,
Günlük hayattan kesitler ve farklı içeriklerle buluşmak için sizi Instagram sayfama bekliyorum.Desteklerinizi görmek beni çok mutlu eder
https://www.instagram.com/_kalbinkalemi._?igsh=d2FyYTl0OHBkY2pi
Şimdiden teşekkürler.
Zaman…Hepimizin farklı yaşadığı , farklı hissettiği bir kavram. Geçmişin izleri , bugünün nefesi , geleceğin kaygısı.
Bazen geçmişte sıkışıp kalmış hissediyorum. Bazen bugüne ayak uydurmakta zorlanıyorum. Ama zaman hep akıyor. Hem yalnızlık hem de ait olma telaşıyla iç içe.
Zaman , elimizde olmayan bir yol arkadaşı. Onunla barıştığımızda , yaşamın gerçek anlamını bulabiliriz.
Bana en çok ilham veren şey yazmak. Duygularımı, hissettiklerimi kelimelere dökmek… Çünkü kafamın içinde susmayan biri var ve yazdıkça sakinleşiyor.
Ve kitaplar… Sürekli okumak, öğrenmek. Güne anlam katan en değerli şeylerden biri, okumanın getirdiği o sonsuz bilgi ve ilham. Her yeni sayfa, bir başka dünyaya açılan kapı gibi.
Yazmak ve okumak, benim için bir yolculuk. Kendime doğru yaptığım en güzel yolculuk.
İnsanlar gerçek şeylere aç. Samimi sözlere, dürüst duygulara… Ve benim en gerçek yanım duygularım. Hissettiklerimi değiştirmeden, saklamadan olduğu gibi yaşamak…
Ama bazen yorgunluğumu, tükenmişliğimi insanların yüzüne haykırmak istiyorum. "Beni görün, beni duyun!" demek istiyorum. Çünkü olduğum gibi görünmek, en gerçek halimle kabul edilmek istiyorum.
Gerçeklik, saklamadan, sansürlemeden kendimiz olabilmekte saklı. İnsanların ne düşündüğünden bağımsız olarak duygularımızı yaşamaya cesaret etmekte.
"Sen sensin, başka biri olamazsın." Ne kadar doğru bir cümle. Ama bazen başkalarının hayatlarına, başarılarına o kadar özeniyoruz ki kendimizi unutuyoruz.
Başkalarının hikâyelerine hayran kalırken, kendi hikâyemizi yazmayı unutuyoruz. Oysa benim tempom, benim yolum, benim hikâyem bambaşka. Başkalarının hayatlarına uyum sağlamaya çalıştıkça yoruluyorum, boğuluyorum. Çünkü üzerime giymeye çalıştığım o hayatlar bana ait değil.
Özgünlük, insanın kendi temposuna, kendi ruhuna sadık kalmasıdır. Ben, kendi yolumda yürümeye karar verdim. Çünkü sadece benim yolum, benim için doğru olan yol.
Her şey küçük ve ürkek bir adımla başlar. Ama bazen o küçük adımı atmaya bile korkuyorum. "Ya başaramazsam?" diye düşündüğümde mideme kramplar giriyor, beynimde sürekli beni vazgeçirmeye çalışan bir ses konuşuyor.
Büyük cesaretler beklerken küçük adımları göz ardı ediyoruz. Halbuki o ilk adım, belki de bizi bekleyen güzelliklere açılan bir kapı. Ama o kapının ardında ne olduğunu bilememek korkutuyor. Belki güzel şeyler vardır, belki de kötü… Fakat asıl mesele, o kapıyı aralamadan hiçbir şeyi öğrenemeyecek olmamız.
Cesaret, bazen sadece susturamadığımız o sesi yok sayarak küçük bir adım atmaktır. Belki de küçük adımlarla büyük hayallere ulaşabiliriz.
"Mutluluk.Başka bir yerde değil , burada. Başka bir zamanda değil, şimdi." diyor Walt Whitman. Peki, gerçekten mutluluk tam burada mı? Bazen geçmişin büyüsüne kapılıyorum. Başka bir zamanda, başka bir yerde yaşasaydım, daha mı mutlu olurdum diye düşünüyorum. O görkemli, ışıltılı hayatların içinde ben de daha parlak bir ruh olur muydum?
Ama sonra gerçek yüzüme tokat gibi çarpıyor. Mutluluk, zaman ve mekânla ilgili değil. Çünkü aynı ruhu başka bir zamana, başka bir yere taşısak da, mutsuzsak yine mutsuz kalacağız. Bu tamamen bizim iç dünyamızla ilgili. Mutluluk, şu anda, tam burada. Geçmişte de değil, gelecekte de.
Hayatın büyüsü, küçük anların içinde gizli. Şimdiye sahip çıkmayı öğrenmek gerekiyor. Çünkü eğer burada ve şimdi mutlu olamazsak, hiçbir yerde, hiçbir zamanda olamayız.
Ne olursa olsun hayatınızda şükredecek iyi giden şeylerin olduğunu fark etmek için devamlı bir çaba içinde olun.
Hayatım boyunca kendimi gerçekten özgür hissedebildim mi? Bu soruyu düşündüğümde, zihnim geçmişin tozlu sayfalarını karıştırıyor. Kendimi gerçekten özgür hissettiğim o nadir anlar geliyor aklıma: Gözlerimi kapatıp kendi güvenli alanıma gittiğim zamanlar…
Oraya adım attığım anda dünya bambaşka bir yer oluyor. Sadece bana ait bir dünya. Beyaz elbisemin rüzgarla dans edişini hissediyorum. Dalgalı saçlarıma değen hafif esinti, çıplak ayaklarıma dokunan taze çimenlerin serinliği... Yavaşça yürürken her adımda hafifliyor, içimi saran özgürlüğün tadını çıkarıyorum. Etrafımda meyve ağaçları, verandada sallanan sandalyem, mutfaktan yayılan kahve kokusu... Papatyalarla çevrili bir yolda bisikletime atlayıp doğayı keşfetmek. İşte burada, tamamen özgürüm.
Burası, kendi içime hapsettiğim duygulardan kaçabildiğim tek yer. Kendim olabildiğim, ruhumu serbest bırakabildiğim bir sığınak. Yalnızca güzel hislerin, kokuların, renklerin olduğu o huzurlu, ılık ve mutlu yer. Burada hiçbir şey eksik değil, hiçbir şey yanlış değil.
Burada kaybolmuyorum. Tam aksine, kendimi buluyorum. Alabildiğine yeşil, alabildiğine mavi… Doğanın bir parçası gibi hissediyorum kendimi. Onun kızı, onun ruhu gibiyim. Özümü buluyorum. Olmak istediğim yerde, görmek istediğim güzelliklerle çevriliyim.
Şimdi umutlarımı özgür bırakma zamanı. Elimde güzel bir hayat var. Eğer istersem, mutlu bir gelecek de benim olabilir. Bana ait, sıcak bir ailem var. Onların değerini bilmek istiyorum. Şükretmek istiyorum. Canım acıyor bazen, evet. Ama yavaş yavaş sakinliği öğreniyorum. Huzurun tadını alıyorum.
Kendimi, hislerimi, sevgimi özgür bırakıyorum. Herkes sevilmeye layık değil, bunu biliyorum. Ama ben sevmeye layığım. Bir kediyi, bir kuşu, kelebeği, belki de bir uğur böceğini… Hatta insanları. Hak ettikleri için değil, Yaradan’dan ötürü. Seviyorum çünkü içimde bir şeyler beni buna zorluyor. Sevgi benim ruhumun bir parçası.
Yaşamayı seviyorum. Baharın taze kokularını, sıcak ekmeği ve taze çayı seviyorum. Yeni bir duş jelinin kokusunu, bir bebeğin mis kokusunu… Kahve kokusunu seviyorum. Hayatın kokusunu seviyorum.
Ruhumu özgür bırakıyorum. O istediği yere gitsin. Uzaklara ulaşsın, denizleri aşsın, bulutlara dokunsun. Kokuları içine çeksin, gördüklerini özümsesin. Görebileceği her yere gitsin, dokunabileceği her şeye dokunsun. Hissetsin… Hayatı hissetsin, yaşamayı hissetsin. Çünkü bu dünya, bu dar alan, ruhuma yetmiyor. Ben buraya sığmıyorum.
Karmaşık yanımı da serbest bırakıyorum. Düşüncelerimi bir kenara koyuyorum. Hayat sadece anların toplamı. Her şey şu andan ibaret. Geçmiş geride kaldı, yarın ise bir sır. O yüzden bu anı yaşıyorum. Tüm karmaşaları bir kenara koyup, sadece yaşıyorum.
Aynaya bakıyorum.
Karşımda, zamanın izlerini taşıyan bir yüz duruyor. Gözlerim eskisi gibi ışıldamıyor artık; yorgun, dalgın, hüzünle örtülmüş. Bu ben miyim gerçekten? O neşeli bakışlar, o ışıl ışıl parlayan gözler nereye kayboldu? Hani o pembe hayallerin peşinden koşan, geleceğe umutla bakan kız vardı ya… Güzel gülüşlü o kız. Şimdi kim, hangi yollar aldı onu benden?
Ruhuma eğiliyorum.
Orada bir sessizlik var. Bir zamanlar huzurun ve dinginliğin peşinde, durmadan arayışta olan o ruh şimdi şaşkın ve yorgun. Meğer ne çok savaşıp durduğunun farkında bile değilmişim. Huzurlu zamanlarım varmış aslında; kıymetini bilmediğim, avuçlarımın arasından kayıp giden o zamanlar. Şimdi sadece dua ediyorum, bu günler de geçicidir diyorum. Belki yarın, güneş yeniden benim için doğacak.
Ama biliyorum…
Bugüne kadar kaç kez düştüm, kim bilir? Yaralarım derindi.Ağladım. Kayıp bir yaprak gibi rüzgarla savruldum. Ama ne olursa olsun, bir şekilde hep ayağa kalktım. Her defasında yolumu buldum. Şimdi kalkmak daha zor, adımlarım daha ağır belki. Ama duramam. Durursam, olduğum yerde kalırım. Ve beni kimse kaldırmaz, kimse beklemez. Kendime söz verdim: Kalkacağım ve devam edeceğim. Eksik yanlarımı tamamlamayı, acılarımı sarmayı öğreneceğim. Gözyaşlarımı silemesem bile, varsın silinmesin. Onlar bana güçlü olduğumu, olmam gerektiğini fısıldıyor.
Değişmek istiyorum.
Daha iyi bir “ben” olmak istiyorum. Bunun yolu da düşmekten, yanılmaktan ve yeniden başlamaktan geçiyor. Şu an bir inşa sürecindeyim. Harabeye dönmüş yanlarımı onarıyor, kendimi yeniden kuruyorum. Kolay değil, ama vazgeçmiyorum. Çünkü hâlâ çabalıyorum.
Yolun ortasındayım.
Düz, kahverengi, sonsuzluğa uzanan bir yol… Sis çökmüş her yanı; hafif rutubet kokusu genzimi yakıyor. Soğuk bir rüzgar, tenime değip geçiyor. Yolun sessizliği içimi ürpertiyor, ama o sessizlikte bile bir şeyler fısıldıyor bana: "Yürümeye devam et..." Tedirginim, adımlarım titrek, ama ilerliyorum. Çünkü biliyorum, bu yol benim yolum. Hangi taş çıkarsa çıksın önüme, hangi fırtına savurursa savursun beni, durmayacağım. İçimde küçücük bir umut parçası var. Çok uzakta belki, ama orada…
En zor olan neydi biliyor musun?
Kendimle yüzleşmek. Kaçtığım, görmezden geldiğim, içimde yankılanan o çatlak seslerle barışmak. Aynada gördüğüm yorgun yüzle, kalbimdeki yaralarla, hayal kırıklıklarımın derin izleriyle yüzleşmek... Zordu. Ama barışmak zorundaydım. Çünkü o barış olmadan iyileşemezdim.
İçimde bir boşluk…
Oyuk oyuk. Kanıyor, sızlıyor, ağlıyor. Korkularım ellerimden tutmuş bırakmıyor. Ama biliyor musun, hâlâ bir ışık var içimde. Küçücük ama güçlü bir ışık. Yaşadığım sürece orada parlayacak. Bir gün, o ışığa ulaştığımda, yalnızca kendimi değil, hayatın gerçek anlamını da bulmuş olacağım. Ve o gün, sonunda, bu yolun beni nereye götürdüğünü anlayacağım. Çünkü bu yol, beni bana götürecek.