will byers stan first human second
Game of Thrones Daily
Jules of Nature
Stranger Things
h
No title available
tumblr dot com

PR's Tumblrdome
Claire Keane
trying on a metaphor

tannertan36
KIROKAZE
DEAR READER
Sade Olutola

❣ Chile in a Photography ❣
Three Goblin Art
almost home
Monterey Bay Aquarium
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

Origami Around

seen from United States

seen from Algeria
seen from United States

seen from Venezuela

seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Italy
seen from United States
seen from Poland
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Singapore
seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
@dilemmanindubloru
Giselle by National Dutch Ballet
The Willis look amazing!
İçin buza kesmişken ateşi avuçladın Niye Sonunu bile bile uçuruma koştun Neden Ağrılardan ağrı seçtin her türlü yardımı reddedip İskambil kağıtlarından yuva yapmaya kalktın İki baş sığarız diye içine İyi de görmedin mi Vantilatör dönüp duruyordu tepemizde
“Kalp vücuda kan pompalıyordu değil mi Çetin? Geceleri uyuyorduk değil mi?”
ben yokken seni çok üzdüler mi diye soruyor, sen yokken hiç kimse yoktu diyemiyorum, sen yokken elimi rehberin üzerinde o kadar çok kaydırdım ki, daha aşağıya, sonra biraz daha, sonra sonsuz, yemin ederim hiç kimse yoktu, ne cevaplı ne cevapsız çağrı, ne mesaj, ne fotoğraf, ne hayat belirtisi, ne yol, ne iz, ben öylece duvar yumrukluyordum çünkü çıkmam lazımdı, onlar kendimi isteyerek kapattım sanıyordu, duvarlarla hesap görüyorum, ki duvarlarla hesap görülmez bunu sen bilirsin, görürsen izini ellerinde taşırsın, bunu da ben biliyorum, ben sen yokken bunları öğreniyorum, ama neden öğreniyorum, sen yokken, tam olarak neredeyken bilmiyorum, hiç unutmayacağım şeyler öğreniyorum ben. üzülmüş müyüm, hadi ellerime bak. kararını bekliyorum.
benim için söylenen şarkılara, tutulan şarkılara, açılan şarkılara böylelikle hep ağlayarak cevap verir olmuşum. çünkü sen çok ağladın mı diyene kadar, ağlamak mı bu diye kendimi paramparça edip acımı köşede, tenhada, parkta, bankta, iki araba arasında yaşamaya çalışmışım. öyle birikmiş ki sen dökmezsen ben sızarım demiş sanki. sanki çok güçlüymüş ama gücü hep sakinliğinden. ve ben hiç sakin kalamamışım. hep susayım derken ellerim titremiş, gece annem başıma gelmiş, uyan demiş, dişlerin ağzına dökülecek, sıkma artık demiş, uyku arasında özür dilemişim, düşünsene annemden özür dilemişim, dişlerimden, çene kemiklerimden, beynimden değil, annemden. senin ben yokkenlerin beni böyle evirmiş, bir kez daha çevirse sanki şeklimi bulacakmışım ama hep baş aşağı, hep baş aşağı, hep ortada, hep ters yönde, yolunda gidemeyen her şeyde, bir bozuk arabanın koltuğunda, imar geçmemiş bomboş bir arazinin göze batan sarılığında kalmışım, çünkü herkes griye dönmüş ben inatla sarı, sarı, sarı, neden biliyor musun, bir gün başını sessizce omzuma koyuşuna öyle büyük sözler vermişim ki, bu yüzden, tam bu yüzden. anladın mı. cevabını bekliyorum.
hiçbir anlamı yok da diyemiyorum, nasıl diyeyim, beni de anla diyorum, demiyorum, bir dil boyu haykırıyorum, beni de anladın mı, yolları, kuşları, senenin ilk karını, asfaltta çizgileri, trafik levhalarındaki ehli hayvanları, camdan fırlattığın izmaritleri anladığın gibi beni de anla. sana yalvarmak istemiyorum iki gram gücüm kalmış bunun için de beni bağışlama. yaşamam gerekiyordu. kimse aramadan yaşamam, kimseyi aramadan yaşamam, duvara sırtımı yaslayıp ellerimi başımın üzerinde birleştirmem, bunun için birkaç film izlemem, siyah çiçekli bir kanepe üzerinde bir şarkıya yaklaşık onbeş damla düşürmem, sigaramı düşürmem, kendimi yatağa düşürmem, yola düşürmem, eşiğe takıp düşürmem gerekti. bağışlama beni. hiç üzmediler, hiç ağlamadım, sen yokken diye bile zamanı ayırmadım, bağışlama beni. yaşadım yaşadım yaşadım. şu elim bir gün kalbimden düşecek dedim o güne kadar yaşadım. bağışlama, kaideyi bozmadım, kurallara uymadım, birilerini ağlattım, çocuklara mısır patlattım, bu gece seninle uyuyalım mı dediler kabul ettim, sen benim ikinci annemsin dediler yutkundum, yutkundum biliyor musun, bunları da hak etmemiştim, sorsan ne öfkeli ne kibirliydim ama çocuklar sevdim, çocuklarca sevildim, sarı saçlar okşadım, süt dişleri döktüm. bağışlama beni. seni biraz unuttum, bu boşluğa sığmadın diye parçalara ayırdım, bazen fırlattım, bazen aldattım, bazen her şey, bazen hiç, bazen af, bazen günah. bağışlanmak yok. kimsece yok, kimsede yok, kimse de yok. ağladın mı. yola çık, bekliyorum.
birini er geç unutmaya mahkum olduğunu bilmenin kasvetinden bahsediyorum
bunu suratına bi kapı çarpılmış her çocuk bilir, çaldıktan sonra iki adım geri gidilir.
merhaba
Bir gün bu sigaranın dumanını öylesine üfleyeceğim ki pencereden, yerle bir olacak rutubetli duvar ve bizim evden deniz görünecek.
Ferhan Şensoy (via dilemmanindubloru)
Zaten yeni oyuncaklar her zaman eskilerin pabucunu dama atar.Bu duyguyu çok iyi bilirim.Hatta en iyi bildiğim duygudur diyebilirim.
Emrah Serbes / Erken Kaybedenler (via dilemmanindubloru)
Kurtuluş Parkı'nda yaprak dökümü. Hava açık. Yıldızlar yere yakın. Taş atsak bir ikisini düşürebiliriz. Neden olmaz diye soruyorum. "Mutsuz oluruz.“diyorsun. Herkes mutlu olacak diye bir kural yok biz de mutsuz olalım. Birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Sanki az önce, orada bir yerde, kaybettiği anahtarlığı arar gibi.
Emrah Serbes (via dilemmanindubloru)
Şirin: Madem isim senin için bu kadar önemli, ben de bundan sonra Leyla olurum. Mecnun: Adını mı değiştirdin sen ? Şirin: Sadece adımdan değil, her şeyden vazgeçecek kadar çok sevdim ben seni. Ama sen bunu bir türlü anlamadın. Seni neden bu kadar çok sevdiğimi de bilmiyorum. Bunu bana hissettirecek bir şey yapmadın esasında. Ama seni seviyorum. Şunu bil ki Mecnun,ben senden vazgeçmeyeceğim. Ne kadar beklemem gerekiyorsa beklerim ama senden asla vazgeçmeyeceğim.
Seviyorum, seviyorum, seviyorumdur.
Uykusuz'un kapağı
“Yatağa uzandı, ülkesini ve çocukları düşündü. Bu ülkede çocuklara yer yok. Başka ülkelerde varmış, her tarafı yeşil ülkelerde.”
Oğuz Atay