“O kadar kırılgan içimdeki çocuk sana inanan
O kadar naif ki hâlâ gittiğini anlayamayan”
suratımdaki buruk tebessüm aniden düşse satırlara, tam olarak bu şekli alırdı eminim
merhaba kaçırdığım dut mevsimim, ben geldim
alışkınsın zamansız ve bi o kadar da lüzumsuz gelişlerime.. çok şey birikti, nereden başlasam inan bilmiyorum. umarım tüm bu saçmalıkları mazur görürsün, zira sana bir şekilde ulaşamasam yok olacakmış gibi hissediyorum.
bıraktığın gibi değilim. iyileşmeye çalışırken öylesine çok yaraladım ki kendimi. keşke yüreğimi cam fanusa koyup bekleseydim seni. İnanmayacaksın, bu mümkün olsaydı ilk göz göze gelişimizde yürüdüğün yollarda kamelyalar açar, birkaç yaşlı çift dansa kalkar, Afife teyzenin evi kolonya yerine mevsim çiçekleri kokardı. bize sensiz sahip çıkamadım. gençliğime ver.
sen yokken hiç iyi bakmadım kendime, mutlu olmak için çabalamadım. unutmak için oradan oraya savurmakla meşguldüm yorgun bedenimi, sırf unutabilmek için ölümü dahi absürt karşılamadığım zamanlar oldu. oysa mutluluk için unutmam gerekmiyordu, şimdilerde anlıyorum. gündelik hayatın minik jestlerine tebessümlerle karşılık verince aşkın öylesine güzel kök salıyor ki içimde, gözlerim doluyor hissettiklerimin güzelliğine.
dans ederek çay demlediğim temmuz sabahları üzerinden bir yıl geçti, buna rağmen aşkın büyüttü beni. elimden tuttu, tüm düşüşlerime tebessüm etti, ayağa kalkmam için teselli oldu kimi zaman. Hep diyorsun ya çocuksun diye, beni büyüten ve büyütecek olan sensin.
işte hayata karşı böylesine umarsızlaştım sen yokken, en sevdiğim meyvenin kısacık ömrünü kaçırdım; seni kaçırdığım dut mevsimlerine benzettim.. dut mevsimi, duvarları ardında muazzam bir yürek barındıran o adama benzeyebilirdi en çok. yaralanmaktan delicesine korkan, incinen hislerini bu dünyadan sakınan..
sevgilim, sarındığın pamuklara dikenlerin batmayacak, söz veriyorum.