GENÇ WERTHER’İN ACILARI – GOETHE ( 1774 ) syf.81
İnsanın çıldırası geliyor, Wilhelm, dünyada hâlâ değeri olan birkaç şey hakkında ne bir bilinç, ne de bir duygu taşıyan insanlar olduğunu düşündükçe. St. ***’nin saygın papazına gittiğimizde Lotte’yle altında oturduğumuz ceviz ağaçlarını sana anlatmıştım, o muhteşem ceviz ağaçlarının içimi her zaman çok büyük sevinçlerle doldurduğuna Tanrı şahit! Papaz evinin avlusunu ne kadar özel, ne kadar serin kılıyorlardı! Dalları ne kadar güzeldi! Onları yıllar önce diken papazların anısını da üzerlerinde taşıyorlardı. Bununla ilgili olarak öğretmen bize dedesinden duyduğu birinin adından defalarca söz etmişti; çok dürüst bir adammış, ne zaman ağaçların altında otursam hatırasının benim için de özel bir anlamı vardı.
Şimdi olanları sana anlatayım. Kesilen ağaçları – kesilen diyorum! Dün bahsederken öğretmenin gözleri doldu! Düşündükçe, onlara baltayı ilk vuran pisliği öldürmek geliyor içimden. Benim avlumda böyle birkaç ağaç olsa ve içlerinden biri yaşlandığı için kurusa ve bana bunu seyretmekten başka bir şey kalmasa bile üzüntüden ölürdüm.
Sevgili değerli dost, unutulmaması gereken bir şey var, o da; İnsan duyarlılığı! Bütün köy homurdanıyor, umuyorum ki, papazın karısı kendisine gönderilen tereyağı, yumurta ve benzeri şeyler kesilince, oturduğu yerden ne gibi bir yara açtığını anlar. Çünkü bunu yapan yeni papazın karısı (eski papazımız ölmüş), bir deri bir kemik olan hastalıklı kadının çevresiyle ilgilenmemesi için birçok sebebi var, çünkü kimsenin de onunla ilgilendiği yok.
Bilgili olduğunu sanan,hakikiliği kabul edilen İncil metinleri üzerine araştırmalar yapıp Hıristiyanlığın yeni moda etik, eleştirel reformu üzerine çalışırken Lavater’in heyecanlarına omuz silken, sağlığı çok bozuk olduğundan Tanrı’nın eseri olan yeryüzünde sevinç nedir bilmeyen kaçık o. Benim ceviz ağaçlarımı kesmek ancak böyle bir yaratık için mümkün olabilirdi. Görüyor musun, bir türlü kendime gelemiyorum! Hele bir düşün: Dökülen yapraklar avluyu hem kirletiyor, hem de nem yapıyormuş, ağaçlar gün ışığını kesiyormuş, olgunlaşan cevizlere erkek çocuklar taş atıyormuş, bu da onun canını sıkıyormuş.
Köyde insanları, özellikle yaşlıları çok mutsuz görünce sordum: ‘’ Buna neden izin verdiniz?’’ – ‘’ Bu köyde muhtar bir şey yapmaya karar vermişse,’’ dediler, ‘’ elden ne gelir!’’ – Ama bu arada güzel bir şey olmuş. Karısının hiçbir işe yaramayan kuruntularından bir kez olsun çıkar elde etmek isteyen papazla muhtar kârı paylaşmayı düşünürken, bunu öğrenen köy meclisi şöyle demiş: ‘’Durun bakalım!’’ Ağaçların bulunduğu kilise topraklarının üzerinde bu meclisin eskiden kalma hakları varmış, nihayetinde ağaçlar en çok parayı kim veriyorsa ona satılmış. Ağaçlar yerde şimdi! Ah, keşke prens olsaydım! Hem papazın karısını, hem muhtarı, hem köy meclisini – prens mi! Eğer prens olsaydım, muhtemelen ülkemdeki ağaçlardan bana ne derdim.