İnsan anlaşıldığı yerde çiçek açar .
NASA

★

No title available
Claire Keane
Today's Document
tumblr dot com
No title available
Show & Tell

祝日 / Permanent Vacation
Peter Solarz
TVSTRANGERTHINGS
we're not kids anymore.
sheepfilms

Kiana Khansmith
taylor price

Andulka
No title available
almost home

tannertan36

⁂
seen from United States

seen from India
seen from United Kingdom
seen from Mexico
seen from Sweden

seen from Canada
seen from United Kingdom
seen from Mexico
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Albania

seen from Türkiye
seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Germany

seen from Germany
@efeibisno1
İnsan anlaşıldığı yerde çiçek açar .
Hatıraların Hatrı
Bir şiir yazmak istersen bir gün beni değil sevgimi hatırla Hatıralar sarınca kollarını, yanağında hissedeceksin nefesimi! Nefsine yenilmeden, usulca kokum gelsin burnuna... Bir gün hatıralar vesile olur ve bir şeyler karalarsan Beni değil, kanattığın yaramı hatırla! Çünkü, sevdadan çok acılar ilham verir insana... Yazarken; aslında diye başladığın cümlelerin, ama ile devam eden kelimeleri hükümsüzdür! Çünkü, aslı gibiydi yüzün geçmişin aynasında ve amalara yer yoktu antik çağdan kalma hiçbir yazıtta... Hatıraların hatrı vardır sandık ama yoktu hiçbir baş yapıtta! Hatır, gönül dediğin meze olmuştu içki masalarında... Bir şiir yazmak istersen bir gün, geçmiş sevdaların geçmeyen acılarına! Beni değil, geç kaldıklarını getir aklına... Sana beni unut demiyorum! Öyle laf arası sohbetlerde adım geçince, tebessümünde benden bir parça sakla... Ve bir gün hiç olmadık bir yerde Rötarlı bir yolcu gibi zamansız gelirsem aklına Varsa hatıraların hatrı, hiç düşünmemiş gibi yap beni! Aslında... hiç gelmedim aklına, biliyorum! Yani, çok zamansızdı evsiz kalışım anlasana... Sakın ağlama, duygularıma hakaret sayılır! Ve sakın üzülme, gençliğimin katili sayılırsın... Şimdi... kendine pek anlam yükleme ve dinle! Senin aşkın, sevgin, güzel gözlerin Senin içime işlemiş sözlerin ve hatta senin bende ki varlığın! Gözlerim gerçeği görene kadardı...
EfeIbıs
Günah… Bir insan eli tutmak, aşkın yasaklı olduğu halka açık yerlerde. Bir insan eline inanmak, günah; tutuşmaların kaldırıldığı herhangi bir şehirde.
ŞİİR
Şiirin kendisidir her insan ve her insan gibi şiirlerde, duygularıyla var olur… İnsan yansıtabildiği yarası kadar duygusal, yansıtmak istemediği yarası kadar acizdir! İnsan yansıyan yüzü kadar masum, yansıtmak istemediği düşünceleri kadar mağrurdur! Ve... Şiir yazmak cesaret ister, insan olmakla eş değer! İnsan olmak yürek ister, şiir yazmakla eş değer…
Geçmişe dönünce zihnin Geriye tekrar canlanan anılar, anıların acıttığı ve her defa belki aynı belki de biraz daha fazla kanattığı yaralar, geçmişe duyduğun özlemin sancısı kalır! Geride bir yürek kalır, kırık dökük… Geriye bir hayat kalır, öyle alelacele, nefes nefese…
"Öfke bulutu dağıldığında güneş umudun tam üzerine doğacak. Kayıp parçanı bulup, belki birazda buruklukla, uzaklaşacaksın. Bulamazsanda üzülme, bazen ölmek bile umut..."
6'45
Yola çıkılan bir yaz sabahının 6:45’ idim bir zamanlar Sökmeye hazır şafağıydım karanlığın! Çıkılan bu yolda eşlik edilen şarkılardım Yol bitmeyecek gibi geldiğinde akla, gidilen tatilin en güzel anlarının o yolculuk olabileceği gelirdi... Ancak; dönüş istikametinde bilinirdi kıymetim hep! Hep böyleydi bu, değişmedi hiç ve hiçbir zaman, hiçbir şarkıda söz edilmezdi bundan… Ama en son unutulan, en özel ve güzel anlarda ki anımsanmayan, öyle sıradan biriymişim gibi zor hatırlanırdım hep… Hiç başrol olmadım hikayelerde! Böyleydi bu; değişmez, değiştirilemezdi... Sanki; bir yönetim biçiminden ya da uzak bir ülkenin daha uzak başka bir dış ülkeye göçünden ya da haritada yeri hiç bilinmeyen bir İskandinav ülkesinin buzlu coğrafyasından bahsediyorduk! Bahsedilen her kelimenin boşa olduğunu biliyordum Biliyordum değişen yalnız biz olacaktık... Daimi yalnızlık bizimdi, daimalar peşi sıra... Hem bunlardan da söz etmek gerek! Her zaman değil ama arada hatırlamak Anmak geride kalanları... Ölüm diyorum, iki gözüm ölüm! Hatırlamak, anmak birinin adını ve hatta hiç unutmamak... Seni üzmek istemem ama anla artık; ölüm diyorum! En fenası bu değil mi zaten? Ölmek... Değilse eğer geriye tek şey kalır; sevdiğin birini ellerinle toprağa gömmek! İki gözüm, ölüm diyorum ölüm... Bilmek gerek, sevmek gerek... Hissetmek! Hissederek yaşamak yaşanması gerekenleri ve daima ölüme yürür gibi yürümek… EfeIbıs
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
ŞEHİR
“Cemal Süreya'nın anısına…” 12 Mart 2025, Balıkesir’deyim. Bu şehirde sigaranın zararı yok… Bu şehirde içmenin adabı yok Bu şehir benim içimde! Bu şehir, benim... Bir şehirde sevgiler karşılıksız, o şehir derinlerde… Bir şehirde acılar kayıtsız, o şehir acıyan bir yerimde… Bir şehirde uykular eksik, o şehir gözlerimde… Bir şehirde vazgeçtim sevmekten, o şehir benim içimde… Bir şehirde gecelerim uykuya hasret, o şehir gözlerimde… Bir şehirde öğrendim içten pazarlığı, hesabı kitabı! O şehir acıyan bir yerimde… Bir şehirde tuz bastım kanayan yarama, o şehir benim içimde… O şehir benim, O şehir derinlerde, O şehir gözlerim, acıyan bir yanım! O şehir kaybolan yıllarım, O şehir benim içimde! O şehir, benim…
EfeIbıs
➰
Yavaşlamayı öğreniyorum yavaş yavaş.
Her şeye yetisemeyecegimin artık farkındayım.
Arada küçük molalar veriyorum nefes aralarima. kimseyi memnun edemeyecegimi de öğrendim sonunda.
Varsın ağır canlı desinler bana varsın tembel desinler adım san ima.
Kaplumbağalar arkadaşım bundan sonra.
Kosturmayacagim öyle herkesin her isine.
Kenara koymuyorlar mi zaten işleri bitince.
Ilacmisim gibi de davranmayacagim kimseye,
Yarasına merhem olduklarım tuz doldurup geliyorlar ceplerine.
Becerikli de değilim, temiz de, harika biri de.iyi niyetlerimi attim çöpe, herkesi kendim gibi sanmam da kaldı mazide. Uysal da değilim yanlış tanimissiniz beni.
Son kullanilma tarihim işte bugün bitti...
~
inan durak taş
Kurtulmak istediğim her şey kafamın içinde çığlık çığlığa.
Geç Kalanlar İstasyonu
Bir tren kalkar bu istasyondan
Geç kalmış yolcuların her biri
Kimi hayata, kimi sevdaya,
Kimi de kendine geç kalmış!
Kabullenmekten uzak,
çok trenler yolcu etmiş bu uğurda..
Rayların üzerinde bir demir yığını
Her birinin yüzünde aynı ifade
Hüzün dolu nefesler,
hırıltı korosu…
Hafif meşrep bakışlar arasında
geçip gidiyor köy manzaraları…
Kiminin nemli, kiminin ıslak
Bu yaş’lı gözler
geç kalmışlığın aynası…
Bir tren kalkar bu istasyondan
Geç kalanların treninde sessiz vagonlar
Vagonlar arası sohbetlerde
yalnızca çakmak sesleri
Görmek için gözlerini ovuşturmalı
Öyle alacalı bolacalı etrafta
baca gibi tüten sigara dumanı
Yaşamaksa bu!
İnsan böyle yaşlanmamalı…
Bir tren kalktı sessizce
Ne bir korna sesi,
ne bir vedacı gidenlerin ardında
Dönen olmadı o seferden
geç kalanlar istasyonuna…
Her geç kalmışlığın hikayesi ayrı
Tarifi yok tabii…
Yolun sonunda
her birinin kaderi aynı!
Sessiz vagonlar içinde geç kalanlar
Geç kalanların içinde;
Çığlıklar, bağırışlar, haykırışlar…
Bir tren kalktı geç kalanlar istasyonundan
Ne bir iz, ne bir haber…
O tren bir daha dönmedi seferinden!
Geç kalanlar istasyonunda
Yağan yağmura aldırmadan bekliyor,
üç beş yolcu;
Geç kalanların, geç kalmış vedacıları!
Gözlerden süzülen damlalar gözyaşı
Yüzlerden süzüldü,
yürekte birikti yağmurun suyu…
Geç kalanların gözyaşları,
yağmur oldu damladı…
Damladı geç kalmış vedacıların yüreğine!
Gözyaşı oldu çağladı…
Ocak 12,2025
Hızlı karar vermeli bazen insan
Hayatın karşımıza çıkardığı güzellikler için fazla zamanımız olmayabilir
Beş dakika sonrasına güvenemediğimiz bir canımız
Arkamızı dönmeye çekindiğimiz yeni dostluklarımız var artık!
Üzgünüm…
Mevsimsiz sevdim seni!
Eğer hak etseydin sevgimi
Keşkelere yer bırakmazdı sonbahar!
Hüzün hüzün dökülen yapraklarıydık seninle
Ve bir temmuz gecesinde acıyla sarardık
Yarım kalmış yaz aşklarının buz tutmuş yüzüydük
Zamanı değildi dalında açmanın
Zaten onu da beceremedik...
Mevsimsizdik biz!
Dalından kopmayı beceremeyen yaprakların
Toprağa yansıyan birer gölgesiyiz şimdi…
Yine de söylenmesi gerekenler var…
Anlatacaklarımı anlamanı beklemiyorum da
Sen yine okumaktan mahrum bırakma kelimeleri
Sahipsiz cümleleri üzerine alın demiyorum
Fakat…
Anlaşılır olanları da bir balık gibi silme hafızandan…
Yazıyorum ümitsizce yüzümde hissettiğim rüzgarın
Dev güllerle sevişmesini
Seyrederken birbirlerine değişini,
Uğultusunu bile duymuyorum aslında
Bana seni hatırlatan ne varsa kopardım attım dalımdan...
İki farklı yöne çatallaşan
İki farklı keskin yolu hayal et!
İki sevdalıydık ya biz seninle
Düşündüğümün aksine yönümüz tersmiş meğer!
Meğer sen eksiksiz bir yolcuymuşsun
Kervanları, hanları avucunun içi gibi bilen!
Ben rotasız geminin, biletsiz yolcusuymuşum meğer!
Şimdi! Birimiz yaralı…
Birimiz açtığı yaranın, kabuk tuttuğundan habersiz!
Ne sen bana inanıyorsun, ne dostlar yitirdi bende ki güven duvarı
Ama sen bundan da habersizsin…
Yine de ısrarla, bazen tahammül edemediğim inadınla …ki onu kaldırdık toplama bir bavula
Kendimizi avutup el birlik
Yaşanmış olanları yaşanmamış sayıyoruz…
İkimizde biliyoruz aslında
Bitiyor ömür ağız dolusu küfür gibi
Giden zamana rol kesiyoruz
Biten bir ömüre aldırmadan
Ölüyoruz! Ölüyoruz geçmişin penceresinde
İnadımızdan vazgeçmiyoruz
Perde arkasından göz kırpıyor hayat…
Nafile!
Yaşanmamış onca güzellik varken
Anılarda boğuluyoruz
Yiten bir ömüre aldırmadan öldürüyoruz birbirimizi…
Meğer değersizmiş rüzgâr
Rüzgâr sana inat kulağıma fısıldıyor;
Gülün hatırı var!
Meğer yolun sonundaymışız...
Sen duraksız bir yolcu,
Zamansız ve hayasız…
Sana inat haykırıyor yüreğim;
Ben dur durak bilmez sevdalı!
Savaşım ancak
Gurur durağında son buldu…
Meğer senin yolunda fırtınalar, tufanlar
Meğer bir bana yokuşluymuş o yollar…
EfeIbıs
SANA DOKUNAN HERHANGİ BİR ŞEY OLMAK
Sokağını aşındırdım yıllardır
Asfaltını, parkesini, balkonda ki lila rengi leylak çiçeğini
İzlerdim kapında her sabah seni bekleyen beyaz kediyi
En çok onu kıskanırdım, en çok ona benzetirdim çünkü kendimi
Sana muhtaç gibiydik ikimizde
Sen olmasan aç kalırmışız gibi
Sen olmasan ben ruhumu o karnını doyuramazmış gibi…
Unutkanımdır aslında…
Unutmadığım ne varsa sana ait!
Sorsalar anlatıcam, kelimeler dilimin ucunda
Sorsan anlatırdım, sevgi iki durak arası
Son durağım sen!
Sen olan herhangi bir şey olmak var aklımda…
Sen olan her şeye dokunmak…
Kovalayan kaçan, saran sarmalayan
Sana… Sana dair her şey olmak!
Her geçişim cennet sokağından
Seni görebildiğim günler cennet vaati
Yaslanıyorum her zaman ki manzarana
Sana görüş alanım, senden uzak…
Her gün mutlaka geçerdim sokağından
Sen olan her şey zihnimde
Bir de yokluğunun laneti
Her şey üst üste gelirdi ama
Senin yerin hep başımın üstünde…
Sen olan hiçbir şey
Çıkmıyor hafızamdan
Arabanın sağ arka camında ki aralığı
Ve her seferinde elinle camı kaldırmanı…
Kediyi doyurduktan sonra
Çiçekleri sulayıp onlarla konuşmanı…
Tıpkı çocuğun gibi, kardeşin gibi, ailenden biri gibi….
İzlerdim öyle uzaktan sevgini…
Beyaz kedi kadar sevimli olamamak kırsada hevesimi
Beklerdim,
Ruhumu doyurmanı…
Çiçeklerinden biriymişim gibi benimle konuşmanı…
Silinmez izler bıraktı sokağın
Silinmiyor hafızamdan evinin sıvasız boyasız, yıkık dökük o hali…
Sokağın başında ki elektrik direğine adını yazdığım sprey boyanın rengi
Garaj kapısının bozuk anahtarı
Ve…
Uykunu alamadığında boş bakışlarını!
Senin olduğun ve dokunduğun her zerreyi kazıdım aklıma…
Bazen diyorum ki…
Okuduğun kitap olsaydım mesela,
Yazdığın kalem ya da…
Benimle hislerini dökerdin kağıda ve benim hislerimi okurdun o kitapta…
Babanın her sabah, yağını suyunu kontrol ettiği sarı taksisi olmak istedim bazı geceler
Gıcırdayan sesiyle kuşları kaçıran bahçe kapısı olmak
Evinin karşısında ki parkta, gölgesinde oturduğun ağaç olmak istedim
Gölgen olmak daha cazipti
Bunaltıcı yaz sıcaklarında
Güneşin olmakta vardı tabi
Ayazın yüzüne vurduğu soğuk bir kış sabahında…
Bunları düşünüyorum sokağından geçerken…
Sonra
Okulun demir korkuluğuna yaslanıyorum
Sırtım okul bahçesinde top koşturan çocukların garantisinde
Rüzgâr yağıyor sırtıma, göğsüme kar akıyor!
Çiseleyen yağmur, ince ince ruhuma adını işliyor…
Ben! Sadece seni düşlüyorum…
Sana dokunan herhangi bir şey olmak var aklımda
Ağaç oldum, güneş oldum, açarken dokunduğun kapı oldum…
Ama aslında,
Ben her gün gördüğün ve bu yüzden fark edemediğin
Sahil kasabasında güneşin batmasına güzelliğin kala
Kordonda yürürken, ucuz diye dikkatini çeken korsan kitapçıdan aldığın
Kitaplığında, ismini bile hatırlamadığın o kitaptım..
Belki her gün duyduğun sıradan bir ses
Belki hatıra olsun diye aynı kasabadan
Güneşin doğuşunu güzelliğin geçe aldığın ve çekmecende unuttuğun değersiz bir anahtarlıktım…
Beni fark etmeni istemedim belki de
Seni sevmek suçmuş gibi gizledim kendimi
Ve istemeden özlemine hasret yaşadım yıllarca…
Bilmeden sensizliğin intihar olduğunu,
Hayaller kurdum senin olduğun, ama sen yoktun…
Sensizlik denizinde hayalimde ki seninle
İçine ikimizi sığdıramadığım o teknede alabora oldum…
Sen olan her hangi bir şey olmak vardı aklımda
Derinlere gömülürken
Adını sessizlik koydum…
Işık uzaklaştı, su soğudu!
Üşümedim, üşümedim sevgilim…
Sensizliğe battı sessizlik gemisi
Ben! Sadece seni düşledim…
10.07.2024