''Sahillere dalgalar dalgalara rüzgarlar Rüzgarlara bulutlar muhtaç Ben sana muhtacım ben sana susamışım Yine de sen bilirsin Yine de sen bilirsin''

No title available
dirt enthusiast
Alisa U Zemlji Chuda
Monterey Bay Aquarium

shark vs the universe
TVSTRANGERTHINGS
No title available
RMH

Kiana Khansmith
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
d e v o n
Peter Solarz
I'd rather be in outer space 🛸

pixel skylines
tumblr dot com
Cosmic Funnies
Today's Document

@theartofmadeline
One Nice Bug Per Day
AnasAbdin
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Vietnam

seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from Australia
seen from United States

seen from United States
seen from Brunei

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Netherlands

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
@frjunior
''Sahillere dalgalar dalgalara rüzgarlar Rüzgarlara bulutlar muhtaç Ben sana muhtacım ben sana susamışım Yine de sen bilirsin Yine de sen bilirsin''
Şimdi diyorum. Şimdi; bir deniz, denizde vapur, gökyüzünde martı, semaverde çay olmalı... Birde çaya yaren...
Cemal Süreya
Kimdir Hasan Sabbah?
"Sır saklamayı iyi bilir ama sonra da bu sırrı sana karşı kullanır."
Gran Teatre del Lucia Opera Binası Sanat Direktörü Victor García de Gomar ve Eugenio Ampudia‘nın açılış performansında izleyici koltuğuna bitkileri yerleştirme fikri, karantina döneminde insanlığın doğaya ve yeşile duyduğu özlemi bizlere çok iyi özetliyor. Lakin bu uygulamanın doğaya duyulan özlemin yanı sıra taşıdığı diğer mesajları gözümüzden kaçırmamamız gerekiyor.
Peki bitkilerle dolu bu opera salonu görüntüleri bizleri sanat ve doğa ilişkisine dair hangi noktalar üzerinde düşünmeye davet ediyor?
İlk olarak, opera binası kapılarını sanatın ve ilhamın kaynağına, diğer bir deyişle doğaya açmasıyla yıllar içerisinde hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde insanlar tarafından doğaya saygı gösterilmediğine dikkat çekiyor. Konserde seslendirilen eserin (Puccini – Crisantemi) ise doğadan, kasımpatı çiçeğinden esinlenilerek yaratılmış bir eser oluşu, doğaya en azından sanatın kaynağı olarak gösterilmesi gereken saygıyı, doğanın sanatçıda ve sanatı yoluyla bizde uyandırdığı hayranlığı hatırlatıyor.
Doğanın bizlerde oluşturduğu bu hayranlığa ve uyandırdığı duygulara, özellikle evlerimizde kapalı kalmak zorunda kaldığımız ve doğadan tamamen uzaklaştığımız pandemi döneminde daha büyük bir özlem duyar olduk. Bireysel izolasyon döneminden önce insanlar, gözlerinin önünde olan bu güzellikleri ve en büyük ilham kaynağı olan yeşili görmemekte çok ısrar etti. Bu değeri gerçek anlamda uzun bir süre kaybetmek, insana hayat veren yeşili yaşam sırasında ilk sıraya koydu. Gerçekleşen bu konser, hem Yaylı Dörtlüsü hem de Gran Teatre del Lucia Opera Binası Sanat Direktörü Victor García de Gomar’ın doğaya duyduğu özlemi ve saygıyı gösteren bir hareket oldu.
García de Gomar’ın “bitki krallığı” olarak adlandırdığı izleyici kitlesi, bizleri sanat kurumlarına ve insan izleyici kitlelerine dair daha büyük bir soruyu düşünmeye itiyor. Bir klasik müzik konserinin koltuklarını bitkilerin doldurduğu bir salonda verilmesi ile bilet alarak bu konseri dinlemeye gelmiş olan izleyicilerle dolu bir salonda verilmesi arasında kurulan farklılık-benzerlik ilişkisi, bizi sert bir gerçekle yüzleşmek zorunda bırakıyor. Bu noktada, izleyicilerin konser salonlarına gelirken salona, seyircilere, çalışanlara, sanatçılara ve icra edilen eserin bestecisine ne kadar saygı gösterdiğini tekrar düşünmek önem kazanıyor. “Bitki krallığı”na verilen konser, bu anlamda sanatçıların icra ettiği eseri anlamayan, konsere gelmeden önce icra edilecek eserler hakkında ve eser sahibi hakkında küçük bir araştırma bile yapmadan konser salonlarını dolduran sözde sanat severlere verilen bir mesaj niteliğinde.
Doğanın, hem sanatın ve ilhamın kaynağı, hem de bu üretim ve icra sürecinin son halkası, yani oluşturulmuş sanat eserinin alıcısı rollerini üstlendiği bu konserde, kısacası şunu söylemek mümkün: “Sanat gerçek sahipleri ile buluştu.”
Neydi bizim için en zor şey. Hayallerini unutuncaya kadar kafayı yemek mi, yoksa yeniden ayağa kalkıp savaşmak mı?
Söyle bana Lukas. Savaşmak için hala gücün var mı?
''Sil baştan yaşama şansım olsaydı eğer, oturup saymazdım eski yanlışlarımı. Kusursuz olmaya çalışmaz, rahat bırakırdım yüreğimi. Neşeli olurdum, geçmişte olmadığım kadar ve elbette çok daha coşkulu olurdu sevdalarım, içine de yeterince ciddiyet katardım."
Gölgene bak, beni anlamak istiyorsan; O kadar yakın, ama sana asla dokunamayan. ...
İşte benim. Karşınızda ikinci Muhibbi. Yukarda gördüğünüz yerde. Hepinizin hayal ettiği gibi. Sessiz sakin...
Yıllar önce annem anlatmıştı bana. Rahmetli Dedemin kitaplığından bir kitap. Yasaklı listelerinin başında ve en çok aranan kitap. Çok zor saklamışlar ve sonra ortadan yok olup gitti. Hayatımın en sembolik işareti o kitaptır. 'Dipten Gelen Dalga'
İşte şimdi o dibin en derininde, en duyulmayan yerindeyim. Sessizliğin ve yüzüme vurulmaya her zamam devam edilen yalnızlık çöplüğünde. Dalga olup taşacağım, beni yine aynı şekilde karşıladığın için teşekkür ederim Tumblr...
Dipnot: Her gün çok fazla paylaşım gelecektir.
Düşmüş Bir Adamın Haykırması
Bilinmeyen bir hayata yeni adımlar atan bir adam. Aklında hep iyi umutlar olan ve planlarını her zaman aklında tutan bir adam. Nasıl oldu şu cümleyi duydu " Daha fazla yalnız kalmaman için şimdi yanındayım"
Kulaklarımda J. Brahms Çello Sonatı' nın ikinci numarası var. Duygularımın benzerliği ile anıldığım adam Alexander Kniazev. O düştü hem de nasıl bağırdı. Onun kaderinde de yine yalnızlık...
Evimi, yatağımı, nefes aldığım alanı... Her noktasına kadar özledim...
Yıkıldığım zaman her zaman aradığım çözümler beni yine sana getirdi. Bloguma. Mezarlığımın açık yüzü.
Hep güçlü kal dediler bana. Annem, Babam... Ben güçlü kalmaya yedi yaşında başladım ve yeniden anlıyorum. Bunu yapamazsan Adam bile olamıyorsun.
25 Şubat 2020. Bu tarihte, buraya yazdıklarım ileride bir gazete parçasında insanların benden bütün detaylarını dinleyecek bir anı.
Yani yine sert bir şekilde kalkacak o adam ayağa. Ama aklında hep '' Ailesinin Yalnızlık Olduğunu Hatırlayarak''
Düşmüş bir adamın haykırmaları...
2347-1-2 Apollo...
Cinayet Hikayeleri Bölüm 2
Kandan kıpkırmızı olan ellerini suya daldırdı. Eğilip hemen suyu başından aşağı dökerek yıkamaya başladı. Ölü vücudun her noktasını o kadar iyi temizliyordu ki büyük bir zevk dalgasına tutuldu.
Ağır koku, Allah'tan uzak bir nokta, Azrail ile baş başa...
Gassal Musa bir sanatçının sahip olacağı bütün zevki ve arzuyu ölülerin cansız bedenini temizlerken alıyordu. En sevdiği kısım Azrail'in çalışanlarından biri olmaktı. Bu durum onu işine daha fazla bağlıyordu. Yıllarca evlenememişti Gassal Musa, ağır kokular yüzünden en yakım arkadaşları hariç bütün insanlar ondan kaçıyordu ama anlamadıkları tek şey bu onun göreviydi.
Dokunmadığı vücut ve kesik kalmamıştı, onun tek şanslı olduğu nokta cinayet ve parçalanmış cesetler ile karşılaşmış olmamalıydı. Yıllar sonra düşününce artık böyle cesetler ile karşılaşsa bile üstesinden gelebileceğini düşünüyordu.
Yaz ayları her zaman Musa için güzel geçiyordu. İşinin daha yoğun olduğu dönemler onu daha mutlu olmaya sevk ediyor ve etrafına neşe saçıyordu. Arkadaşları bu durumdan korkmaya başladıkları zaman Musa yanlarına gidip işini çok sevdiğini, delilik ile hiçbir ilgisi olmadığını söylüyordu. Arkadaşlarının söylediği tek cümle '' Deli olmasan zaten bu işi yapmaya devam etmezsin'' şeklinde oluyordu. Musa için ne deseler boş, o durmadan daha fazla özveri ile Azrail' in artıklarını temizlemeye devam ediyordu.
Yaşadığı bu Haziran ayında gelen haber onu daha fazla mutlu etti. Çalıştığı yerde üç arkadaşı yıllık izinlerini kullanarak tatile çıktılar. Artık Musa daha fazla görev yapacaktı, daha fazla cansız beden ile dans ederek Azrail ile olan iş birliğini kuvvetlendirecekti...
Hafta sonu gelen telefon ile hemen Gassalhane'ye koştu. Üç görevli onu kapıda karşılayarak selamladı. Biri Adli Tıp görevlisi diğerleri Polis Teşkilatı'ndan gelen insanlardı. Musa' yı kenara çekerek durumu açıkmaya başladılar. '' Bak kardeş sana beş ceset getirdik. Bunların ikisi çocuk, ikisi kadın ve son olarak erkek. Sana söylememiz gereken asıl konu bu cesetler canice parçalanmış durumdalar. Adli Tıp bu işi yapamadı ama senin yeteneğin sayesinde bunun altından kalkabiliriz. Bu insanların kimseleri yok. Olanları da şehir dışında ve durumdan hala haberleri yok. İşin bitince Büro'yu ara, defin işlemleri en kısa sürede başlayacak''
Musa derin bir nefes çekti içine. Kaçmak istedi oradan. İşi boyunca asla kadın bedeni yıkamamıştı, asla çocuk bedeni denk gelmemişti ona. Bütün korkuları bir dakika içinde yaşamıştı Musa. Aklına geldi kendini bu duruma hazırlama anları. O an anladı, buna hiç hazır değildi...
İçeri girdiğinde sert toprak kokusunu alıyordu. Buna anlam verememişti. Onun için en kolay olan yolu seçerek en başta katledilen erkeğin torbasını açtı. Karşısında gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuştu. Havlamaktan korkan bir köpek misali çenesi kitlenmişti. Torbanın içerisinde adam yoktu, torbanın içerisinde insan parçalarından başka birşey göremiyordu. Bu işin bu şekilde bitmeyeceğini anladı. Hareket edemiyordu. Yüzüne vuran buz gibi rüzgar sayesinde kendine geldi. Hemen diğer bütün torbaları mermerin üzerine koydu. Testere ile kesilmiş bacaklar ile başladı, sonra beden, kollar, parmaklar ve en son kafalar ile parçaları birleştirdi. Beşinci torbanın içerisinde sadece bir bütün halindr kalan ceset vardı. O torbayı en sona koydu. Anlaşılan bu cesetler hiç adli tıp masasına gitmeden önüne gelmişti. Çocukların bedenlerini dikerken göz yaşlarına hakim olamıyordu. Gassal Musa ilk defa yaptığı işten nefret etti ve bırakıp gitmeyi düşündü ama bunu yapacak halde değildi. Bütün cesetleri dikiş işlemi bittikten sonra kandan kıpkırmızı olan elbiselerini çıkardı ve yaktı. O giysileri ömrü boyunca görmek bile istemiyordu. Hemen tulumunu giyerek yıkama işlemini tamamladı. Cesetleri kefen ile sararak tabutun içerisine bıraktı. Sıra en son torbaya gelmişti. Cesedi yatırarak torbayı açtı. Gördüğü manzara karşısında gözleri kafeslerinden çıkacakmış gibi oldu. Kalbi ağzına geldi. Karşısında olan kadın tek parça halinde karşısında duruyordu. Diğer cesetlerden anladığı gibi hepsi gömülmüştü. Vücudu toprak ile yoğrulmuş şekilde yatıyordu ceset ve ellerinin arasında göğüs kafesinden çıkarılmış kalbi. Gassal Musa'nın gözleri karardı ve yere yığıldı.
23 Aralık 1974, karlı bir İstanbul sabahı...
Penceresinin başında durup düşüncelere daldı. Profesör Hülya hanım yanına gelerek omuzuna dokundu. On yıllık esaret ona konuşma yeteneğini kaybettirmişti. Nereye baksa o cansız bedeni ve ellerinde duran hala atmaya çalışan kalbi görüyordu. Kendini anlatacak bir dili ve aklı kalmamıştı. Profesör Hülya hanım kulağına eğilerek '' Keşke kendini anlatabilsen Gassal, keşke ne yaşadığını bilebilsem, keşke kalbini dinles... ''
Cinayet Hikayeleri Bölüm 1
Hastahaneden çıkışının ilk günüydü İbrahim'in. Annesi, babası ve kardeşleri onu büyük bir mutluluk ile karşılamışlardı. Fesleğen kokularının içersinde doğup büyüdüğü evinin bahçesinde, toprak ile karışan gül yapraklarının kararması onu küçük ama tatlı bir hüzün ile yalnız bırakmıştı. Geçmişine dair tek bir anı bile olmayan bu genç adam, sanki yeni hayatının anahtarını Allah'tan almıştı. Hastahane arkadaşları, hisleri yok olmuş bir kobay gibi ilk günün verdiği toprak hasreti ile rüyalara dalmıştı.
Annesi her gün ona alacağı ilaçları göstererek iyi olması için tevekkül ediyordu Rabbine. Babası döndüğü için pazarı alt üst ederek en sevdiği sebzeleri ve meyveleri çıksına koyup evin yolunu tutuyordu. Kardeşleri desen abilerinin hasreti ile özlemlerini trafikte kalmış arabalar gibi sıkıştırarak gösteriyorlardı. Bir Selma vardı. İbrahim'in aklında tek yer edinen anılar ve şevkler o kanatsız meleğe aitti. Hatırladığı beş yıllık bir ilişki, aşk, sevgi ve sonrası yok. Selma kaybolmuş gibiydi. Hastahane ziyaretlerinde yanına gelmemişti ki gelseydi tek hatırlayacağı o olacaktı.
Bir sabah kalktığında ev bomboş, ağır bir is kokusu ve sisli buhranların eşiğinde bulmuştu kendini. Ailesi yoktu. İbrahim'in kafasında bir yere gidecekleri olgusu belirerek normal sabah rütinlerine başladı. Saçları, sakalı ve tüm yakışıklılığı ile kendini cennetten atılan Adem'in saflığı gibi sofranın başında yumurtasını yerken buldu. Ev dağınıktı ve toplanmamıştı. Hafif bir gülümseme ile annesinin yavaşça yaşlandığını düşünerek kahvaltısını bitirdi. Toprak kokusunun verdiği bütün huzur ile yavaşta masayı toplayarak ilaç kutularının başına geldi. İyi hissediyordu kendini İbrahim. İçmedi o gün ilaçlarını...
Evden dışarı adım attığında gözlerinden yaşlar süzülerek etrafına bakındı. Aşık olduğu kadını çok özlüyordu ve en önemlisi onun sarı saçlarının ruhuna verdiği huzuru. Net olmasada hatırladığı kadarıyla Selma'nın evine doğru ilerlemeye başladı. Her sokakta sanki hayatı olan kadını görüyor ve kalbi daralıyordu. İbrahim'in aşkı çok büyüktü ona. Sevgisi, saygısı ailesine gösterdiğinden daha fazlaydı.
İşte ilk kez onu dudaklarından öptüğü evin önündeydi. Ama hissedemiyordu onu. Sanki yokmuş gibi veya bir Hristiyan cenazesi sırasında bütün bedeni yakılmış gibi yok oluşunu hala devam ettiriyordu Selma İbrahim'in gönlünde. Evin bahçesinden girdiği zaman kapıda asılı olan 'Satılık' yazısını gördüğü zaman gönlü ve hisleri dara düştü. Gitmişti demek ki onu bırakıp. İbrahim için onu bulmak, denizde iğne aramaya eş değer bir çabayı. Artık geçmiş geçmişte kalmış ama İbrahim'in gönlü kilitleri asla açılmayacak şekilde asmıştı. Evine döndüğünde ailesi hala evde değildi lakin evde ağır bir koku hakimdi. Dışarıda bir kedi ölmüştür diye pek umursamadı ve üzüntüleriyle başbaşa kalarak uykuyuya daldı.
Sabah uyandığında ailesi yine evde yoktu. İbrahim artık şüphelenerek elbiselerini giyerek hemen dışarı atladı. Manav, hıradavtçı ve tanıdık ne kadar esnaf varsa ailesini görmediğini söylüyor, İbrahim korkuları ile başbaşa kalıyordu. En iyisi akrabalarını aramak olduğunu düşündü ama hiçbiri telefonu açmıyor, bazılarının telefonlarına ulaşılmıyordu bile. En son ailenin tek telefon kullanan üyesi olan babasını aradı İbrahim. Evin kilerinin derinlerinden babasının telefon sesini duydu. Artık anlamıştı aşağıda işlerinde olduklarını ve ona haber vermediklerini düşünüyordu. Koşarak aşağıya indi. Karşısında bütün ailesinin katledilmiş bedenleri ile karşılaştı İbrahim. Kim, neden, niçin yapmıştı onlara bunu. Hemen polisi aradı İbrahim. Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Ailesi ellerinin arasından kayıp giderken o uyumakla meşgul olmuştu. Kendini öldürmek istedi İbrahim. Nasıl bu kadar düşüncesiz olabilmişti...
Emniyet güçleri dört ekip otosu ile olay yerine gelmişlerdi. Gördükleri manzara onları şoka uğratmışlardı. Emniyet amiri Orhan İbrahim'in yanına giderek ona burada olmasının hata olduğunu ve onu çok daha güvenli bir yere götüreceklerini anlattı. İbrahim kendisinin tehlikede olduğunu düşünerek hemen o teklifi kabul etti...
23 Aralık 1974, karlı İstanbul sabahı. Hemşireler hızla bütün odaların temizliğini yaparak asıl işlerinin başına dönmek için çabalıyorlardı. Hepsi sinirden köpürmüştü. Sanki onların işi başlarından aşkım değilmiş gibi bir de temizlik yapıyorlardı.
Hasta bakıcı mesaisinin ilk görevini almıştı. Profesör Hülya hanım hastasını muayene etmek için Hasta bakıcıya görevini vermişti. Hasta bakıcı odadan içeriye girdiğinde hemen hastanın başına giderek '' İbrahim kardeş hadi kalk doktor seni görmek istiyor'', dedi. İbrahim ailesinin şokunu üzerinden atamadığını kimseye anlatamıyor ve uzun zaman sonra ilk defa kontrole gideceği için mutluydu. Çünkü doktora kendini anlatabilecek ve ondan şevkat alacaktı. Herkes ötelemişti onu.
Hülya hanımın odasından girdiğinde İbrahim hemen konuya girmeye çalıştı lakin Hülya hanım hemen sözünü keserek ona sakin olmasını söyledi.
'' Yaptığımız araştırmalara göre ilaçlarını hastahaneden çıktığından beri kullanmıyorsun. Bak İbrahim, sana tıbbi veriler yerine gerçekleri anlatmak istiyorum ve sonra tedaviye yeniden başlayacağız. Annen, baban, kardeşlerin ve Selma bundan on sene önce canice öldürüldü. Onları öldüren sendin. Bak İbrahim on yıldır bütün doktorlar sana bu olayı unutturmaya çalışıyor ama senin bunun ile yaşaman gerekiyor. Bununla yaşamayı öğrenemezsen hiçbir ilaç sana etki etmeyecek. Etki edecek tek şey gerçekler.
Selma ile beş yıllık harika bir ilişkiniz vardı ve bu ilişki Selma'nın sana olan aşkını sorgulaması ile bitti. Sen onu başka biri ile görünce hem onu hem de yanında olan çocuğu öldürüp evinizin kilerine gömdün. Bu sinir kaybı ile eve girip bütün aileni katlettin ve onları da Selma'nın yanına gömdün. Bak İbrahim, sen bundan on yıl önce hayatını mahvettin. Bunu sana gerçek... ''
Sokağın ucundan hemen sağ tarafa doğru yöneliyorum. Bir elimde sigaram, hızlı hızlı içiyorum. Her saniyesi planlı, sana ulaşmadan on saniye önce karlara gömeceğim birbirine sarılıp yanan tütün yığınını. Adımlarım ve heyecanım gittikçe artıyor. O yeşil gözlerini görüyorum önce, sonra bana doğru dönerken kar ile sevişen karamel saçlarını. Gamzelerin ayaklarımın içine dolan kar suyunu kaynatıyor ve beni ısıtıyor. Karlı bir İstanbul akşamı Beşiktaş sanki sana ibadet ediyor daha fazla güzelleşesin diye...
KİŞİSEL MARKALAŞMA ‘PART 4′
Çok Çalış!
Anne, baba, öğretmenlerimiz bize durmadan aynı lafı kullanarak sebepsiz bir şekilde kişisel ve ruhsal olarak bizi tatmin etmiyorlar. Çok çalış, çok çalışmazsan seni okuldan alırım, çocuğunuz çok zeki ama çalışmıyor...
Bir insan evladı kalkıp uzaklardan yanımıza gelip sigarasını yakıp hafiften uzaklara baktıktan sonra bize dönüp o soruyu sordu mu? NEDEN ÇALIŞMIYORSUN?
Etrafımızda olan herkes bize akıl vermekten kendini alamıyor. Durmadan tavsiyeler ile kafamızı allak bullak ederek fayda sağladığını düşünüyor. Daha kişisel olarak kendimizin bile bilmediği soruları bize sorarak çıkmaz bir sokağın içine sokarlar. Bir buzdolabı gibi oluruz hayatta, insanların koydukları ve hep geri aldıkları bir oluşum haline geliriz. Peki ne yapmalıyız? Nasıl bu karmaşalardan kurtulabiliriz?
Durmadan sosyal medya üzerinden videolar izliyor ve onlardan etkilenip bir veya iki hafta o sistemleri uyguladıktan sonra soğuyoruz. Peki neden? Çünkü oluşturulan sistemlerin içerisinde kendimize ait hiçbir içerik yok. Başlıklar içerisinde sadece hayatımızın detaylarını yazıp duruyoruz. Öncelikle ilk yapmamız gereken şey kendimizi en huzurlu ve sakin hissedebileceğimiz bir yere gitmeliyiz. Burada bizi etkileyecek bir kuruntu bile olmamalı. İlk soruyu korkmadan kendinize sorun: NE İSTİYORUM VE HAYALİM NE?
İsteklerinizi ve hayallerinizi belirleme aşaması kişiden kişiye değişebilen bir süre zarfında son bulur. Bu sorgulama kısmını yaptıktan hemen sonra not almaya başlamamız lazım. Sokakta bile duyabileceğimiz, günlük hayatta hep kullanılan bir terimi sizler ile paylaşmak istiyorum: SÖZ UÇAR YAZI KALIR!
Son on yıl içerisinde teknoloji hayatımızın içerisine bir virüs halinde sızmayı başarmıştır. Bu virüsü aynı kanser hastaları gibi üzüntü ile büyüterek hızlıca ölüme ulaşabilirsiniz lakin aynı şekilde o kanseri mutluluk içerisinde büyüterek yararlı olabilecek şekillere getirebilirsiniz. Bu yazıyı okuduğunuz ( ben telefon demeye utanıyorum) cep bilgisayarına iyice bakın. İşte markanızın oluşacağı ve bütün kişisel başarılarınızı not alacağınız mucizevi virüs ellerinizin arasında. Yazıma devam ederken defter çıkarın ve not alın şeklinde ilerlemek istemedim. Bunun sebebi tamamen eski klişelerden uzak durmak ve modern hayatın tadını sonuna kadar çıkarmak istemem oldu.
Not almak markanızın değerini yüksek tutmak ve planlarınızı bir arada görmek için çok önemlidir. Bu yüzden sizlere tavsiye edeceğim uygulama ‘’Evernote’’ uygulaması olacak. Uygulama içerisinde farklı başlıklar içerisinde notlar alabilir ve yazılarınızı gözünüze güzel gelecek şekillerde geliştirebilirsiniz.
Yazımın üst bölümlerinde sizlere söylediği bir noktaya temas etmek istiyorum. ‘’Hayal Kurmak’’. Hayal kurmak ufkunuzu genişlettiği gibi sizi karmaşalara çekmekte üzerine olmayan bir zihin oyunudur. Bu zihin oyununu kontrol altında tutabilmek her insanın yapabileceği gibi basit bir olgu değildir. Hayal kurarsınız, bir sürü yola girersiniz ve mutlu olursunuz. Bütün bu evrelerin sonunda eve vardığınızda hepsi kayıp gitmiş olur. Bu isteklerinizi bir arada tutmak için, hayallerinizin adım adım yollarını bir arada tutmak için tavsiye edeceğim uygulama ‘’Mindly’’...
Yavaş yavaş genel planların ortaya çıkmasından sonra sizlere hep bahsettiğim olguyu kendi içinize oturtun. Bu şirketin sahibi, sekreteri vb. her şeyi benim. En zor kısım olan hayallerinizi ve isteklerinizi kontrol altında tuttuktan sonra şirketin faaliyete geçmesi için artık tek bir işlem kaldı. Her günü ve dakikayı planlayarak, istekleriniz uğruna çalışmak için plan yapmak. Sizlere bu plan ve programınızı yapmak için tavsiye edeceğim uygulama !!Jorte Takvim’‘. Hem eğlenceli tasarımı ile hem de kullanışı açısından işlerinizi hızlıca halledebileceğiniz bir program. Bu uygulamanın yanında size tavsiye edeceğim uygulama aslında hayatınızın daha derinine inmenizi sağlayacak. Kaç saat yaptım? El hesabı, zihin hesabı ve çelişkili saatler. Bunu tamamen ortadan kaldıracak uygulama ‘’Interval Timer’‘. Zamanınızı nasıl kullandığınızı görmek daha fazla hayallerinize sarılmak için sizi gaza getirecektir.
Buraya kadar her şey mükemmel geldi. Aileniz ve hocalarınızın anlayamadığı bir yükselme ile ayağa kalktınız. En önemlisi mutlusunuz. Lakin iş bir noktadan sonra klasik Türk Ailesi sorgulama sahnesine dönüşüyor: Neye çalışıyorsun sen? Bunu açıklamanın iki yolu var. Hemen söylemek yada taksit taksit ailenizi alıştırarak hayallerinize endekslemek. Benim en net tercihim taksit taksit söylemek olacaktır. Ülkemizde bulunan kültürel yapı ve yaşam şartları sebebi ile her aile tek düze başarılar ve tek düze hayatların peşinde koşmaya devam ediyor. Eğer hayallerinizi hemen söylerseniz aksi tavırlar ve sizi bunlardan soğutma çabasına girmiş iki insan göreceksiniz. Emin olun soğuyup,işinizi yarıda bırakacaksınız ve yine o lanet kısır döngünün içerisinde kendinizi bulacaksınız. Yavaş ve sakin olun. Unutmayın Gazi Mustafa Kemal Paşa güzel Cumhuriyet’i arkadaşlarına açıklamak için yavaş yavaş akıllarına kazımıştı. Sahip olduğunuz hayaller işte bu kadar büyük...
Bu çalışmalar içerisine girdikten sonra istemsizce yalnız kalacaksınız. Sizi dinlemesi için bir dost ararken yanınızın boş kaldığını göreceksiniz. Hayatınız artık bir tren gibi rayların üzerinde pürüzsüz bir şekilde ilerliyor ve boş vagonlar size yük olmuyor. Buhrana düşeceğiniz zamanlar çok olacak ve dönüp tavsiye alacağınız tek insan siz olacaksınız. Bu nasıl olacak? Eski bir taktik ama her zaman işe yaramıştır. Günlük tutarak. Sizlere önereceğim ‘’ Daylio Günlük’’ uygulamasıdır. Bu uygulama ile geçmişiniz, bu yolda aldığınız başarılar ve yaralar, acılar, ayrılıklar daima yanınızda bir eğitmen gibi olacak. Unutmayın, sizin sizden başkası ayağa kaldırmaz. Aşık olduklarınız bile siz yerdeyken daha fazla kan kaybedin diye tekmeler durur. O yüzden bu uygulama size benliğinizi asla unutturmayacak.
Fikirler her zaman yenilenmek ve güncelleştirilerek sağlam hale gelmek ister. Elinizde tuttuğunuz cep bilgisayarları bile her ay kendilerini güncelleştirerek sağlam hale geliyorlar. Bazen fikirlerimizin tükendiği yerler olacaktır ve bu noktalarda artık hayal edemiyor muyum gibi saçma bir cümle kurmaya başlayacaksınız. Şimdi sizlere tavsiyede edeceğim uygulama sizlerin her konuda ufkunu açarak sizlere destek olacak. ‘’TED’’... Bu uygulama hakkında sizlere genel bilgi vermek istemiyorum. İçerisine girdiğiniz zaman yaşayacağınız heyecan baki kalsın...
Çok çalışmak, hayallerin için çalışmak, ruhunu tatmin etmek...
Sevgili okular ve takipçilerim, bu uygulamanın linklerini buraya bırakıyorum. İyi markalaşmalar...
Evernote by AppStore and PlayStore: https://apps.apple.com/tr/app/evernote/id406056744?l=tr&mt=12 and https://play.google.com/store/apps/details?id=com.evernote
Mindly by AppStore and PlayStore: https://apps.apple.com/us/app/mindly-mind-mapping/id771221376 and https://play.google.com/store/apps/details?id=com.dripgrind.mindly
Jorte Takvim by AppStore and PlayStore: https://apps.apple.com/us/app/jorte-calendar/id570556349 and https://play.google.com/store/apps/details?id=jp.co.johospace.jorte
Daylio Günlük by AppStore and PlayStore: https://apps.apple.com/tr/app/daylio-g%C3%BCnl%C3%BCk/id1194023242?l=tr and https://play.google.com/store/apps/details?id=net.daylio
TED by AppStore and PlayStore: https://apps.apple.com/tr/app/ted/id376183339?l=tr and https://play.google.com/store/apps/details?id=com.ted.android
Güzel öyle şakaya gelecek şey değildir. Güzel nerden doğar, bilir misin? Geleceğin bugüne gömülü köklerinden.
-Tahsin Yücel-
Kocaman bir sevgi var kalplerinde ve kocaman bir özlem.Ah o meleklerin değerini bilsek...
“Selam! Biz, bir ayağı Akyaka’da bir ayağı İstanbul’da müzisyen bir çiftiz. Tolga Teoman için çalıyor bir yandan da benimle sahnede. İş gere
Sevgili okurlar daha önce sizlerle SoundCloud içinde bulunan ''Das ist Music'' müzik listemi paylaşmıştım. Kaliteli ve emek verilen müzikleri sizlerle paylaşmayı, sayfamda bu güzel şarkıları tutmayı çok seviyorum.
Sizlerle şimdi paylaşacağım grup ''İkimiz'' adı altınsa müzik yapan Deniz Sipahi ve Tolga Akyıldız çifti. Mükemmel yorumları ile bu çifti sizler ile paylaşıyorum. Hepimize iyi dinlemeler...
KİŞİSEL MARKALAŞMA ‘PART 3′
En Büyük Rakibin Sen Ol Ve Her Gün Aynada Kendinle Yüzleş!
Zamanın hızlıca aktığı yaşantımızda büyük bir gizemdir ‘’SON’’. Kimileri bu sona inanır ve hayatını ona göre düzenler, kimileri de o son hiç olmayacakmış gibi evrenin boşluğunda süzülerek yaşamlarına devam ediyor. İki grubun kümelerinin tek kesiştiği nokta, ‘’SON’’ denilen olgunun ne olduğunu ve o olgunun içine girilince neler olacağının bilinmemesidir. Bütün Dünya Dinlerinin birleştiği SON’a hepiniz hoş geldiniz...
Yalanlar, dedikodular, aldatmalar, tembellikler, insan kayırma vs vs vs. Saymaya kalktığımız zaman sadece elimizde olan parmakların yetmeyeceği ve ayak parmaklarımızın yardıma koşacağı saçmalıklar...
Sahip olduğumuz saatler, dakikalar ve saniyeler artık bu saçmalıklar üzerine kurulu bir hal aldı. Kontrolden çıkmış gibi hayatın süslü laflarına ve yapay cümlelerine kendimizi kaptırmış durumdayız. Yarışacak bir sürü alan ve insan içerisinde asıl benliğimizi kaybedip yok oluyoruz. Aynaya her gün baktığımızda başkalarına güzel gözükmek için durmadan yüzümüzü boyuyoruz. Aynaya her gün baktığımızda bir kıza güzel gözükmek için saçlarımıza milyon tane yapıştırıcı madde sürerek kendimizi sokağa atıyoruz. Lakin aynanın karşısına geçip asla şunu kendimize sormuyoruz: BU GÜN NE YAPTIM?
Korkuyoruz, istemiyoruz ve kaçıyoruz. Kendi ruhumuzun derinlerinde yatan gerçekler bizi yaralayacak diye çok korkuyoruz. Her gün başkalarından medet umuyoruz. Bıçağı ruhumuza sokana daha fazla sarılıyoruz. Kendimize isyan etmekten korkarak hep depresif ve kendimiz tarafından bastırılmış olarak yaşıyoruz.
Sevgili okurlar ve takipçilerim kendinizden korkmayın ve aynanın karşısına geçin ve kendinize sormaktan korktuğunuz bütün soruları kendinize sorun. O aynayı sorularınız ile çatlatıp ruhunuza yeniden kavuşun. Sizlere yazımın başında bahsettiğim son.. Sorgu gününü her günün sonunda kendinize yaşatın. Çünkü ruhunuzun derinliklerine ulaşacağınız en basit ve kolay yol budur...
Kişisel Markalaşma yazılarımın hepsinde belirttiğim ‘’BEN’’ odaklı yaşamı hayatınızın merkez noktasından çok hayatınızın kırılmayan bir yapı taşı haline getirmeniz ileride oluşturacağınız markanızın en gizli odası ve beyni haline gelerek sizleri başarıya ulaştıracaktır.
İnsanları, patronunuzu, hocalarınızı ve aklınıza gelen bütün yarış atlarını çıkarın kafanızdan. Bu yolda koşarken gölgeniz ve ruhunuz ile yarışın...
Yazımın sonunda küçük bir ek bırakmak istiyorum:
Ben bir işe başlarken engelleri düşünmem,İşe başlamadan önce O engelleri ortadan kaldırırım ve başarı kendiliğinden gelir... Gazi Mustafa Kemal Atatürk