rüyama gir, hasret giderelim
Cosimo Galluzzi
h
Show & Tell
hello vonnie
noise dept.
𓃗
No title available
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
The Stonewall Inn
$LAYYYTER
tumblr dot com

PR's Tumblrdome
Interview Vampire Daily

if i look back, i am lost
I'd rather be in outer space 🛸
★
art blog(derogatory)

shark vs the universe

blake kathryn

Love Begins
seen from Canada
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Türkiye

seen from United States
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Serbia
seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Ecuador
seen from United States
seen from Canada

seen from United States
seen from Brazil
seen from Germany
seen from China

seen from T1
@gayrimahsuselemler
rüyama gir, hasret giderelim
Kadın Cinayetleri ve Pınar Gültekin Üzerine.
Öldürülüyoruz. Şaşırmadık değil mi?
Gencecik bir kadın kaybolduğunda, hepimiz endişe ettik, aynı zamanda son ana kadar umut etmeyi denedik. Kötü bir şey olmasın diye elimizle kalbimizi yoklayıp durduk. Acı haberle birlikte alışık olduğumuz bir üzüntü ve öfke de geldi. Cinayetle ilgili detaylar hepimizi iyice nefret ettirdi, bu çağdan da bu çağın insanından da. Aklımız almadı, mantığımız almadı, vicdanımız.. hiçbiri.
Öldürülüyoruz. Ve buna artık hiç şaşırmıyoruz. Hatta bazılarımız, kadınlara kendilerini nasıl öldürmemeleri gerektiğini öğütlüyor. ‘Etek giyme, şort giyme, başını yerden kaldırma, çok ortalarda dolanma, aranma, erkeklerle görüşme..’’ Bu öğütlerin en ilginçlerinden bir tanesine de bugün denk geldim. ‘İlk buluşmada bir insanı tanımak ve bu tanıma yeteneği ile kendini ölümden kurtarmak’ ile ilgiliydi. Söylenene göre, görüştüğümüz erkeklerin bizi öldürüp öldürmeyeceğini ilk görüşmemizden anlayabiliyormuşuz. Masaya yumruğunu vurmaya meyilli, maço, kaba saba adamlar bizi uzun vadede öldürebilirmiş. Peki herkesin sessiz sakin bildiği, toplum içerisinde öfke problemleri yaşamayan erkekler? Bu erkekler de bizi öldürmüyor mu? Şiddet hep öfkesini gözler önüne seren tiplerden geliyor da, toplum içerisinde kontrollü davranan ama kapılar ardında kadınlara türlü işkenceler yaratan erkekler? Onlar ne oluyor? Şu an bunu konuşuyor olmak bile utanç verici ama insanlara ‘kendinizi öldürtecek şeyler yapmayın’ deyip durmak, onları baskılamak, aile içerisinde, evde, işte, toplumda, her kesimde ve her yerde yaşanan şiddete boyun eğmeye zorlamak.. Buna nasıl cür'et ediyorsunuz? Sadece merak ediyorum.
Ve son olarak. Pınar Gültekin. Umarım son kaybımız olursun. Umarım her gün her yerde karşılaştığımız şiddetin son kurbanı olursun. Hiç inanmıyorum ama bunu dilemekten vazgeçmiyorum. Kadınların üzerinden, kirli-pis-aşağılık ellerinizi çekin. Lütfen artık bitsin.
büyük depremden sonra, insan evden her çıkmayı planladığında, o gün evde tek başına olacak kişi için endişe etmeye başlıyor. insanın içine aniden bir sıkıntı düşüyor. hayata bir şekilde devam etmek zorundasın evet, bunu bilecek, kavrayacak ve kabul edecek yaştasın evet. hepsine evet. ama döndüğünde evin yerinde olmazsa? evinden öte. evde bıraktığını, enkazın altında bulmak zorunda kalırsan? 22 Haziran Pazartesi, beni sınamasından korktuğum, çok korktuğum acılar var. lütfen, hiçbirinin beni sınamasına izin verme.
derine batan kıymığı çıkarıp devam etmek zorundasın. geriye kalan hayatına devam etmenin tek yolu o kıymığı görmezden gele gele yok etmek. madem bu kadar iyi biliyorsun? yapsana.
Sanırım bütün bunlar kendimi pazarlamayı beceremediğim için oldu. kendimi pazarlayabilseydim eğer, yaşanan çoğu şey hiç yaşanmamış olabilirdi. bazı sözler söylenmemiş olabilirdi, ben bunları işitmemiş olabilirdim. oysa ki.. her neyse.
herkesten sakladığınız yaralarınızı, tek bir kişiye bütün çıplaklığıyla gösterdiğinizde, hissettiğiniz tek şey utanç oluyor. o utanç sizi korunmaya müsait bir insan kıvamına getiriyor. kendinizle olan sırlarınızı, bir başkasına açtığınızda, o kişiden beklediğiniz tek şey, en azından benim beklediğim tek şey, o yaraları iyileştirmesi değil, o yaraların varlığını kabul etmesi olmuştu. ben birisi beni iyileştirsin istemedim, birisi beni anlasın istedim. derler ki insan duasını açık, apaçık dile getirmeli. ben beni anlayan bir insanı ararken ve hatta sonunda buldum sanırken, bu insanın benim canımı beni anladığı halde yakabileceğini unutmuşum. sonra yanlışlıkla oldu, isteyerek söylemedi, böyle olmasını o da istemezdi diyerek kendinizi avutuyorsunuz. oysa ki gerçek böyle değil.
gerçeği görmek, bütün bu yaşanılanlardan daha sancılı bir süreç. kabul etmek istememek, reddetmek, kendinizi suçlamak.. bunların hepsi aşmanız gereken evrelerden sadece bazıları. ve hepsinin kendi içinde bambaşka zorlukları oluyor. sizi değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü inkar edemem.
bugün, değiştiğimi ve dönüştüğümü hissederken, yaşanılanları düşününce tüylerimin ürperdiğini, hipnotize olmuş gibi öylece boş boş baktığımı, kendimi tamamen yolunu kaybetmiş, yanlış rotalara yolum demiş, en sonunda bambaşka biri olarak bambaşka bir noktada olduğunu kendine ve herkese açıkça itiraf edebilen biri olduğuma inanmak istiyorum.
hislerim etrafa saçıldı. onları bir daha toplamak istemiyorum. bir daha, pişman olacağım şeyler yaşamak istemiyorum. bir daha asla üzülmek istemiyorum. bir daha asla bir insana taviz vermek, zaaflarımı açmak.. hiçbir... ben bir daha bunların hiçbirini yaşamak istemiyorum.
kendimi pazarlamayı bilseydim eğer, en başından kendim için bencil, soğuk, uzak, samimiyetten hoşlanmayan... kelimelerini kullanmazdım.
herkes gibi davranırdım.
ve bugün canım bile bana acımazdı.
öyle yoruldum ki, yoruldum dünyayı tanımaktan.
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman, acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
bir ömür ‘aile’ denilen kurumun sende yarattığı eksiklikleri gidermek için uğraşırsın. dünyanın en saçma ama en gerçek mücadelesi budur.
kim olursa olsun tanıştığımız ilk andan itibaren onu kendimden uzaklaştırmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. hatta bazen fazlasını. bazıları haklı olarak uzak duruyorlar bu buz kütlesinden. bazıları da inatla üzerime geliyor, hikayemin peşine düşüyor. içimi açmamak için diretiyorum, -mış gibi davranıyorum. en sonunda kendi isteğimle duvarın öteki ucuna atlıyorum. ama henüz ayaklarım yere yeni yeni değmişken buna cür'et ettiğime pişman edecek bi hamle geliyor. canım yanmak üzereyken gerisin geri koşuyorum duvarlarıma. ama ne fayda. duvarlar bana kızgın. onları terk etmeye hazır olduğumu görmüşler artık. uzadıkça uzuyorlar. nefes nefese tırmanıyorum. sonunda bu canı acımış kızı kabul ediyorlar yeniden. yeniden evimdeyim diyorum kendi kendime sonra. gözyaşı dökemeyecek kadar donuğum yine ama içim acımış. bu sondu deyip duruyorum kendime. bir önceki gardın düşüş süresini uzatmaktan başka bir işe yaramıyor bu.. öğrenilmiş çaresizlik her defasında başka bir baş rolle buluşturuyor beni.. tekrar ediyor.. ve.. canım bile bana acıyor.
kuyulara düştüm kendim tırmandım parmaklarımla kirlensin tırnaklarım da
birtakım güzel mekanlar.
ben duygularımı kendime de belli etmiyorum