Süleymani’nin Ölümü Kimlerin İşine Yarar?
İşaret Fişeği: Hamaney Mart 2019’da Süleymani’yi “Zülfikar Nişanı” ile ödüllendirmiş ve şöyle dua etmişti: “Allah akıbetine şehitlik versin fakat şimdi değil. İslam Cumhuriyeti’nin daha yıllarca seninle işi olacak. Fakat inşallah sonu şehadet olsun.” (1)
İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, bu hafta içinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından gerçekleştirilen bir roket saldırısıyla suikast sonucu, Haşdi Şabi’nin önde gelen komutanlarından Ebu Mehdi el-Mühendis ile birlikte öldürüldü. Bu hadise ve takip eden günlerde ABD’nin Irak’taki Haşdi Şabi ile diğer Şii milis güçlerine karşı düzenlediği suikast operasyonları bir çok uzmana göre Orta Doğu’da ABD-İran savaşının ve dolaylı olarak dünya savaşına dahi gidebilecek bir yolun kapısını açtı.
Suikastı ABD ordusunun bizzat Başkan Trump’ın emri ile yaptığı zaten açıklandı. Ancak İran için bu denli önemli bir ismin öldürülmesinde başkaca kimlerin çıkarları olabilir sorusu aklıma geliyor. Nitekim Mahir Kaynak’ın şu sözleri bu olaydaki yolumuzu aydınlatabilir: 'Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. bu olay kimin işine yarar? bunu bilirseniz bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.'
Periskop: İran – ABD ilişkilerinin dönüm noktası 40 yıl önce yaşanan Tahran ABD Büyükelçiliğinin Basılması ve Rehine Krizi idi. İran'da 10 Şubat 1979 devriminin hemen ardından gerçekleşen ABD'nin Tahran Büyükelçiliği işgali ve 52 çalışanın rehin alınması, iki ülke arasındaki gergin atmosferin başlangıcı oldu ve o tarihten bugüne ilişkiler düzelmedi.
Diplomasi tarihine en uzun süreli rehine krizlerinden biri olarak geçen olayda sayıları binlerle ifade edilen silahlı gruplar, 4 Kasım 1979'da ABD Büyükelçiliğini işgal etti. Elçilikten gizlice kaçmayı başaranların ardından kalan 66 diplomattan hasta bir kadın ile 13 Afrika kökenli Amerikalıyı serbest bırakan işgalciler, 52 kişiyi 444 gün boyunca rehin tuttu. Cezayirli diplomatların arabuluculuğu sonucu 20 Ocak 1981'de elçilik çalışanları ABD ve İran arasında yapılan anlaşmayla serbest kaldı.
‘ABD başkanı Jimmy Carter’ın istihbarat ve ulusal güvenlik danışmanlarına göre 1980 Amerikan seçimleri öncesi, Mossad ve bazı CIA görevlileri Tahran büyükelçiliğinde rehin alınan elçilik görevlilerini serbest bırakmaması karşılığında Humeyni rejimine yasadışı silah satmıştı. Bunun nedeni rehinelerin serbest bırakılmaması seçim öncesi Carter için bir imaj kaybı olacak ve Carter seçimleri kaybedecekti. Bu gizli anlaşmaya göre Carter seçimi kazansa bile rehineler Ocak 1981’e kadar serbest bırakılmayacaktı.' (2)
Bugüne geri dönersek: Ne büyük tesadüftür ki; 2020 Kasım’ındaki ABD Başkanlık seçimlerine giden süreçte, azil davası ile moral çöküş yaşayan Başkan Trump’ı ön plana çıkaracak hadiseler yine bir büyükelçilik baskını ile başladı denilebilir.
İran’a yakınlığıyla bilinen Iraklı Şii milis gücü Haşdi Şabi fraksiyonlarından Ketaib Hizbullah’ın (Irak Hizbullahı) Irak ve Suriye’deki üslerine ABD’nin 29 Aralık 2019’da düzenlediği hava saldırılarının ardından, 31 Aralık’ta YeşilBölge’deki ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği önünde toplanan Haşdi Şabi taraftarları elçilik binasını basarak içeri girdi. Bu sırada büyükelçilik binasındaki diplomatların büyükelçilikten baskın öncesi tahliye edildikleri ve içeride sadece koruma görevindeki ABD askerlerinin bulunduğu anlaşıldı. İlginç olan bir digger konu ise Bağdat’ta hükümet binalarının ve yabancı misyon temsilciliklerinin bulunduğu korunaklı Yeşil Bölge’ye göstericilerin nasıl bu kadar kolay girebildikleri idi. Bu zaaf Irak’ta bir süredir devam eden yönetim krizine ve politik kaosa bağlandı.
Tepki: Bu büyükelçilik baskını ABD’nin Kasım Süleymani’ye düzenlediği suikastında bahanesini oluşturuyor. Trump, amaçlarının savaş çıkarmak değil, savaşı önlemek olduğunu açıkladı. İran’da ise özellikle askeri çevrelerden ve Haşdi Şabi gibi milis güçlerinden ABD’nin bu saldırıyı çok ağır şekilde ödeyeceğine dair açıklamalar birbirini izliyor. Ancak mesela Lübnan’da bulunan ve Ortadoğu’daki en güçlü ve örgütlü Şii silahlı örgütü olan Hizbullah’tan henüz çok sert bir açıklama gelmedi. Hizbullah örgütü lideri Hasan Nasrallah; "Süleymani’yi öldürülenlerin cezası, dünyadaki tüm direniş savaşçılarının elinden olacak. Onun hedeflerine ulaşmak için çabalayacağız ve bayrağını tüm cephelerde taşıyacağız." Açıklamasında bulundu. Bu açıklamadaki sertlik dozu ise bana göre Hizbullah ölçeğindeki bir örgüt için hayli düşük. Nasrallah, intikam için doğrudan kendi örgütüne bir rol biçmek yerine muğlak şekilde ‘tüm dünyadaki direnişçilere’ bu görevi havale ediyor!
Menfaat: Şimdi sözü uzatmadan tekrar baştaki soruya dönelim: Bu suikast kimin/kimlerin işine yaradı?
En başta elbette Trump’a. Trump, Kasım’daki seçim öncesi üzerindeki azil süreci gölgesini üzerinden uzaklaştırmış ve ABD’deki etkin Yahudi lobisini etkilemiş oldu. ABD: ABD Trump yönetimi ile birlikte Afganistan, Irak ve Suriye’den askerlerini çekeceğini açıklamıştı. Ancak bu ABD’nin bu bölgeleri terketmesi anlamına gelmiyordu. Aksine muharip gücünü çekecek ancak vekalet savaşları ile bu bölgelerde etkisini daha da artıracaktı. Son dönemde ABD’nin Ortadoğu’da Suudi Arabistan, Mısır vb. Ülkeler üzerinden bir Sünni ittifakı ile İran’ın Şii yayılmacığını durdurma çabası biliniyor. Bu suikast ile hem bu amaca hizmet ederken hemde muhtemel savaş korkusu ile böşge ülkelerine daha çok silah satacaktır.
İsrail: Bu suikast elbette İsrail’i memnun edecektir. İsrail, uzun yıllardır İran’ı bölgedeki en önemli düşmanı olarak ilan etmişti. Ancak ilginç olansa bu iki ülkenin birbirileri hakkında sert açıklamalar yapmak dışında pek de birbirilerine zararlarının dokunmamasıdır. Mesela Süleymani’nin resmi olarak başında bulunduğu Kudüs Gücü, Suriye, Irak, Afganistan vb. ülkelerde çok etkili iken adını aldığı Kudüs için ne yapmıştır bilmiyoruz. İsrail’de bu suikastten en karlı çıkacak isimlerden biri de, seçimlerde bir türlü istediği oyu alamayan ve siyaseten sıkıntılı günler geçiren şahin Netanyahu olacaktır.
İran: Özellikle Arap Baharı sonrasında oluşan kaotik ortamda Kasım Süleymani İran’ın Ortadoğu ve Afganistan politikaları konusunda ülkesinin en önemli karar verici ve uygulayıcısı haline geldi denilebilir. Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’nın dahi üzerinde bir güce kavuşarak doğrudan Ayetullah’tan emir alan ve ona karşı sorumlu bir pozisyona gelen Süleymani’nin ülke yönetiminde birbirine parallel işleyen devlet yapısı içerisinde kimilerinin husumetini üzerine çektiğini düşünmek haksızlık olmaz. Bu anlamda Süleymani’nin İran dışından bir aktör tarafından ‘tasfiyesi’ bu kişilerin de işine gelecektir. Aynı zamanda uzun süredir ambargolar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle ülkedeki muhalefetin gösterilerine sahne olan İran’da Süleymani’nin ölümü sonrası yeniden “Büyük Şeytan Amerika” sloganlarının atıldığı gösteriler ile bu muhalif enerjinin tekrar ülke dışı bir ‘düşman’a yönelmesi de mümkün oldu.
Lübnan Hizbullahı: Kasım Süleymani, Eylül 2019’da İran devlet televizyonunda yayınlanan bir röportajında, 2006 yılında Lübnan ve İsrail arasında gerçekleştirilen savaşta Hizbullah Lideri Nasrallah’ın rolünü küçümsemişti. Süleymani, kendini ve İmad Muğniye’yi, Nasrallah’ı “operasyondan” sağ salim çıkaran kişi olarak gösterdi.
“2006 yılının Temmuz ayında gerçekleştirilen savaşın sonuna kadar gidişatı kendilerinin takip ettiğini söyleyen Süleymani, 2006 yılında elde edilen “zaferin”, Nasrallah’ın değil kendisi ve Muğniye’ye ait olduğunu belirtti. Muğniye’nin ölmesinin ardından Temmuz 2006’da gerçekleştirilen savaşın “tek kahramanı” yalnızca Kasım Süleymani kaldı.” (3)
Uzun yıllar boyunca Lübnan Hizbullah’ı Ortadoğu’daki İran ile irtibatlı en önemli Şii silahlı gücü olmuştur. Özellikle İsrail’e karşı 2006 yılındaki mücadelesi ile de Filistin sorunu konusunda İran’ın ön plana çıkmasını sağlamıştır. Süleymani’nin ‘Hizbullah modeli’ni esas alarak kurduğu örgütlerin Suriye, Irak, Afganistan ve Yemen gibi ülkelerde güçlenmesi ve Nasrallah ile ilgili sözleri Süleymani’nin Lübnan Hizbullah’ın fiilen de lideri olmak istediği şeklinde yorumlanmıştı. Bu da Nasrallah’ın tasfiyesi ve belki de Hizbullah’ın sadece siyasi bir güce dönüştürülerek İran üzerindeki ABD yaptırımlarının yumuşaması demekti. Gelinen noktada bana göre Süleymani’nin bir ABD saldırısı ile ölmesinin ardından Nasrallah’ın pek de sert bulmadığım açıklaması bu ölümden Nasrallah’ın da içten içe memnun olduğu sonucuna ulaşmamı sağlıyor.
Sadece açık kaynaklardaki bilgileri okuyan ve kendince yorumluyan biri olarak gördüğüm şey; Kasım Süleymani’nin öldürülmesi son yıllarda Ortadoğu’daki en önemli olaylardan biridir hiç şüphesiz. Ancak bu ölümden ‘memnun’ olabilecek çevrelerin çokluğu bu suikastın büyük bir savaşın fitilini ateşlemeyeceğini düşündürüyor bana. Yazımın son halini verdiğim saatlerde, Amerika’dan İran’a verilen “İntikam alacaksan, ‘orantılı misilleme’ yap” çağrılarının ardından, Irak’taki ABD Büyükelçiliği ve ABD askerlerinin bulunduğu Beled Hava Üssüne füze saldırıları yapıldığı haberleri geliyor. Zaten boşaltılmış büyükelçilik ve teyakküz haline geçilmiş bir hava üssüne...
1. Nevzat Çiçek - Ortadoğu’yu parmağında çeviren İran’ın kılıcı: Kasım Süleymani ya da Hac Kasım – İndepedent Türkçe – 03.01.2020
https://www.independentturkish.com/node/112376/yazarlar/ortado%C4%9Fu%E2%80%99yu-parma%C4%9F%C4%B1nda-%C3%A7eviren-iran%E2%80%99%C4%B1n-k%C4%B1l%C4%B1c%C4%B1-kas%C4%B1m-s%C3%BCleymani-ya-da-hac-kas%C4%B1m
2. İran İsrail ve ABD arasındaki gizli ittifakla ilgili detayları okumak isteyenler, bu alıntının da alındığı ODA TV’de yayınlanan İŞTE BELGELERLE İSRAİL – İRAN GİZLİ İLİŞKİLERİ VE GİZLİ İTTİFAKI yazısına bakabilirler https://odatv.com/iste-belgelerle-israil-iran-gizli-iliskileri-ve-gizli-ittifaki--3004121200.html
3. Muhammed Zahid Gül - Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah’ın sonunun geldiğini mi kast ediyor? – İndependent Türkçe – 4 Ekim 2019 https://www.independentturkish.com/node/77191/yazarlar/kas%C4%B1m-s%C3%BCleymani-hasan-nasrallah%E2%80%99%C4%B1n-sonunun-geldi%C4%9Fini-mi-kast-ediyor














