Hayırlı nûrlu Cumalar,günün feyzi bereketi tüm islâm aleminin ve ülkemizin üzerine olsun inşallah, sıkıntılarımızın, hüzunlerimizin son bulduğu günler diliyorum selâm ve duayla Allâh'a emanet olun 🌹🌺❤️🥀🦋🤲🍁🐞🙏🏻
Show & Tell
NASA
No title available
AnasAbdin
cherry valley forever
Not today Justin
I'd rather be in outer space 🛸

oozey mess
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
No title available

JBB: An Artblog!

PR's Tumblrdome
tumblr dot com
RMH

pixel skylines
Sade Olutola

@theartofmadeline
d e v o n
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
dirt enthusiast
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from United States
seen from United States
seen from Norway
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Mexico
seen from United States

seen from Maldives

seen from Venezuela

seen from Singapore
seen from United States

seen from Mexico

seen from United Kingdom

seen from Jordan
seen from Jordan
@guneylim-33
Hayırlı nûrlu Cumalar,günün feyzi bereketi tüm islâm aleminin ve ülkemizin üzerine olsun inşallah, sıkıntılarımızın, hüzunlerimizin son bulduğu günler diliyorum selâm ve duayla Allâh'a emanet olun 🌹🌺❤️🥀🦋🤲🍁🐞🙏🏻
Cuma/nın hayr/ı bereketi hepimizin üzerine olsun inşaallah 🤲
Selâm ve dua ile 🤲🙏
AMİNN 🤲🙏
hayatımda ilk kez birisi bana
" kendine çok dikkat et " dedi.
anlamış onun kalbini taşıdığımı herhalde...
rastgele,
yürürken aklına geleyim
sızlasın için...
zaman sen olmayınca geçmiyor,
sen olunca da yetmiyor...
üşüyorsan söyle,
seni bir kat daha seveyim.
bak!
papatya mevsimi geldi.
mevsimlerden papatyayı severim.
sonra seni.
sonra yine seni.
ve hep seni...
🍁🍁🍁🍁🍁
Günaydın hayırlı sabahlar hayırlı cumalar cumlemize 🍃🌼🐞
Çocuklar Dünya Hayatının Süsü Ve İmtihanıdır..
Çocuklar, Allah'ın insana bir hediyesidir, insan onları görünce yüzü güler, gönlü rahatlar ve içi coşar. Onlarla konuşunca zevk ve sevinç duyar. Onlar, bu dünyanın çiçeğidir. Şu ayet-i kerîmeler bunu ifade eder: “Nefsânî arzulara; kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı.”(ÂI-ilmran,3/116)
“Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan salih ameller ise Rabbinin katında hem sevap bakımından, hem de ümit bağlama bakımından daha hayırlıdır.”(ÂI-i İmran,3/14)
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, bir mal ve evlat çoğaltma yarışıdır.”(Kehf, 18/46)
Küfür ve sefalet içinde olanların bu süse aldandıklannı, buna bağlı olarak da kendi aralarında çocuklarla övünmeye başladıklarını görüyoruz. Onlar, çok evlat vermesi sebebiyle Allah'ın kendilerinden râzî olduğunu da düşünmektedirler. Bütün bunlarla da mü'minlere karşı üstünlük tasladılar. Ama ayetler, onların bu çürümüş fikirlerini ve cahiliyye döneminin kalıntısı olan övünmelerini hoş karşılamamakta ve mü'minlere de bütün bunların onlara asla fayda vermeyeceğini ve Allah'ın nezdinde hiçbir kıymet taşımayacağını ifade etmektedir:
“İnkarcılara malları da, evlatları da Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir; onlar orada ebedi kalacaklardır.”(Hadid, 57/20)
“(Ey Muhammed!) Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünya hayatında onların azabını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.”(Al-i İmran, 3/116)
“(Ey münafıklar!) Siz de, sizden öncekiler gibisiniz. Onlar, sizden daha kuvvetli, mal ve çocukları daha çok idiler. Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. Sizden öncekiler, nasıl paylarına düşenden fay- dalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve batıla dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar zarara bizzat uğrayanlardır.”(Tevbe, 9/55)
“Onları, kendilerine servet ve oğullar vermekle iyilik ve fayda sağlamak için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.”(Mü'minûn, 23/55-56)
“Onlar, biz mal ve evlat bakımından daha çoğuz ve biz azaba uğratılacak değiliz, derlerdi. De ki: Rabbim dilediğine bol rızik verir ve (dilediğinden de) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler. Sizi bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de evlatlarınızdır. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır. Onlar (cennet) çardaklarında emniyet içindedirler.”(Sebe’, 34/35-37)
Kur'an ayetleri, evlat imtihanı konusunda insanların uyanık olmasını öğütlemektedir. İlahî emirleri çiğneyecek kadar çocuk sevgisinde haddi aşmak ve onların, Allah'ın buğz ve gadabına sebep olmaları hususu Kur'an'ın insanları sakındırdığı şeylerdendir:
“Bilin ki, servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükafat Allah'ın katındandır.”(Enfâl, 8/28)
“Ey iman edenleri eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da olur. Onlardan sakının. Ama siz affeder, kusurlarını başlarına kakmaz ve suçlarını bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Büyük mükâfat ise Allah'ın katındadır.”(Teğâbün, 64/14-15)
“Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına birşey ödeyemeyeceği günden korkun. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve şeytan, (Allah'ın affına güvendirerek) sizi kandırmasın.”(Lukmân, 31/33)
Şu ayet-i kerîme de bu konuda bir tehdit ifade etmektedir:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız servetler, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler size Allah'tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğuna hidayet etmez.”(Tevbe, 9/24)
Çocuğun, imandan uzak bir yol seçmesi ve fasıklann gidişatına uyması durumunda -ki Allah, bu nevi çocuklardan bizi korusun yapılacak iş, ondan ruhen ve bedenen ayrılma olacaktır:
“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun, -babaları, oğulları, kardeşleri veya hısım ve akrabaları da olsa Allah'a ve Rasûlüne düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin, işte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak ve orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan râzî olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır, işte onlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecek olanlar sadece Allah'tan yana olanlardır.”(Mücadele, 58/22)
Huzeyfe'den rivayet edilen şu hadis namaz, oruç, emir bi'1-ma'rûf ve nehiy an'il-münker'in, bir imtihan vesilesi olan çocuktan dolayı işlenen günahları örteceğini bildirmektedir:
“Eş, çocuk, mal ve komşu, insan için birer imtihan vesileleridir. Oruç, namaz, sadaka (zekat), emir bi'1-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker, (imtihan esnasında meydana gelen) günahları örter; bağışlanmasına sebep olur.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel)
Selâmun Aleykûm...
RABBİMİZ hepimizi Kendisine lâyık kul, Habibine ﷺ lâyık ümmet eylesin. Doğru yoldan ebediyyen ayırmasın.
ÂMİN 🤲
🍃🌹 CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN 🌹🍃
Çocuklar Dünya Hayatının Süsü Ve İmtihanıdır..
Çocuklar, Allah'ın insana bir hediyesidir, insan onları görünce yüzü güler, gönlü rahatlar ve içi coşar. Onlarla konuşunca zevk ve sevinç duyar. Onlar, bu dünyanın çiçeğidir. Şu ayet-i kerîmeler bunu ifade eder: “Nefsânî arzulara; kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı.”(ÂI-ilmran,3/116)
“Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Ölümsüz olan salih ameller ise Rabbinin katında hem sevap bakımından, hem de ümit bağlama bakımından daha hayırlıdır.”(ÂI-i İmran,3/14)
“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, bir mal ve evlat çoğaltma yarışıdır.”(Kehf, 18/46)
Küfür ve sefalet içinde olanların bu süse aldandıklannı, buna bağlı olarak da kendi aralarında çocuklarla övünmeye başladıklarını görüyoruz. Onlar, çok evlat vermesi sebebiyle Allah'ın kendilerinden râzî olduğunu da düşünmektedirler. Bütün bunlarla da mü'minlere karşı üstünlük tasladılar. Ama ayetler, onların bu çürümüş fikirlerini ve cahiliyye döneminin kalıntısı olan övünmelerini hoş karşılamamakta ve mü'minlere de bütün bunların onlara asla fayda vermeyeceğini ve Allah'ın nezdinde hiçbir kıymet taşımayacağını ifade etmektedir:
“İnkarcılara malları da, evlatları da Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir; onlar orada ebedi kalacaklardır.”(Hadid, 57/20)
“(Ey Muhammed!) Artık onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla, dünya hayatında onların azabını çoğaltmayı ve onların kâfir olarak canlarının çıkmasını istiyor.”(Al-i İmran, 3/116)
“(Ey münafıklar!) Siz de, sizden öncekiler gibisiniz. Onlar, sizden daha kuvvetli, mal ve çocukları daha çok idiler. Onlar (dünya malından) paylarına düşenden faydalandılar. Sizden öncekiler, nasıl paylarına düşenden fay- dalandıysalar, siz de payınıza düşenden faydalandınız ve batıla dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Ve onlar zarara bizzat uğrayanlardır.”(Tevbe, 9/55)
“Onları, kendilerine servet ve oğullar vermekle iyilik ve fayda sağlamak için can attığımızı mı sanıyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.”(Mü'minûn, 23/55-56)
“Onlar, biz mal ve evlat bakımından daha çoğuz ve biz azaba uğratılacak değiliz, derlerdi. De ki: Rabbim dilediğine bol rızik verir ve (dilediğinden de) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler. Sizi bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de evlatlarınızdır. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onların yaptıklarına karşılık mükafatları kat kattır. Onlar (cennet) çardaklarında emniyet içindedirler.”(Sebe’, 34/35-37)
Kur'an ayetleri, evlat imtihanı konusunda insanların uyanık olmasını öğütlemektedir. İlahî emirleri çiğneyecek kadar çocuk sevgisinde haddi aşmak ve onların, Allah'ın buğz ve gadabına sebep olmaları hususu Kur'an'ın insanları sakındırdığı şeylerdendir:
“Bilin ki, servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir ve büyük mükafat Allah'ın katındandır.”(Enfâl, 8/28)
“Ey iman edenleri eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da olur. Onlardan sakının. Ama siz affeder, kusurlarını başlarına kakmaz ve suçlarını bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan ve çok esirgeyendir. Servetleriniz ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir. Büyük mükâfat ise Allah'ın katındadır.”(Teğâbün, 64/14-15)
“Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladı, ne evladın babası namına birşey ödeyemeyeceği günden korkun. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın ve şeytan, (Allah'ın affına güvendirerek) sizi kandırmasın.”(Lukmân, 31/33)
Şu ayet-i kerîme de bu konuda bir tehdit ifade etmektedir:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız servetler, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler size Allah'tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğuna hidayet etmez.”(Tevbe, 9/24)
Çocuğun, imandan uzak bir yol seçmesi ve fasıklann gidişatına uyması durumunda -ki Allah, bu nevi çocuklardan bizi korusun yapılacak iş, ondan ruhen ve bedenen ayrılma olacaktır:
“Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun, -babaları, oğulları, kardeşleri veya hısım ve akrabaları da olsa Allah'a ve Rasûlüne düşman olanlara sevgi beslediğini göremezsin, işte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak ve orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan râzî olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır, işte onlar, Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecek olanlar sadece Allah'tan yana olanlardır.”(Mücadele, 58/22)
Huzeyfe'den rivayet edilen şu hadis namaz, oruç, emir bi'1-ma'rûf ve nehiy an'il-münker'in, bir imtihan vesilesi olan çocuktan dolayı işlenen günahları örteceğini bildirmektedir:
“Eş, çocuk, mal ve komşu, insan için birer imtihan vesileleridir. Oruç, namaz, sadaka (zekat), emir bi'1-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker, (imtihan esnasında meydana gelen) günahları örter; bağışlanmasına sebep olur.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ibn Mace, Ahmed b. Hanbel)
SAHİH İMAN SAHİBLERİ
Hükmün, kayıtsız ve şartsız kendisinin olan,[1] hükmüne hiç kimseyi ortak kılmayan,[2] hem yaratan, hem de emreden,[3] insan kullarından kendisine şirk koşmadan ibadet etmelerini isteyen[4] yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete (kavuşmak için) çaba gösterip yarışın ki, (o cennet) genişliği gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Rasulüne iman edenler için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine verir. Allah, büyük fazıl sahibidir.”[5] Ebu Hüreyre (r.a)‘ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Allah Teâlâ: -Ben, salih kullarım için (cennette) hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insan gönlüne gelmeyen bir takım nimetler hazırladım, buyurdu. İsterseniz şu ayeti okuyunuz: "Artık hiçbir nefis, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez.” (Secde, 32/17)[6] Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ böyle buyuruyor!.. Allah'a ve Rasulü (s.a.s)'e iman eden salih kulları için cennetin sayısız nimetlerini hazırlamış ve katıksız imanlarından dolayı kendilerine mükâfat olarak vermiştir… Katıksız iman, salih ameller işlemeyi gerektirir… Eğer gerçek ve kâmil iman bir kalbe yerleşmiş ise, o kalbi ve o kalbe bağlı olan vücûdun bütün organlarını salih amel işlemek üzere harekete geçirir… İmanın yer edindiği ve ihata ettiği kalb, vücûdun lokomotifidir… Bütün vücûdu peşine takar, raydan çıkmadan hedefe doğru ilerler… Rayı, “es-Sırate'l-Müstakîm” yani, dosdoğru yol olan iman lokomotifinin hedefi, “Allah rızası"dır… Kendisine emredilen kulluk vazifesini hakkıyla yerine getiren mü'min müslüman kul, Allah'ın rızasını kazandığı takdirde, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir gönlün hayalini kuramadığı nimetlerle donatılmış cenneti hakeder… Katıksız, yani şirkten, küfürden, bid'at ve hurafeden arınmış imanın kuşattığı kalb lokomotifi, kendisiyle beraber dosdoğru yol üzere çekip götürdüğü vücûdu, cennetin yüce mertebelerine sokar ve altlarından ırmaklar akan ağaç gölgelerindeki köşklerde bulunan tahtlara oturtur… Allah'ın izni ve lûtfuyla kendisine va'dedilen mükâfata kavuşur… Ve ebedî olan cennette huzur ve mutluluk içinde hayat sürer… Ebu Hüreyre (r.a)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s): "Her kim Allah'a ve O'nun Rasulüne iman eder de namaz kılar, Ramazan'da oruç tutarsa, onu cennete girdirmek Allah üzerine bir hak olur. O kimse, ister Allah yolunda cihad etsin, isterse içinde doğduğu toprağında otursun.”[7] Hayat örneğimiz ve önderimiz Rasulullah (s.a.s), hakikat olanın tâ kendisini buyurmuşlardır… Çünkü Allah Teâlâ : “Mü'minler, gerçekten felâh bulmuştur.”[8] diye buyurur. Katıksız ve gölgesiz iman sahibi olan mü'minler kurtulmuşlardır… Dünyada, benzersiz bir izzet, ahrette ise sayısız nimetlerle donatılmış cennet kendilerinin olan mü'minler, korktuklarından emin olmuş ve umduklarına kavuşmuşlardır… Korku ve ümit arasında olan imanlarıyla, Allah'a gereği şekilde ibadet eden mü'minler, ahrette, korktukları cehennem ateşinden kurtulmuş ve umdukları cennete ulaşmışlardır…[9] “Haberiniz osun, Allah'ın velîleri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar, iman edenler ve (Allah'dan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahrette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”[10] “Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulüne iman ettiler…”[11] “Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah'a ve Rasulüne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan…”[12] Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s)'e: -Amelin hangisi efdaldır? diye soruldu. Rasulullah (s.a.s): “Allah'a ve Rasulüne iman etmektir!” buyurdu.[13] Rifaa el-Cühenî (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Muhammed'in canı kudret elinde olan (Allah)a yemin ederim ki, iman edip sonra doğru yoldan ayrılmayan hiçbir kul yoktur ki, cennete dahil edilmesin.”[14] Emrolunduğu gibi dosdoğru iman edip, dosdoğru olup dosdoğru yoldan ayrılmayan, bu imanı ve doğruluğu sebebiyle cennete dahil olur… Allah'a ve Rasulü (s.a.s)'e katıksız iman edenler, imanın diğer ilkelerine de iman ederler… Çünkü iman bir bütündür, asla parçalanmayı kabul etmez… İman, ya heptir, ya da hiçtir! Ya hepsine iman edilir, hiçbir şübhe duyulmaz, ayrıca imana hiçbir şirk ve küfür katılmaz, böylece tam iman etmiş muvahhid mü'min olunur… Ya da bunun aksine imanın bir kısmına, yani bazı ilkelerine inanılır, bazılarında şübheye düşülür, inanılanlara çeşitli şekilde şirk ve küfür karıştırılır, böylece iman fasid olduğu gibi, sahibi de küfür ve şirke düşerek imandan çıkar… Bu durumda tamamen hüsrana uğrayanlardan ve ebedî cehennemi hakkedenlerden olur… Emrolunduğu gibi iman edip dosdoğru olan mü'min kulların “felâh bulmuş” olduklarını beyan eden Rabbimiz Allah şöyle buyurur: “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahretin nimetlerine) varis olacak olanlar onlardır. Ki onlar, Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır. İçinde ebedî olarak kalacaklardır.”[15] Bu mü'minler, iman ilkelerine hiç şübhe duymadan ve zerre mikdarı olsun asla şirk koşmadan katıksız iman edenlerdir… Emirü'l-mü'minin İmam Ömer İbnü'l-Hattâb (r.a) anlatıyor: (……………………..) O Zât (Cebrail): -Bana imandan haber ver! dedi. Rasulullah (s.a.s): “Allah'a, Allah'ın Meleklerine, Kitablarına, Peygamberlerine ve ahiret gününe inanman bir de kadere, hayrına, şerrine inanmandır.” buyurdu.[16] Allah ve Rasulü (s.a.s)'in beyan buyurdukları iman ilkelerine şübhesiz ve şirksiz iman eden mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, cennet yolculuklarını başarı ile sonuçlandırmış ve hedefteki cennete ulaşmışlardır: “(Bütün bunlar,) mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp bağışlaması içindir. İşte bu, Allah katında büyük kurtuluş ve mutluluktur.”[17] Dünya hayatlarında tağutu, bütün kurum ve kuruluşlarıyla reddetmiş, bütün cahiliye adetlerini ayakların altına almış ve Rabbi Allah'a şirksiz iman edip ibadeti emrolunduğu şekliyle yerine getirmiş mü'min şahsiyetler, ahiretteki yurtları ebedî cennettir: “O gün mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nûrları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bu gün sizin müjdeniz, içinde ebedî kalıcılar (olduğunuz) altından ırmaklar akan cennetlerdir.” İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.“[18] "İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da, Rabbleri onları, imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan, nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip iletir (hidayet eder). Oradaki duâları: "Allahım, Sen ne yücesin” dir ve oradaki dirlik temennîleri: ‘Selâm'dır. Duâların sonu da: “Gerçekten hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır.”[19] “Sizi, toplanma günü için bir arada toplayacağı gün, işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah'a iman edip Salih bir amelde bulunursa (Allah), onun kötülüklerini örter ve içinde ebedî kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük mutluluk ve kurtuluş (fazl) budur.”[20] “Muttakîler hariç olmak üzere, o gün, dostların kimi kimine düşmandır. ‘Ey kullarım, bu gün sizin için korku yoktur ve siz, mahzun olmayacaksınız. Ki onlar, Benim ayetlerime iman edenler ve Müslüman olanlardır. Siz ve eşleriniz cennete girin, sevinç içinde ağırlanacaksınız. Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır. Orada, nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı her şey var. Ve siz, orada süresiz kalacaksınız. İşte yaptıklarınız dolayısıyla mirasçı kılındığınız cennet budur. Orada sizin için birçok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz.”[21] “Şübhesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar.”[22] Ehl-i Kitab olan Yahudî ve Hristiyanlar, muvahhid mü'minler gibi katıksız iman eder ve emrolunan gibi ibadet edecek olurlarsa, onlar da cennete giren mü'minlerden olurlar… Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Eğer Kitab Ehli, iman edip de sakınsalardı, elbette Biz de onların günahlarını bağışlar ve onları Na'îm (nimetlerle donatılmış) cennetlerine koyardık.”[23] Ebu Hüreyre (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Muhammed'in nefsi kabza-ı kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten bir Yahudî veya Hristiyan beni işitir de sonra benimle gönderilene iman etmeden ölürse, mutlaka cehennemliklerden olur.”[24] Ebu Musa el-Eş'arî (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Ümmetimden biri ya da Yahudî veya Hristiyan olan kişi, beni dinler ve getirdiğimi kabul etmeden ölürse, cennete giremez. Ümmetimden biri ya da Yahudî veya Hristiyan olan kişi, beni dinler, sonra getirdiğimi kabul etmeden ölürse, cehenneme girer.”[25] Hevasından hiçbir şey konuşmayan, her ne konuşuyorsa kendisine vahyedileni konuşan,[26] en son Nebî ve en son Rasul olan[27] Rasulullah Muhammed (s.a.s)'e ve Allah'dan kendisine inzâl olunan vahye iman edenler, mü'min müslüman olup, salih ameller işleyerek cenneti hakk edenlerdir… Ubâde ibn Samit (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Her kim Allah'dan başka ibadet olunacak hiçbir mabud yoktur, yalnız Allah vardır, ortağı yoktur. Muhammed de muhakkak Allah'ın kulu ve Rasulüdür. İsa da Allah'ın kulu ve Rasulü'dir. Ve (tekvinî bir emirle) Meryem'e bıraktığı bir kelimesidir. Ve (bu sûretle) Allah tarafından hayat verilen bir ruhtur. Cennet haktır, cehennem de haktır diye şehadet (kalbiyle tasdik, diliyle ikrar) ederse, Allah, o kimseyi cennete kor. O kul, hangi hâl üzere (ameli ne) olursa olsun.” Cunade: “Cennetin sekiz kapısından hangisini isterse oradan (cennete kor).” fıkrasını ziyade etti.[28] Saîd b. Zeyd (r.a)'dan, Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Bana iman etmeyen, Allah'a iman etmemiş olur!”[29] Hayat önderimiz ve örneğimiz Rasulullah (s.a.s)'in beyan buyurduğu gibi katıksız iman edenler, mü'min müslüman olurlar… Ehl-i Kitab'dan Yahudî veya Hristiyan birisi bu şekilde iman edip muvahhid mü'minlerden olursa, Allah onu, içinde ebedî kalacak ve altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır… Elbette şu hakikat hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, katıksız iman, salih ameli gerektirir… Böyle iman etmiş bir mü'min kul, amelsiz duramaz… Kalbini ihata eden iman onu, amel yapmaya sevkeder… Bu şekilde iman edip, imanında ihlâslı, amelinde samimi olan mü'min kulların özelliklerini şöyle beyan buyurur Rabbimiz Allah: “Rasule indirileni dinlediklerinde hakkı tanıdıklarından dolayı gözlerinin yaşlarla dolup taştığını görürsün. Derler ki: ‘ Rabbimiz, inandık. Öyleyse bizi şahidlerle birlikte yaz. Hem Rabbimizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken, ne diye Allah’ a ve bize haktan gelene inanmayalım?’ Böylelikle Allah, dediklerine karşılık olarak içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyilik yapanların karşılığıdır.”[30] “Lâ ilâhe illallah” Tevhid akîdesini kalben tasdik ve dil ile ikrar ederek dininde samimi olan mü'min bir kul, imanına herhangi bir şirk ve küfür karıştırıp bozmadıkça,[31] iman üzere olduğundan bir şübhe yoktur… “Lâ ilâhe illallah” Tevhid akîdesinde samimi olan bir mü'min kul, “Lâ ilâhe illallah” akîdesine aykırı olan her türlü tağutî ideolojiyi, felsefeyi, düşünceyi, anlayışı, hâl ve hareketi reddeder… Tağutu her yönüyle reddetmek, “Lâ ilâhe illallah” Tevhid akîdesinin vazgeçilmez, “olmazsa olmaz” şartı ve bir gereğidir… Çünkü tağut reddedilmeden, iman sahih olmaz… Tağut reddedilmeden, Allah'a iman gerçekleşmez…[32] Muaz b. Cebel (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Cennet (kapısının) anahtarı Lâ ilâhe illallah'a (Allah'dan başka ilâh olmadığına) şehadet etmektir.”[33] Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s), bana ayakkabılarını vererek: “Ya Ebu Hüreyre, şu iki tek ayakkabımı götür. Bu bahçenin arkasında kalbi yüzde yüz inanarak: Lâ ilâhe illallah diye şehadet getiren her kime rast gelirsen, onu hemen cennet ile müjdele.” buyurdu.[34] Rasulullah (s.a.s)'in Halifesi İmam Ebu Bekr es-Sıddık (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s): “Çık da, halk arasında her kim Allah'dan başka ilâh yoktur (Lâ ilâhe illallah) derse cennete girecektir, diye seslen!” buyurdular.[35] Emirü'l-mü'minin İmam Ömer ibnü'l-Hattâb (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ettiği hâlde ölürse, ona: -Cennetin sekiz kapısından hangisinden istersen, oradan gir, denilir.”[36] Cabir (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s)'e bir zât gelerek: -Ya Rasulullah, cennetle cehennemi icab ettiren iki şey nedir? diye sordu. Rasulullah (s.a.s): “Her kim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayarak ölürse, cennete girer ve her kim O'na bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer.” buyurdu.[37] Abdullah ibn Mes'ud (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s): “Allah'a bir şeyi ortak sayarak ölen kimse cehenneme girer.” buyurdu. Ben de: -Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak ölen kimse cennete girer, dedim.[38] Emirü'l-mü'minin İmam Osman b. Affan (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Her kim Allah'dan başka ilâh olmadığını bilerek (şehadet getirerek) ölürse, cennete girecektir.”[39] Ebu Hüreyre (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Allah'dan başka ilâh olmadığına ve kendimin Rasulullah olduğuna şehadet eylerim. Eğer bir kul, bu iki şehadet hususunda hiçbir şübheye düşmeyerek bunlarla Allah'a kavuşursa, mutlaka cennete girer.”[40] Allah'dan başka hüküm koyucu ve hükmüne itaat edilecek hiçbir rab ve ilâh yoktur… İnsan kulların hayatına egemen olacak hükümler, yalnız ve yalnız Allah'ın hükümleri olmalıdır… Allah'ın hükümlerinin nasıl anlaşılacağını ve uygulanacağını beyan buyuran, bu konuda yetkili olan yegâne şahsiyet Rasulullah (s.a.s)'dir… Mü'min kul, ferdî, ailevî, sosyal, ekonomik, hukukî ve eğitim hayatını, Allah'ın hükümlerine ve o hükümleri izah eden Rasulullah (s.a.s)'in Sünneti'ne göre düzenler… Allah'dan başka hüküm koyucu sahte rablere ve ilâhlara asla yönelmez, onlara itaat etmez…[41] İki şehadetin gereği budur… Dünyada izzet, ahrette cennet ehli olmaya sebeb olan durum, allah'ı yegâne hüküm koyucu ve hükmüne şirk koşmadan itaat edilen Rabb, İslâm'î,ortaksız hayat nizamı ve Rasulullah (s.a.v.)'i de yegâne önder kabul edip iman ederek razı olmaktır!.. Ebu Said el-Hudrî (r.a)'dan. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuş: “Ya Ebu Said, her kim Rabb olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, Peygamber olarak da Muhammed'e razı olursa, o kimseye cennet vacib olur!” Ebu Said, buna şaşırmış ve: -Ya Rasulullah, bunları bana tekrarla! demiş, O da tekrarlamış. Sonra: “Başka bir şey var ki, onunla cennette bir kul yüz derece yükseltilir. Her iki derecenin arası yerle gök arası gibidir.” buyurmuş. Ebu Said: -Nedir o ya Rasulullah? diye sormuş. “Allah yolunda cihaddır, Allah yolunda cihaddır.” buyurmuştur.[42] “Rabb olarak Allah'a razı” olmak, O'ndan başka hüküm koyucu sahte rablere, yani egemen tağutları asla razı olmamak demektir… Allah'ın “Rabb, Melik ve İlâh” olduğuna iman eden bir mü'min kul, O'ndan başka hayata egemen hükümler koyup, onları icra eden hiçbir tağutun hükmünü kabul edemez… Zaten bu mü'min kul, tağutu bütün yönleriyle reddedip Allah'a inanan bir şahsiyet olduğu için, Allah ile beraber hükümlerine tabi olacak hiçbir egemen güç tanımamak, onu en belirgin özelliğidir… Hayatının her yönünü kendisiyle düzenleyeceği yegâne nizam İslâm'dır… İslâm, hayat nizamıdır ve mü'min kulun hayatı İslâm'dır… İslâm, onun hayatına egemendir… O kul, İslâm'dan başka herhangi bir hayatı tanzim etmek iddiasıyla ortaya çıkan hiçbir düzeni kabul edemez… Bu iddia ile ortaya çıkan ve İslâm'ın hükümlerini hayatta geçersiz kılıp, onun yerine kendi hükümlerini geçiren, elindeki maddî güçten dolayı egemen olup, kendi hükümlerini insanlara uygulatan her tağutun, Allah'dan başka rab olmak istediğinde olduğunu bilir… İmanın gereği olarak, kim ve ne olursa olsun bu tağutu inkâr ve reddeder… İzi takib edilecek ve hayat örneği olarak kabul edilip kendisine itaat edilen zirve insanın Rasulullah Muhammed (s.a.s) olduğunun şuurunda olup, idrak ederek katıksız iman eden mü'min kul, Rasulullah (s.a.s)'den başka hayatta örnek alınacak bir kişinin olmadığı, yegâne önder ve örneğin O olduğunu bilip inanır… O'nun önderliğine ve örnekliğine razı olmuş, başka önder ve örneklerin asla O'nun yerini tutamayacağının ve O'nun dengi olamayacağının şuurundadır… Muvahhid mü'min kul, bu hakikatı böyle bilir, böyle anlar ve böyle inanır!.. Çünkü bu hakikat, her asır, her çağ ve her yerde aynı hakikattır… Mü'min kulun akîdesi olan bu hakikat, zamanın ve mekânın değişmesiyle asla değişmez, eskimiz yıpranmaz ve her yerde, her şartta ilk gün gibi tertemiz, taptazedir… Rabb olarak Allah'a, din olarak İslâm'a, önder olarak Rasulullah (s.a.s)'e razı olmuş muvahhid mü'min bir kul, başka rablere, başka dinlere ve başka önderlere asla rıza göstermez, gösteremez… Onlara karşı net ve kesin tavırlı olup tavrından hiçbir taviz vermez… Eğer taviz verecek olursa, yalnız ve yalnız kendilerinden razı olup hiçbir şeyi ortak etmediklerine ortaklar edinir ki bu, başlı başına bir felâkettir… Böyle bir ortaklık, büyük günahların en büyüğüdür… Allah'dan başka hüküm koyuculara razı olmak ve onların hükümlerini Allah'ın hükümlerinin yerine koymak, o hükümlere göre hayatını düzenlemek ve onları önderler kabul etmek!.. Bundan daha korkunç bir zulüm ve felâket olur mu? Zulmün en büyüğü, böyle bir şirk koşmaktır!…[43] Başka felâketler ve başka zulümler, fanî olan dünya hayatını perişan eder, fakat en büyük zulüm olan şirk, ebedî ahiret hayatını perişan edip insanın cennete girmesini haram kılıp, sonsuz cehennem ateşine mahkum eder…[44] “Asr-ı Saadet” te iman üzere İslâm'ı yaşayan mü'min müslümanlar, yegâne önderleri ve hayat örnekleri Rasulullah (s.a.s)'den, kendilerine cehennemden uzaklaştırıp cennete yaklaştırıp, cennete koyacak amelleri soruyorlardı… Gerek iman, gerekse amellerin neler olduğuna dair bilgi edinip onla amel ederek, cehennemden kurtulup cennetlik olmak en büyük arzularıydı… Rasulullah (s.a.s)'in onların sorularına cevab vermiş, onları bilgilendirip irşâd eylemişti… İşte onlardan birkaç örnek!.. 1) Ebu Eyyub (Halid b. Zeyd) el-Ensarî (r.a) anlatıyor: Bir adam, Rasulullah (s.a.s)'e gelerek: -Bana bir iş göster ki, onu yaptığım takdirde beni cennete yaklaştırsın ve cehennemden uzaklaştırsın, dedi. Rasulullah (s.a.s): “Allah'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekatı verirsin. Akrabana da iyilik edersin!” buyurdu. O zât, dönüp gidince Rasulullah (s.a.s): “Eğer emrolunduğu şeylere sımsıkı sarılırsa, cennete girmiştir.” buyurdu.[45] 2) Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s)'e bir bedevî Arab geldi ve: -Bana, öyle bir işe delâlet et ki, ben onu işleyince cennete girebileyim, dedi. Rasulullah (s.a.s): “Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak, yalnız Allah'a ibadet edersin, farz kılınan namazı kılarsın, farz kılınmış olan zekatı verirsin ve Ramazan orucu tutarsın.” buyurdu. Bedevî Arab: -Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ben senden işittiğim bu ibadetler üzerine bir arttırma yapmam! dedi. Arkasını dönüp gidince Rasulullah (s.a.s): “Kim, cennet ehlinden bir kimseye bakması kendisini sevindirecekse, işte şu zâta baksın!” buyurdu.[46] 3) Muaz b. Cebel (r.a) anlatıyor: Bir seferde Rasulullah (s.a.s) ile beraberdim ve bir gün yürümekte iken Rasulullah'a yakın bulundum. Bunun üzerine: -Ya Rasulullah, bana, beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel öğret! dedim. Buyurdu ki: “Bana, çok büyük bir mesele sordun. Ancak bu mesele, Allah'ın kolaylaştırdığı kişi için şübhesiz kolaydır. Allah'a ibadet eder, O'na hiçbir şeyi ortak koşmazsın. Namazı düzgün olarak kılarsın, zekatı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Kâbe'yi hacc edersin.” Sonra şöyle buyurdu: “Dikkat! Sana hayır kapılarını göstereceğim: Oruç, kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi hatayı söndürür ve kişinin gece yarısı kıldığı namaz da (hatayı söndürür).” Sonra Rasulullah (s.a.s): “Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır…” (Secde, 32/16) ayetini müteakib ayetin sonuna kadar okudu ve daha sonra şöyle buyurdu: “Size, bütün işlerin başını, direğini ve hörgücünün zirvesini bildireyim mi?” Ben de: -Evet, ya Rasulullah! dedim. Buyurdu ki: “Her işin başı İslâm, direği namaz ve hörgücünün zirvesi de cihaddır.” Sonra şöyle buyurdu, “Sana, bütün bunların can damarını bildireyim mi?” Ben de: -Evet, ya Rasulullah! dedim. Bunun üzerine Rasulullah, dilini tuttu ve: -Kendi (selâmeti)n için şunu tut!“ buyurdu. -Ya Rasulullah, biz, konuştuklarımızdan ötürü muahaze edilecek miyiz (kınanacak mıyız)? dedim. Buyurdu ki: Annen hasretine yansın Muaz! İnsanları yüzükoyun veya burunları yerde olarak cehenneme döken, dillerinin hasadından başka bir şey değildir!..”[47] 4) Abdullah ibn Abbas (r.anhuma) anlatıyor: Abdu'l-Kays heyeti (Bahreyn tarafından) Rasulullah (s.a.s)'in yanına geldikleri zaman, Rasulullah (s.a.s): “Sizler kimlerdensiniz? –yahud-Nerenin heyetisiniz?” diye sordu. Onlar: -Biz, Rabia kabilesindeniz, dediler. Rasulullah: “Hoş geldiniz. Allah, sizleri utandırmasın, pişman etmesin.” buyurdu. Bunun üzerine: -Ya Rasulullah, biz sana, yalnız haram ayda gelebiliriz. Seninle aramızda kâfir olan Mudar kabilelerinden şu topluluk vardır. O hâlde bize kestirme bir şey emret de geride kalanlarımıza haber verelim. O sebeble de cennete girelim, dediler. Rasulullah'a, içkileri de sordular. Rasulullah (s.a.s), onlara dört şeyi emretti, dört şeyden de nehyetti. Onlara, yalnız Allah'a iman ile emrettikten sonra: “Yalnız Allah'a iman etmek ve demek, bilir misiniz?” diye sordu. Onlar: -Allah ve Rasulü en iyi bilendir, dediler. Rasulullah: “Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehâdet, namazı dosdoğru kılmak, zekatı edâ etmek, Ramazan orucu tutmak ve ganimetin beşte birini vermenizdir.” buyurdu. Keza onları, dört şeyden, yani hantem, dubbâ’, nakîr, müzeffet (denilen kaplara hurma yahud üzüm şırası koymak) ten nehyetti. (İbn Abbas'ın, müzeffet yerine mukayyar dediği de rivayet edilmiştir) Bunun üzerine Rasulullah, o heyet ferdlerine: “Bu emrettiklerimi iyice belleyiniz ve bunları, arkanızda bıraktığınız kimselere haber veriniz!” buyurdu.[48] 5) Berâ (r.a) anlatıyor: Bir A'rabî (bedevî, Rasulullah'a) geldi de: -Ya Rasulullah, beni cennete koyacak bir amel bana öğret! dedi. Rasulullah (s.a.s): “Sözü kısa yapmış isen de, meseleyi (mânâ bakımından) genişletmiş oldun. İnsanı âzâd et! Rakabe'yi fak et!"buyurdu. A'rabî: -Bunlar (insanı âzâd etmek ve Rakabe'yi fak etmek her ikisi), bir değil midir? dedi. Rasulullah: "Hayır, insanı âzâd etmek (kendi kölen olan) adamı âzâde etmektir. Rakabe'yi fak etmek de (başkasına aid) köleye (hürriyete kavuşması için) yardım etmendir. Bir de sağılı sütlü koyunu (başkasına istifadesi için ariyet) vermek ve (zalim) akrabaya iyilik etmek.[49] Eğer bunları yapmaya gücün yetmezse, iyiliği emret ve kötülükten alıkoy. Buna da gücün yetmezse, dilini tut. Ancak hayırlı söz söyle!” buyurdu.[50] 6) Ebu Eyyub (Halid b. Zeyd) el-Ensarî (r.a) anlatıyor: Bir adam: -Ya Rasulullah, bana, beni cennete girdirecek bir amel haber ver! dedi. Oradaki topluluk: -Buna ne oluyor ki? Bunun ne dileği var ki? dediler. Rasulullah (s.a.s): “Onun bir haceti vardır, nesi olacak!” buyurdu. Rasulullah (s.a.s), sonra o kişiye şöyle cevab verdi: “Kendisine hiçbir şeyi ortak kılmayarak Allah'a ibadet edersin, namazını devamlı ayakta tutarsın, zekatını verirsin, hısımlarına bağlılık ve ilgiyi ekler durursun! Artık bineğini bırak, menziline doğru yürüsün!” Ravi: -O adam, binek devesi üzerinde bulunmuş gibidir, demiştir.[51] 7) Ebu Said (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Cennet ahalisi cennette, kendilerinden yüksekteki gurfeler ehli denilen birtakım köşklerin sahiblerini (aralarındaki uzaklık farkından dolayı) güçlükle görebilirler. Nitekim gündüz doğu ve batı ufkunda ışıklı kalan parlak yıldızı, aradaki mesafe uzaklığından dolayı dikkatle bakanlar seçebilir.” Sahabîler: -Ya Rasulullah, o yüksek köşkler, peygamberlerin menzilleri midir? Başkaları oralara erişemez mi? diye sordular. Rasulullah (s.a.s): “Evet, o köşkler, Peygamberlerin köşkleridir. Fakat (Allah, başkalarına da ihsân edebilir.) nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim, (o başkaları) öyle erlerdir ki onlar, Allah'a iman ve Rasulleri (hakkıyla) tasdik etmişlerdir.” buyurdu.[52] 8) Ebu Zerr (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Bana Rabbim tarafından gelen Cibril geldi de: Ümmetimden her kim Allah'a hiçbir şeyi ortak tanımayarak ölürse, o kimse cennete girer, diye haber verdi (veya bununla beni müjdeledi).” Ben: -(Ya Rasulullah,) o adam, zinâ ettiği ve hırsızlık yaptığı takdirde de (yine cennete girer) mi? dedim. Rasulullah (s.a.s): “(Evet,) zinâ ettiği ve hırsızlık yaptığı takdirde de!” buyurdu.[53] Âlemlerin Rabbi Allah'a katıksız iman edip Rasullerini hakkıyla tasdik eyleyerek, asla şirk koşmayan, aynı zamanda tağutu her zaman ve her mekânda reddeden mü'min Müslümanlar, cennete gireceklerdir… Önderimiz Rasulullah (s.a.s)'in beyan buyurduğu gibi cennete, mü'min müslüman kullardan başkası girmeyecektir… Allah Teâlâ, bu salih kulların ebedî mekânını cennet kılarken, onlara cehennemi haram etmiştir… Ebu Hüreyre (r.a)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Ya Bilâl, kalk! (İnsanlara şu hakikatı) ilân et: Cennete, mü'min olandan başkası girmeyecektir!”[54] Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s), Bilâl'e emretti de Bilâl, insanlar içinde: “Şu muhakkak ki cennete, ancak müslüman nefis girer.” sözünü bağırıp ilân etti.[55] Sunabihi (rh.a) anlatıyor: Ubade ibn Samit'in yanına girdim. Kendisi ölüm hâlinde idi. (Durumunu görünce üzüntümden ağladım. -Dur bakalım! Niçin ağlıyorsun? Vallahi, benden şahidlik istense, senin için mutlaka şahidlik ederim. Bana şefaat hakkı verilirse, senin için mutlaka şefaat da bulunurum. Gücüm yetse, sana mutlaka faydalı olurum, dedi. Sonra şunları söyledi: -Vallahi, Rasulullah (s.a.s)'den, içinde sizin için hayır bulunan hiçbir hadis işitmemişimdir ki onu, sizlere rivayet etmemiş olmayayım. Yalnız bir tek hadis müstesna! Onu da sizlere, bugün son demimi yaşarken söyleyeceğim. Ben, Rasulullah (s.a.s)'i: “Her kim Allah'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Rasulullah olduğuna şehadet getirirse, Allah, o kimseye cehennemi haram kılar!” buyururken işittim.[56] ————————– [1] Bkz. Yusuf, 12/40. [2] Bkz. Kehf, 18/26. [3] Bkz. A'râf, 7/54. [4] Bkz. Kehf, 18/110. [5] Hadid, 57/21. [6] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i'l-Halk, B. 8, Hds.54. Kitabu’t-Tefsiri, B. 238, Hds.299, Kitabu’t-Tevhidi, B. 36, Hds.123, Sahih-i Müslimi, Kitabu'l-Cenne, Hds.2-5. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 56, Hds.3508. Sünen-i İbn Mace, Kitabü'z-Zühd, B. 39, Hds.4328. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.466,495 [7] Sahihi Buhârî, Kitab'l-Cihad ve’s-Siyer, B.4,Hds.8 Kitabu’t-Tevhîdi, B.22, Hds.51. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Cenne, B. 4, Hds.2650. (Yakın mânâ ile) [8] Mü'minun, 23/1. [9] "(Mü'minler,) Rablerine korku ve umudla duâ ederler.” Secde, 32/16. “O'na, korkarak ve umut taşıyarak duâ edin.” A'râf, 7/56. [10] Yunus, 10/62-64. [11] Nur, 24/62. [12] Hucurat, 49/15. [13] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, B.17, Hds.19. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.36, Hds.135. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedaili'l-Cihad, B. 22, Hds.1709. Sünen-i Neseî, Kitabu Menasiku'l-Hacc, B. 4, Hds.2614. Kitabu'l-İman, B. 1, Hds.4952. Kitabu'l-Cihad, B. 17, Hds.3115-3116. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.258. [14] Sünen-i İbn Mace, Kitabü'z-Zühd, B. 34, Hds.4285. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.42-43, Hds.30/30. Abdullah ibnü'l-Mübarek, Kitabü'z-Zühd, çev. M. Adil Teymur, İst. 1992, Sh.245, Hds.919. [15] Mü'minun, 23/10-11. [16] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.1, Hds.1. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, B.37, Hds.43. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B. 4, Hds.2738. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Sünne, B. 16, Hds.4695. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İman, B.5, Hds.4957. Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hds.63. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.65, Hds.5/47. [17] Fetih, 48/5. [18] Hadid, 57/12. [19] Yunus, 10/9-10. [20] Teğabün, 64/9. [21] Zuhruf, 43/67-73. [22] Muhammed, 47/12. [23] Mâide, 5/65. [24] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.70, Hds.240. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.149, Hds.71/113. [25] İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.150, Hds.72/114. [26] Bkz. Necm, 53/3-4. [27] Bkz. Ahzab, 33/40. [28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Enbiya, B. 49, Hds.106. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.10, Hds.46. İmam Nesâî, Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyle- Hadisler Işığında Günlük Hayat, çev. Mehmet Yolcu, İst. 1996, C.2, Sh.398-399, Hds.1130-1131. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.33, Hds.21/21. [29] İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.151-152, Hds.74/116. [30] Mâide, 5/83-85. [31] Bkz. Yusuf, 12/106. [32] Bkz. Bakara, 2/256. Nahl, 16/36. [33] İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.41, Hds.29/29. İmam Hafız el-Munzirî A.g.e., C.3, Sh.369, Hds.16. Bezzâr'dan. [34] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.10, Hds.52. İmam Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat, Sh.91, Hds.23. (Ana nüsha: C.7, Sh.6448.) Halid el-Cühenî (r.a)'dan. [35] İmam Hafız Kadı Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. İbrahim-i Emevî Mervezî, Müsned-i Ebu Bekr es-Sıddık, çev. Ahmed Davudoğlu, İst. 1981, Sh.256-257, Hds.130. [36] İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.58, Hds.2/44. [37] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.40, Hds.151-152. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.50-51, Hds.38/38. [38] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, B.1, Hds.2. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.40, Hds.150. [39] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.10, Hds.43. İmam Nesâî, Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyle, C.2, Sh.388-389, Hds.1113-1115. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.44, Hds.31/31. [40] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.10, Hds.44-45. [41] Kul, Allah'dan başka hüküm koyucuların hükümlerine itibar ederek itaat edecek olursa onları, Allah'dan başka rabler edinmiş olur. Bkz. Tevbe, 9/31. [42] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmare, B.31, Hds.116. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vitr, B.26, Hds.1529. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-Cihad, B.18, Hds.3117. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavat, B.12, Hds.3611. İmam Nesâî, Amelu'l-Yevme ve'l-Leyle, C.1, Sh.146-147, Hds.5-6. [43] Bkz. Lokman, 31/13. [44] Bkz. Mâide, 5/72. [45] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.4, Hds.14. Sahih-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B.1, Hds.2. Kitabu'l-Edeb, B.10, Hds.12. [46] Sahih-i Buhârî, Kitabu'z-Zekat, B.1, Hds.3. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.4, Hds.15. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.93-94, Hds.19/61. [47] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B.8, Hds.2749. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.12, Hds.3973. Ayrıca bkz.Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.230. [48] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İman, B.40, Hds.46. Kitabu'l-İlm, B.26, Hds.29. Kitabu'z-Zekat, B.1, Hds.5. Kitabu Mekvakiti’s-Salât, B.2, Hds.2. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.6, Hds.23-26. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Eşribe, B.7, Hds.3692. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B.5, Hds.2741. Sünen-i Neseî, Kitabu'l-İman, B.25, Hds. 4998. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.1, Sh.228. [49] Enes (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (s.a.s.): ”(Ey mü'min, sen mü'min) kardeşine zalim iken de, mazlum iken de yardım et!” buyurdu. Sahabîler: -Ya Rasulullah, şu mazlum olan kişiye yardım edebiliriz. Fakat o zalime nasıl yardım ederiz? diye sordular. Rasulullah: “Zalimin iki elinin üstünü tutarsın (yani, onu zulümden men’ edersin)!” buyurdu. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Mezalim, B.4, Hds.5. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve’s-Sıla, B.16, Hds.62. [50] İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B.35, Hds.69. [51] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, B.10, Hds.12. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.4, Hds.12. Sünen-i Neseî, Kitabu’s-Salat, B.10, Hds.467. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.83-84, Hds.15/57. [52] Sahih-i Buhârî, Kitabu Bed'i'l-Halk, B.8, Hds.65. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenne, B.3, Hds.11. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.2, Sh.339. [53] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, B.1, Hds.1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.40, Hds.153. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B.18, Hds.2782. İmam Nesâî, Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyle, C.2, Sh.389, Hds.1116-1123. Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.5, Sh.159. [54] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Kader, B.5, Hds.12. Kitabu'l-Mağazî, B.40, Hds.225. Taberânî, Mu'cemu’s-Sağir, C.1, Sh.321, Hds.231. [55] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve’s-Siyer, B.181, Hds.260. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.47, Hds.178. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.125-126, Hds.48/9, Sh.161, Hds.81/123. [56] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.10, Hds.47. Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İman, B.17, Hds.2775. İmam Nesâî, Amelu'l-Yevmi ve'l-Leyle, C.2, Sh.397, Hds.1128-1129. İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, C.1, Sh.34, Hds.22/22.
KANSER DENEYİ…
KANSER DENEYİ…
İnsana kanser hücresi aşılandı 1931’de Dr. Cornelius Rhoads, Rockefeller Enstitüsü'nden finansal destek alarak Porto Riko'da kanser çalışmaları yapmaya başladı. Porto Riko'lu vatandaşlara kanserli hücre yerleştirip sonuçlarını araştıran doktor, 13 kişinin ölümüne sebep oldu. Bununla da kalmayıp şu demeci verdi: “Porto Rikol'ular bu dünyanın görüp görebileceği en pis, en tembel, en hırsız ve en dejenere ırktır. İmha sürecinde elimden geleni yaparak sekizinin ölmesini, birçoğuna da kanser hücresi yerleştirilmesini sağladım. Tüm doktorlar, talihsiz deneklerin işkence görmesinden zevk alır.” Keşke bununla kalıp hapse atılsaydı ancak Rhoads, Birleşik Devletler Atomik Enerji Komisyonu’na seçilerek kimyasal savaş projelerinin başına getirildi. Aynı zamanda Amerikan Kanser Derneği’nin de başkan yardımcısı oldu. Güya uygar bilim adamları 19. yüzyılda insanları üç sınıfa ayırırdı. Uygarlar, barbarlar ve vahşiler. Uygarlar, İngiliz ve diğer tüm batılı halklardı. Türkler, Ruslar ve Çinliler ise barbarlar sınıfına giriyordu. Afrika, Amerika ve Güney Asya yerlileri ise vahşiler 1898 – 1959 yılları arasında yaşayan ünlü Amerikalı bilim insanı ve doktor Cornelius Packard Rhoads da bu doktrine göre yetişmişti. Dr. Rhoads, Amerikalı bir patolog, onkolog ve New York’taki ünlü Memorial Hastanesi’nin yöneticisiydi. 1929 – 39 yılları arasında Rockefeller Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü’nde çalıştı. Lösemi ve anemi alanında önemli kanser araştırmalarına imza attı. Enstitü’nün üst yönetimine girdi. 1931 yılında hematolog William B. Castle, Rhoads’a ilginç bir teklifte bulundu. Amerikan toprağı olan Porto Riko adasındaki San Juan Prezbiteryan Hastanesi’ndeki klinik çalışmalarına katılır mıydı acaba? Buradaki Rockefeller Vakfı Sağlık Komisyonu’nun bir üyesi olacak ve habis demir eksikliği anemisini araştıracaktı. Porto Riko adasına gittikten sonra Boston’dan meslektaşı ve “Ferdie” diye çağırdığı arkadaşı Fred W. Stewart’a bir mektup yazdı. “Sevgili Ferdie, (Boston’daki bir projeye katılmak için dil döküyor..) Burada çok iyi bir iş bulabilirim. Porto Riko’lular dışında burası ideal bir yer olurdu. Şüphesiz bunlar insanların en kirli, en tembel, en dejenere ve hırsız ırkları. Onlarla aynı adada yaşamak beni hasta ediyor. İtalyanlardan bile daha düşükler. Adanın ihtiyacı olan halk sağlığı değil, tsunami dalgası ya da nüfusu tamamen yok edecek başka bir şey. O zaman burası yaşanabilir olabilir. Ben 8’ini öldürüp kanseri birkaç taneye naklederek imha sürecini ilerletmek için elimden geleni yaptım. İkincisi şu ana kadar herhangi bir ölümle sonuçlanmadı… Sıradan bir yakınma gibi okunan mektup bir anda büyük bir itirafa dönüşmüştü. Rhoads, kanser araştırması yaptığı çalışmalarında 8 Porto Riko'luya bilerek kanser aşılamış, bunlar ölmüştü. O postalanmamış mektubu aynı laboratuvarda çalışan Luis Baldoni isimli bir teknisyen görmüş ve okumuştu. Anemi laboratuvarında elden ele dolaşan mektup şok yaratmıştı. Baldoni daha sonra oradan istifa etmiş ve mektubu Porto Riko Ulusal Partisi lideri Pedro Albizu Campos’a iletmişti. Campos da bunu tüm dünyaya açıkladı. Mektubun kopyalarını gazetelere, elçiliklere, Milletler Cemiyeti’ne (Dönemin BM’si), Pan Amerikan Birliği’ne, hatta Vatikan’a dahi gönderdi. Campos, ABD Valilerinin ve Rockefeller’in, Rhoads gibi doktorlar eliyle adada etnik temizlik yaptığı suçlamasını yapıyordu. Campos gibi milliciler, ABD’nin adadaki şeker kamışı üretimine bağlı (Amerikan yerlisi ve Afrikalı siyahi) halkı açlık ve yoksulluğa mahkum ederek, veremle baş başa bırakarak zaten yok etmeye çalıştıklarını, ama kanser bulaştırmak gibi şeytani bir yöntemi tahmin bile edemediklerini söylüyorlardı. Dr. Rhoads’un mektubu deprem etkisi yaratmıştı. Peki tüm bunlardan sonra Cornelius Rhoads’a bir şey olmuş muydu? Hayır elbette. Açılan sahte bir soruşturmaya, Dr. Rhoads o anki kızgınlığıyla şaka yaptığı ifadesini vermişti. Zaten o mektup da özel hayatın ihlali oluyordu ve ortada ölen hiç kimse bulunamamıştı! Her hangi bir ceza almayan Rhoads, 1940’ta New York’taki Memorial Hastanesi Kanser Araştırmaları Bölüm Başkanlığı’na getirildi. Lösemi tedavisinde radyasyon uygulamasını deniyordu. Kaderin cilvesine bakınız ki, onu şikayet eden Porto Riko Ulusal Partisi lideri Albizu Campos, 1950’da siyasi tutuklu olarak konulduğu hapishanede, kanser tedavisinde “insan kobay” olarak radyasyona maruz bırakıldı ve 1965’te kanserden öldü. RHOADS’UN BİYOLOJİK SAVAŞ ÇALIŞMALARI Rhoads ise 2. Dünya Savaşı’nda “Kimyasal Silahlar Birliğinde Albay rütbesiyle görev yaptı. Utah, Maryland (Fort Detrick) ve Panama’da kimyasal silah merkezleri kurdu. Buralarda, Afrika kökenli Amerikalı, Japon kökenli Amerikalı ve (tabii ki en sevdikleri) Porto Riko'lu insanlar ve artı 60 bin Amerikan askeri üzerinde ırka dayalı biyolojik ve kimyasal deneyler yaptı. Deneklerin çoğu büyük sağlık sorunları yaşadı, kimileri bundan dolayı hayatını kaybetti. Adeta bir Amerikan “Josef Mengele”siydi. Tek farkı toplama kamplarındaki Yahudiler yerine kendi vatandaşları üzerinde deney yapmasıydı. Rhoads ordudaki çalışmaları sayesinde “Legion of Merit” madalyasına layık bulundu. “İkinci Dünya Savaşı’ndaki ABD Ordusu Tıbbi Birimi” yıllıklarında kimyasal silahlardan biyo savaşa dönüşen çalışmaları şöyle anlatılıyor: “Temmuz 1943’te Edgewood Üssü’nde Dr. Cornelius Rhoads tarafından kurulan Kimyasal Savaş Bölümü kimyasal savaş, toksikoloji ve bunların yan etkilerinden korunma üzerine çalışmalar yürüttü. Dr. Rhoads, Nisan 1945’e değin bu birimin yönetiminde bulundu. 1942 sonunda yeni kimyasal savaş üsleri, Maryland’daki Camp Detrick, Utah’taki Dugway Proving Ground ve Alaska’daki Camp Sibert’te kurulmuştu. 1944 Ocak ayından itibaren kimyasal savaş çalışmalarına biyolojik savaş faaliyetleri de eklenmiştir.” 1949’da Time dergisine kapak olan çok parlak ve başarılı kanser araştırmacısı Doktor Cornelius Rhoads, aynı zamanda ırkçı ve biyolojik savaş mucidi bir isimdi. Çünkü o kendisini uygar bir üstün insan, geri kalanları ise barbar ve vahşi olarak görüyordu. ALINTIDIR…
🗣️ Bozgunculuk
Bozgunculuk yapanların dünya üzerinde ki planlarını dine yamamak isteme amaçları nedir?
Bunun yanıtı çok basittir. Bilmediğimiz farklı hiçbir konudan bahsetmeyeceğim. Sadece yaşanan gerçekleri tarihi akışı içinde sizlere sunuyorum. Biraz uzun bir derleme olmakla birlikte farkındalık düzeyimizi değiştirecek bir yazı hazırladım.
Herkesin bildiği bir konuda alışık olmadığımız bir tarzda yazı kaleme almak zorunda hissettim kendimi.
İnsanları din dışında dini kullanmadan kandırmak mümkün olmadığı için yaşıyoruz bu zulmü.
Bunu neden en çok Yahudi ve Hristiyanlar yapmaktadır?
Bunun yanıtını da Kur'an veriyor aslında.
Maide suresi 51. ayette diyor ki;
✓ Ey iman edenler. Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. İçinizden kim onlarla dost olursa bilin ki onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete doğru yola iletmez.
Bunu siyasi planlara ve o planlara uygun hareket edenlere göre değerlendirme yapalım. Kim kimin neden dostu olduğu ortaya çıksın.
Birileri ne derece doğru olduğu bilinmeyen Tevrat ile planlar yapıyor, birileri İncil ile planlar yapıyor.
Kur'an en son kitap ise bütün bunların hükmünün bittiği anlamına geldiği halde hem müslüman olduğunu iddia eden hemde Yahudi ve Hristiyan dinlerine atfedilerek anlatılan siyasi planların bir parçası olan hikayelere neden inanırlar?
Asıl sorun şu;
Bugün gerçek müslümanın kalmamış olması ve İslam dininin gerçeklerinin yaşanmıyor olmasından kaynaklanıyor.
Peygamber ve soyunun yok edilmesi Emevi zulmü ile dinin değiştirilmesi İbrahim ve onun hikâyelerinin dinin başlangıcı gibi anlatılması vb sebepler buna alan açmıştır.
Neden Yahudi ve Hristiyanlar planlarını Anadolu üzerinde yapmaktadır?
Bunun yanıtı da çok basittir.
İlk insan Adem'in ve eşi Havva'nın el ruha (Urfa) da yere ayak basmaları ve adam oğullarının Anadolu'da insanlığı, uygarlığı kurmuş olmalarıdır.
İlk kut verilmiş insanın Zulkarneyn olarak geçen Türk Oğuz Kağan'ın olmasından kaynaklanır.
Urfa, Balıklıgöl, İbrahim, İsmail ve kurban hikayeleri ve Nemrut ile İbrahim hikayelerinin amacı bu gerçeği gizlemektir.
Türklerin farkı şudur.
Kut verilmiş kişiler verilen görevi yapmaları gereken bir şekilde insanlığın huzuru ve yararına yapmış olmalarıdır.
Yahudiler ve Hıristiyanlar ise bütün bunları eğip bükerek kendi işlerine geldiği gibi yorumlamak ve uygulamak peşinde koşmalarından kaynaklanır.
Adam oğulları zamanında insanlığın ulaştığı seviyeye insanlık hiçbir zaman ulaşamamıştır.
Bugün ki bütün gelişmeler sömürgeye hizmet ettirmeye yönelik olup sonlarını getiren de bu olacaktır.
Dine dayanarak vaadedilmiş toprak yalanları, Mehdi, Mesih ve Deccal gelecek yalanları ile insanları kendi yanlarına çekme amacı Mehdi ve Mesih'in Anadolu'da ortaya çıkacağı yalanını tarikat ve cemaatler aracılığıyla yayma amacı budur.
Bütün bunların yalan olduğunu ve deşifre edileceğinin de Anadolu'nun gerçek sahibi Türkler tarafından gerçekleşecek olacağını planlarının içinde olmamış olması onları şaşkına çeviren tek sebeptir.
Türk'ü satın almak ve kullanmak mümkün olmayacağına göre karşısına hangi yalan ve hile konsa bile sonsuza kadar hiçbir işe yaramayacaktır.
Aldatanlar ve aldananlar yüzünden savaş, kan, gözyaşı dinmiyor.
1948 yılında bölgede israil adında bir şer yapının devlet olarak ilk kabul eden ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olmasını sağlayan hileyi bugün herkes öğrenmek zorunda kalacak.
O gün ki o ihanet bugün başımıza başka belaların açılmasına yol açmıştır.
Yahudiler ve Hıristiyanlar kendilerine hizmet edenleri ülkemizde kritik görevlere getirterek bugüne kadar kullanmışlardır.
Bunun sonu geldi artık.
Son kozlarını Mehdi, Mesih ve Deccal ortaya çıkararak oynayacak ve o savaşı kaybederek bitecekler.
Atatürk son kut verilmiş adam (Adem) oğludur.
Ona ve eseri Cumhuriyet ve o eserin Anadolu ile birlikte sahibi ve bekçisi Türklere düşmanlığın sebebi budur.
Birinci dünya savaşı ve ikinci dünya savaşı birer ateşkesti. O savaş devam ediyor.
Ülkemizi yönetenleri 1938'den bu yana kullandıkları halde bizi bugüne kadar yenebilmiş değiller.
Yenemezler! Atatürk'ün askerleri ve orduları görevlerinin başındadır.
Dinin siyasete alet edilmesinin sebebi de Yahudilerin ve Hıristiyanların planlarının bir parçasıdır. Ilımlı İslam bu anlamda emperyalist bir proje olarak uygulanmak istendi. Sonucu buna umut bağlayanlar için hüsran olacak.
Fitne, fesat ve bozgunculuk ile ilgili Kur'an da geçen ayetler ile bu yanıtı destekleyelim.
► Onlara: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz.” derler. (2/Bakara 11)
► Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridirler. Lakin farkında değillerdir. (2/Bakara 12)
► O (fasıklar) ki sağlamlaştırıldıktan sonra Allah’ın sözünü bozar, Allah’ın birleştirilmesini istediği (bağları) koparır, yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (2/Bakara 27)
► Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Dediler ki: “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi (halife) kılacaksın? Oysa bizler seni tüm eksiklerden tenzih ederek sana hamd etmekte ve seni takdis etmekteyiz.” (Allah) dedi ki: “Şüphesiz ki ben, sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (2/Bakara 30)
► (Hatırlayın!) Hani Musa kavmi için su talep etmişti. Dedik ki: “Asanı taşa vur.” (Asanın taşa değmesiyle) sular fışkırmış ve on iki pınar/çeşme oluşmuştu. Onlardan her bir topluluk kendilerine ait olan kaynağı bilmişti. Allah’ın rızkından yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın. (2/Bakara 60)
► (Bir işin başına yönetici olduğunda ya da) yanınızdan ayrıldığında yeryüzünde bozgunculuk yapmak, ekini ve nesli yok etmek için çalışır. (Oysa) Allah, bozgunculuğu sevmez. (2/Bakara 205)
► Ey iman edenler! Kendi dışınızda (sırlarınızı paylaşıp iç işlerinizden haberdar edeceğiniz kâfir) bir çevre edinmeyin. (Çünkü kâfirler) size zarar vermekten geri durmaz, sizin zora düşmenizi isterler. Kinleri ağızlarında belirmiştir. Sinelerinin sakladığı (kin) ise çok daha büyüktür. Şayet aklediyorsanız gerçekten size ayetlerimizi açıkladık. (3/Âl-i İmran 118)
► (Bir diğer gayesi ise) münafık olan kimseleri açığa çıkarmaktır. Onlara: “Gelin! Allah yolunda savaşın yahut müdafa yapın.” denildiğinde dediler ki: “Şayet savaşmayı biliyor olsaydık size tabi olur (sizinle beraber savaşa çıkardık).” (Bu sözü söyledikleri) o gün, imandan daha çok küfre yakındılar. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı (inanmadıkları şeyi) söylüyorlar. Allah, onların gizlediklerini en iyi bilendir. (3/Âl-i İmran 167)
► Bundan dolayı, İsrailoğullarına (şöyle) yazdık: Kim bir nefsi başka bir nefse ya da yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de (meşru bir sebep olmadığı için öldürmeyi terk ederek) onu ihya ederse, bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Andolsun ki, resûllerimiz apaçık delillerle onlara geldi. Bundan sonra onların birçoğu, bunun ardından yeryüzünde taşkınlık etmektelerdir. (5/Mâide 32)
► Yahudiler: “Allah’ın eli bağlanmıştır/eli sıkı bir cimridir.” dediler. Söyledikleri (bu çirkin söz) nedeniyle elleri bağlandı ve lanetlendiler. (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah’ın iki eli de açıktır ve dilediği gibi harcar. Andolsun ki Rabbinden sana indirilen (bu Kur’ân), onların birçoğunun azgınlık ve küfrünü arttıracaktır. Biz, onların arasına kıyamete dek sürüp gidecek bir düşmanlık ve kin atmışızdır. Her ne zaman savaş ateşi yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Yeryüzünde bozgunculuk için çabalarlar. Allah, bozguncuları sevmez. (5/Mâide 64)
Kâfirlerin Allah tasavvuru: Kâfirler iki gruba ayrılır. İlki; hiç bir kitaba ve nebiye müntesip olmayan Kureyş müşrikleri gibi toplumlardır. Bunlar Allah’a (cc) dair kitabi bir bilgiye sahip olmadıkları için, krala/meliğe benzettikleri bir Allah’a inanırlar. (bk. 2/Bakara, 186; 10/Yûnus, 18; 39/Zümer, 3; 71/Nûh, 23)
İkincisi; bir Kitab’a ve nebiye müntesip olmakla beraber, Kitap’tan ve nebiden yüz çevirmiş Yahudi, Hristiyan ve onları adım adım izleyen ümmeti Muhammed’in (sav) sapkınlarıdır. (bk. Buhari, 7320; Müslim, 2669) Vahiyden yüz çeviren bu toplumlar, zamanla kendilerine benzeyen bir Allah tasavvuru oluştururlar. Kendileri gibi cimri (5/Mâide, 64), dostlarını yardımsız bırakan (48/Fetih, 6, 12), fakir düşebilen (3/Âl-i İmran, 181), torpil yapıp adam kayıran (3/Âl-i İmran, 24; 5/Mâide, 18), ölünün ardından ıskat yapılarak kandırılabilen, telkin verilerek sorgusundan kopya çekilebilen bir Allah...
► Yeryüzü (Allah tarafından düzenlenip) ıslah edildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. O’na korkarak ve umarak dua edin. Elbette ki Allah’ın rahmeti, muhsinlere/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara pek yakındır. (7/A'râf 56)
► “Hatırlayın! Hani (Allah) Âd Kavmi'nden sonra sizleri halifeler kılmış ve sizi yeryüzüne yerleştirmişti. Ovalarında saraylar inşa ediyor, dağlarından evler yontuyordunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.” (7/A'râf 74)
► Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (yollamıştık). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki size Rabbinizden apaçık bir mucize geldi. Ölçü ve tartıyı tam tutun. İnsanların eşyalarını (değerini düşürerek) eksiltmeyin. (Allah) yeryüzünü düzenledikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. Şayet inanmışsanız bu sizin için en hayırlı olandır.” (7/A'râf 85)
► “(Allah’ın yolunun) çarpık/eğri olmasını isteyerek ve O’na iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoymak için tehditler savurarak her yolun başına oturmayın. Hatırlayın! Siz az iken sizi çoğalttı. Bozguncuların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.” (7/A'râf 86)
► Onların ardından Musa’yı, Firavun ve önde gelen avanesine ayetlerimizle yolladık. Onlar (ayetlerimizi inkâr edip, alaya alarak) zulmettiler. Bozguncuların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak. (7/A'râf 103)
► Firavun’un kavminden önde ► Firavun’un kavminden önde gelenler demişlerdi ki: “Sen, Musa’yı ve kavmini yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi bırakacaksın?” (Firavun terk etsinler diye mi bırakacaksın?” (Firavun onları yatıştırmak için) demişti ki: “Erkek çocuklarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Şüphesiz ki biz, onların üzerinde kahredici bir güce sahibiz.” (7/A'râf 127)
► Kâfirler de birbirlerinin dostudur. Şayet yapmazsanız (kendi aranızda dostluk edip, onları düşman edinmezseniz) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk olur. (8/Enfâl 73)
► (Allah’ın onları savaşa çıkmaktan alıkoyması şu hikmete mebnidir:) Şayet sizinle savaşa çıkmış olsalardı, size zarar vermekten başka bir artıları olmayacak ve aranızda fitne çıkarmak için uğraşacaklardı. Sizin içinizde de onlara kulak verenler vardır. Allah, zalimleri bilmektedir. (9/Tevbe 47)
► İçlerinden kimisi ona inanır, kimisi de inanmaz. Rabbin bozguncuları en iyi bilendir. (10/Yûnus 40)
► Onlar (ellerindekileri) atınca, Musa demişti ki: “Bu yaptığınız büyüdür. Şüphesiz ki Allah, onu iptal edecektir. (Çünkü) Allah, bozguncuların yaptığını ıslah etmez.” (10/Yûnus 81)
► (Demek) şimdi ha! (Oysa) daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. (10/Yûnus 91)
► “Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle kullanın. İnsanlara eşyalarını eksik vermeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.” (11/Hûd 85)
► Sizden önceki nesiller arasında -kurtardığımız azınlık dışında- yeryüzünde fesadı engelleyecek birileri olmalı değil miydi? Zalimler ise (yeryüzündeki fesadı ortadan kaldırmak yerine) şımartıldıkları rahat hayatın peşine düştüler. Ve onlar suçlu günahkârlardı. (11/Hûd 116)
► “Allah’a yemin olsun ki sizin de bildiğiniz gibi bizler bu yere bozgunculuk için gelmedik. Ve biz hırsız da değiliz.” demişlerdi. (12/Yûsuf 73)
► Pekiştirdikten sonra Allah’ın ahdini (tevhid sözleşmesini) bozan, Allah’ın birleştirilmesini istediği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar (var ya); böylelerine lanet ve (ahiret) yurdunun en kötü (akıbeti) vardır. (13/Ra'd 25)
► Kâfir olup da (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlara (gelince); onların bozgunculuklarına karşılık, azaplarının üstüne bir azap daha katarız. (16/Nahl 88)
► Kitap’ta İsrailoğullarına şu hükmü de verdik: Hiç şüphesiz, yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve büyük bir kibirle azgınlaşacaksınız. (17/İsrâ 4)
► Dediler ki: “Ey Zulkarneyn! Şüphesiz ki Ye’cuc ve Me’cuc (topluluğu), yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadır. Sana bir vergi versek, sen de bizimle onlar arasına bir set yapsan (olmaz mı)?” (18/Kehf 94)
► “İnsanların eşyalarını eksiltmeyin! Yeryüzünde bozgunculuk yaparak, karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.” (26/Şuarâ 183)
► İşte (bu) ahiret yurdudur. Biz, onu yeryüzünde üstünlük taslamayan ve bozgunculuk istemeyenlere veririz. (Güzel) akıbet muttakilerindir. (28/Kasas 83)
► Dedi ki: “Rabbim (şu) bozguncu topluluğa karşı bana yardım et.” (29/Ankebût 30)
► Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Ahiret Günü (Allah’tan sevap almayı) umun. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.” (29/Ankebût 36)
► İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) sebebiyle, karada ve denizde bozgunculuk baş gösterdi. Belki (İslam’a) dönerler diye (Allah), yaptıklarının (cezasının) bir kısmını onlara tattırmaktadır. (30/Rûm 41)
Yıllarca camiye giden biriydim. Son yıllarda camide siyaset yapılmaya başlandı ve camiye gitmeyi bıraktım. Yukarıda anlattığım ayetler ile ilgili camide neden konuşma yapılmadığını bir gün imama sordum aynen şunu söyledi bizim ne konuşacağımızı her hafta diyanet belirliyor. Niyeti o gün net olarak anladım.
Son sözleri yaşadığımız bazı bozgunculuk örneklerini vererek ve bir kez daha uyarılarımızı yaparak tamamlayalım.
Dinlerin insanlık yararına kullanılma tarihi aleyhine kullanılma tarihinden daha kısadır.
İsrail denen son bozgunculuk devlet olduğu günden bugüne insanlık adeta zulüm yaşamaktadır. Irak'ta, Suriye'de, Libya'da ve dolayısıyla 1938 sonrası ülkemizde yaşanan terör, askeri darbeler, özelleştirme talanı Cumhuriyet devrimlerinin özellikle laikliğin hedef alınmış olması bu bozgunculuğun bir ürünüdür.
Çünkü laiklik dinin insanlık aleyhine kullanılmasını önleyen en büyük devrimdir.
Bu son bozgunu bertaraf ettiğimiz de insanlık sonsuza kadar huzur içinde yaşayacak ve dinlerin farklı siyasi amaçlarla kullanılması tarih olacak.
Metafizik alanda ki gelişmeleri herkesin bilmesi ve anlaması mümkün olmadığı için şeytani planlar oradan yürümekte ısrar ediyor. Bunu bertaraf etmekte haliyle metafizik gelişmeler ile aşılacaktır.
Anayasa'dan Türklüğü çıkarmak isteyenler bir bozguncudur. Cumhuriyet devrimlerine düşmanlık yapanlar bozguncudur, Türk ulusunun sahip olduğu üretim ve hizmet araçlarını satanlar ve satın alanlar bozguncudur. Onların peşinden gitmeyin. Onlar sizi bugüne kadar yukarıda inandıkları dinin gerçeklerine aykırı davrananlar olduklarını ve dini sizi aldatmak için kullandıklarını artık görün.
Türklüğü unutturmak ve Türklerin araplaşmasını sağlamaya yönelik tüm çabalar Anadolu'yu Ortadoğu coğrafyasına benzeterek bu topraklarda israil benzeri bir şer devlet kurmaktır.
Arap coğrafyasında Atatürk sonrası kurulmuş hileye ve bozguna hizmet etmeyin.
Göç ile ülkenin demografik yapısının bozulmasına yönelik çabalar bozgunculuktur.
İnsanları borçlanmaya mahkum etmek adına düşük gelirli olmalarını dayatmak ve para toplayarak para satıp yasayla korunan satın alma gücünü ele geçiren tefeciliğin müşterisi olmaya zorlanmak bir bozgunculuktur.
Toplumu ırk ve mezhep üzerinden ayrımcılık yaparak bölmek bozgunculuktur.
Devlet yok şirketler var demek bozgunculuktur.
Ganimet olmak istemiyorsan önce direneceksin sonra gerekir ise savaşacaksın. Savaşmak son çaredir. Yurtta barış dünyada barış sözünün anlamını da yeniden idrak etmek gerekiyor. Ne demektir yurtta barış dünyada barış? Anadolu da barış ve huzur yoksa dünyada da olmayacak demektir. Bu kadim bir mesajdır. Kurt ulus olmak için kurtuluş savaşı vermiş bir ulusun dünyaya ve insanlığa mesajıdır. Batı çetesinin kan akıttığı her yere demokrasi ve barış getireceğiz yalanlarına benzemez. Önü arkası altı üstü doludur. Dobra bir duruştur. Osmanlıyı yıkan Atatürk değildi. Batının liberal işbirlikçi yazar, siyaset, gazeteci vb kullanılan kişiler tarafından uydurulmuş bir iftiradır. Osmanlıyı yıkan petrolü paylaşan ve Osmanlıyı borca sokarak esir alan yahudi tefecileridir. Onlar bugün yine aynı kılıkta başka yöntemler ile yine aynı oyunu oynuyorlar. Atatürk fitne ve fesadın planlarını bozduğu için bozgunculuk yapanları bir asırdır çılgına döndürmüştür. Bu sebeple çok yivli ve çok tetikli bir şekilde karşımıza dikilmeye yelteniyorlar. Yine aynı akıbeti yaşayarak son derslerini alarak yok olacaklar.
Atatürk sınır tanımayan arsızlığa sınır tanımayı öğretmiştir. Bugün bunun yeniden hatırlatılmasına ihtiyaç vardır.
Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda ki asil kanda mevcuttur.
Topluma karşı gizli düşmanlık yapmak hainliktir.
] Önder KARAÇAY [
İRAN MI DEDİNİZ?
Madde madde anlatacağım. Sonuna kadar dikkatli okuyun.
1) Türkiye'deki İran, İran'dan daha tehlikelidir. Türkiye'deki İrancı ekip, İran'ın ajandasını uygulamaya hemen hazırdır. İran bürokrasisinden ve istihbaratından gelen emirle hemen uygulamaya geçerler. İran'ın gece yaptığı havai fişek gösterisinde İrancı kadro hareketliydi. Türkiye'de İrancılık bir "kuluçka operasyonu" ile oluştu. İşte bu konu çok önemli. Dikkat buyurun...
2) 1979'da Humeyni, İslami devrim yaptı ve İslam Cumhuriyetini kurdu. Kurmakla yetinmedi, İslam'ı kullanarak Müslüman ülkelere yayılmak istedi. İlk hedef, Humeyni devriminden etkilenen Müslüman ülkelerdeki İslami kesimlerdi. Buralarda "kuluçka" oluşturacaktı. Operasyon başlattı.
3) Türkiye'de de İran kliği oluşturabilecek İslami oluşumları tespit ettiler. Bunlar, bazı dernek, vakıf ve siyasi oluşumlardı. İran'ın amacı Humeyni ve İran hayranlığı üzerinden "İran hücreleri" oluşturmaktı. Bu, Derin İran operasyonuydu. Bunlar üzerinden operasyon yapacaktı.
4) İran, Türkiye'de kuluçkaya yatacak en iyi siyasi oluşum olarak Erbakan Hoca'nın Milli Görüş Hareketini tespit etti. Burada hiç çıkmayacak derecede, etkili bir kuluçka operasyonu yaptı ve kısmen başarılı oldu. Bazı dernek, vakıf ve STK'ları saymıyorum bile. Hepsi arşivimde. Devam...
5) Derin İran, Humeyni'nin başlattığı İslami atmosferle tüm Müslüman ülkelerde bu "kuluçka operasyonunu" yaptı. İran'ın amacı ne İslam, ne Müslümandı. İran adına propaganda ve hizmet yapacak "klikler, hücreler, ekipler" oluşturmaktı. Dikkatli okuyun.
6) Maalesef Erbakan Hoca'nın hareketi, İran'ın kuluçka merkezi oldu. İran ve Humeyni ekipleri, kendilerini Milli Görüş Hareketine "yazılım ve virüs" olarak işledi. Yani kalıcı olarak sızdı. Yazılım ve virüs, kalıcı operasyon yapma işlemidir. Yani bünyeye fikir olarak sağlam işledi. Kalıcı sekilde. Çoğu, İran'ın yazılımı ile hareket ettiğini bile bilmiyor.
7) Bunlar hala İran'ın derdinin İslam ve Müslüman olduğunu sanıyorlar. İran'ın tek derdi devletinin çıkarlarıdır. Humeyni'ye İslam sosu katılarak kurdurulan rejimle, dertlerinin Müslümanlar olduğunu göstererek sinsi operasyon başlattılar. Sonra kuluçka faaliyetini hızlandırdılar.
8) İran'ın Türkiye'deki kuluçka ekipleriyle 2 amacı var:
Bir, gerektiğinde Türkiye'de İran çıkarına propaganda yaptırmak.
İki, bu kuluçkaları kullanarak Türkiye'yi İran çıkarları doğrultusunda pasifize etmek, önüne set koymak. Yani gerektiğinde kuluçkalar, Türkiye aleyhine kullanılabiliyor. Kafasında beyni olan rahatlıkla görebilir. En önemli yere geldik.
9) 28 Şubat döneminde Erbakan Hoca samimi şekilde İslam birliği kurmak isterken İran, sinsi şekilde Erbakan Hoca ve Milli Görüşü "aşırı, yersiz hareketlere ve eylemlere" teşvik ederek başka şeylere sebep olmuştur. Bunu sinsice yaptılar. Sünni Türkiye liderliğinde olan İslam birliğini İran ister mi? Bu, uzun bir konu. Kazmayı daha derine vurayım.
10) İran, o İslam birliği projesinde "Humeynicilik ve İrancılığı" yaymak için büyük fırsat buldu. Bunu başarılı sekilde yaptı da. Zaten bu fırsat olmazsa İran, o İslam birliğine çelme takar, tökez olur. Buna izin vermez. Tarihe bakın yeter. Derin İran ve "İran istihbaratını" tanımıyorsunuz bile. Herkesin akledemediği bir mesele de şudur.
11) İran, binlerce yıllık "devlet geleneğine" sahiptir. Bu sebeple hafife alınmayacak bir "devlet aklı" vardır. Bodoslama hiçbir yere dalmaz. Ne İsrail'e ne de başka bir yere bodoslama dalmaz. Takiyye ve senaryoda iyidir. Zaten İran sinemasının kaliteli olması bu sebepledir. İran, gaza gelmez, gaz verir. İslam söylemi aldatmacadır, strateji gereğidir. Daha önemlisi şu.
12) İran'ın direkt İsrail'e savaş açması demek Ortadoğu merkezli büyük dünya savaşının başlaması demek. İran devlet aklı, bu savaşı başlatan taraf olmak istemez. Bunu Türkiye'nin yapması için Türkiye'deki İran'ı hareketli tutuyor. Hatta bunun için olaylar tezgahlamaya da hazır.
13) İran, kuluçkaları aracılığı ile Türkiye'nin İsrail'e karşı "aşırı bir eylem ve harekette" bulunmasını istiyor. Türk devlet aklı bu tuzağa düşer mi? Kışkırtmalara rağmen düşmez. Düşmez fakat İran istihbaratının halkı manipüle ettiğini görüyor. İran gaza gelmiyor. Bol gaza getiriyor. Türkiye Ortadoğu merkezli büyük savaşı başlatan taraf olmak istemiyor. Yapmaz da. Ölçüyü biliyor.
14) Şunu ayırt edelim. Türkiye, yönetim olarak çıkarı için İran ile ticari, stratejik anlaşmalar yapabilir. Yapıyor da. Bu, İrancılık ve Humeynicilik değildir. İrancılık ve Humeynicilik apayrı bir olaydır. İyi anlayın. İrancı ve Humeynici, İran ve İran istihbaratının ajandasını uygular. Uygulaması için onlara bu yazılım önceden atıldı. İran ajandası uygulayanlar fazlasıyla mevcut.
15) Devletin, Erbakan Hoca ve Milli Görüş hareketi üzerinden İran istihbaratını ve hareketlerini takip edip kontrol ettiği süreçler de oldu. Unutmayın, bir insan ortalama 20 denklem üzerinden düşünür ve yaşar. Devlet "binlerce" denklemin içinde hareket edip ayakta kalmaya çalışır. Denklemler karmakarışık ve zordur. Gelelim bir başka en önemli konuya.
16) Peki İran'ın asıl gücü ne?
Bugün İran bölgede ve dünyada "20 tane Şii örgütün" lideridir. Bu örgütlerin kimi silahlı, kimi de sivildir. Bu örgütler direkt Derin İran'a bağlıdır. İran kontrolünde eylem ve faaliyet yaparlar. İran'dan gelecek emirle her türlü eylemi yapmaya hazırdırlar. Akla hayale gelmeyen her şeyi yapabilirler. İran'ı tehdit edene, İran'dan önce onlar saldırır.
17) Bunlarda Şiilik İslam'ın önündedir. Pakistan ve Afganistan'dan Fas'a kadar, Yemen'den Avrupa'ya kadar var olan Şii örgüt ve yapıları bilmeden İran'ın neler yaptığını ve yapabileceğini anlayamazsınız. İran, dünyada Şii nüfus olan her yerde örgüt kurmuştur. Bir ahtapot gibidir. Bunları her yönden donatmıştır. Bunlar sadece silahlı değil, sivil yapılardır da.
18) Bu silahlı, sivil örgütleri daha sonra tek tek anlatırım. Arşivimi açarım bir gün. Derin ve sağlam bir ağ ile birbirine bağlıdırlar. İran, bu örgütler ile birçok yerde farklı şekillerde savaş ve mücadeleye giriyor. Direkt kendi savaşa girmiyor. Bu örgütleri kullanıyor. Husiler, Hizbullah en bilineni. En basiti.
19) Bu sivil, silahlı örgütlerle neler yaptığını, yapabileceğini daha sonra detaylı anlatacağım. Bu yapıları gerektiğinde farklı güçlere hizmet edecek şekilde konumlandırabiliyor. Bu arada şunu bir yere not edin. Derin İran, Türkiye'de Ahmedinejat'la sağlam iletişimde olan yeni siyasi bir hareketi kullanmak istiyor. Yönlendirme de yapıyor. Devam edelim...
20) İran, Humeyni devriminden sonra Şiiliği derin hücreler kurmak için kullandı. İran, Şii temelli Humeyni devrimiyle dünyadaki tüm Şiilerin lideri oldu. Tüm Müslüman ülkelerde belli oranda Şii nüfus var. İran, Şii olan her yerde derin hücresini kurdu. Şiilik, Derin İran için kullanışlı araç oldu.
Beş ciltlik bir kitap konusu olan o cümleyi kurarak konuyu bitireyim: "İran'da Şiiliği kazıyınca altından Pers milliyetçiliği çıkar."
Selam ile...
-- Mustafa Güldağı --
EURO2024’te müthiş bir mücadele ile Avusturya’yı 2-1 yenerek Çeyrek Finale çıkmayı başaran A Millî Futbol Takımımızı yürekten kutluyor, milletimize büyük bir mutluluk yaşatan #BizimÇocukları bir kez daha gururla selamlıyoruz. 🇹🇷
#EURO2024
https://touchappio.page.link/1KrT
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
“Kan dökmeyi seven bir millet değiliz, ancak söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz.”
Muhsin Yazıcıoğlu...
Bu bayrak 🇹🇷 öyle bir bayraktır 🇹🇷 ki; İçinde “Vatan” vardır, dökülen “Kan” vardır, İki cihan vardır, “Din” vardır, “İman” vardır!” Rabbim gölgesini üzerimizden eksik etmesin 🇹🇷
Amin🤲🇹🇷
Tarihim,🇹🇷şerefim,🇹🇷 şiirim, 🇹🇷her şeyim:🇹🇷
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!
Arif Nihat Asya...
#Ülkemdemülteciistemiyorum
Sevgili kendim,
Bu mektubu hayalleri için her şeyden vazgeçgeçmiş olan sana yazıyorum.
Hayallerin için her şeyden vazgeçmiş olman, her şeyin geri gelmeyeceği anlamına gelmez. Hayallerine kavuştuğun zaman, kaybettiklerini geri alacaksın.
Kimsenin seni yönetmesine izin verme.
Sen kendi hayatının liderisin.
Kimse olmaz senin yanında,
Hayallerin için uğraştığında,
Yalnızca sen kalırsın aynada,
Ama hayallerine kavuştuğunda,
Kazanırsın kaybettiklerini zamanla.
Hayatı dalgalı bir denize benzetiyorum. Sen ise, dalgalı denizdeki gemide hayatta kalmaya çalışan birisin. Hayatın dalgalı olması seni durdurmasın. Eğer gemini sağlam yaparsan, denizin dalgalı olması seni korkutmayacaktır.
Asla vazgeçme, kendin ol ve olduğun seni sev.
Son olarak;
Her gece yıldızlarını saydıran gökyüzüne selamımı söyle.
Sevgilerle kendime...