Büyük Ortadoğu projesinde Türkiye pilot ülkeydi.
Önceki yazılarda bahsettiğim bütün yöntemler kullanıldı. “Darbeciler” ortak düşman bellendi. Yabancı yatırımcı geldikçe adaletsizlikleri, hukuksuzlukları pek kimse umursamadı. Din birleştirici bir unsur olarak kullanıldı. Adına da ılımlı islam dendi. Aslında dinin birleştirici unsur olması Türk-İslam sentezi adı altında tee 12 Eylül'de temeli atılmış bir proje. Adı değişti Ilımlı İslam oldu sadece.
Ergenekoncular içerideyken neden 12 Eylülcüler dışarıda zannediyorsunuz?
28 Şubat maduriyetlerini anlata anlata bitiremeyenler neden 12 Eylül'den bahedemiyor zannediyorsunuz?
Bu gün liberal diye geçinenlerin, darbeleri eleştirenlerin zamanında 12 Eylül'de darbeyi öve öve bitiremediklerini biliyor musunuz?
Tabi ki de hepsini gayet iyi biliyorsunuz. Yoksa bu blogun adı herkesin bildiği şeyler olmazdı.
Görünürde birleştirici, görünürde demokrat. Medya suskunluğu ve suskun olmayanların çok başarılı bir şekilde yaftalanması bir de zannedersem Türk insanının doğasında olan kayıtsızlıkla birleşince ABD bu projenin başarılı olduğuna ikna oldu.
10 sene boyunca AKP tarafından uygulanan medya manipülasyonu sebebiyle ne Amerika ne İsrail ne de liberal tayfa insanların içinde biriken öfkenin büyüklüğünden habersizdi. Ulusalcı, darbeci, marjinal gruplardan ibaret sanılıyordu muhalefet.
Türkiye gibi birleştirici faktörün din olmasından rahatsız olan büyükçe bir kitleye sahip bir yerde bile başarılı olduysa bu proje diğer yerlerde neden olmasındı?
Hüsnü Mübarek protesto edilirken hep Müslüman Kardeşler'in ismi ön plandaydı.
Mısır'da Müslüman Kardeşler dışındaki tek bir tane siyasal örgütlenmeden haberdar mısınız arkadaşlar? Dürüst olayım düne kadar benim de haberim yoktu. Mübarek'i protesto edenler Müslüman Kardeşlerden mi ibaretti? Tabi ki hayır. Fakat medyada sadece Müslüman Kardeşlerin adı geçiyor.
Ana akım medyadaki hiçbir haber tesadüf değildir. Sadece Müslüman Kardeşlerin adının geçmesi de tesadüf değil. Mübarek gittikten sonra bu adamların iktidara geleceği çoktan kararlaştırılmıştı. Mursi'nin iktidar olmasına hiçbirimiz şaşırmadık çünkü zaten Mursi dışında hiç kimseden haberimiz yoktu. En ilk yazıda anlattığım gibi, karşıt görüşlü kimseyi dinlememiş olmak ikna olmamız için yeterlidir.
Mursi iktidara gelince yaptığı ilk şey neydi peki?
Gazze tünellerini suyla doldurmak. Bu kadar kusursuz bir süreç tesadüf eseri oluşmuş olabilir mi?
Gezi Parkı'nda AKP ve hemen ardından Mısır'da, AKP'nin ortadoğu şubesi olan Müslüman Kardeşlerin milyonlarla protesto edilmesinin ABD'nin kafasını karıştırdığı kesin. Batı şunu anladı ki Ilımlı İslam “gömleği” Türkiye ve Mısır'a dar gelmiştir. Sakın yanlış anlaşılmasın. ABD bu projede ısrar edecek diye bir şey yok. Bu başarısız olursa emin olun yeni bir projeyle tekrar deneyecektir. Bu yeni projenin birleştirici gücü yine islam olacaktır, ondan kurtuluş yok. Fakat marjinal gruplar darbeciler değil şeriatçılar olabilir mesela. Bu da tutmazsa belki eyalet sistemi denenir her eyalet kendi birleştirici gücünü dener. Mesela Kürt milliyetçiliği, Ülkücülük, Atatürkçülük gibi. O da tutmazsa belki sınırlar değişir. Rahat olun. Rant ve anti-Amerikancılık, anti-İsrailcilik bitmediği sürece planlar bitmez. Bu topraklarda devletlerin sükûnet içinde yaşayacağı ve ABD ile İsraile nefret duymayacağı bir hale geçilene kadar her türlü yöntem denenecektir hiç şüpheniz olmasın.
Türkiye için sıradaki yöntemin ne olacağını merak ediyorsanız George Soros'un desteklediği Türkie Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, TESEV'in çalışmalarını takip edebilirsiniz. Mısır, Suriye kimyasal silah, şeriat falan derken ortalık şu an çok karışık o yüzden taraf seçmek zor. Fakat seçimler yaklaşınca emin olun vakfının sözücüsü Genç Siviller bir şeyler söyleyeceklerdir, bir eylemler yapacaktır ve sayısı toplasan 50'yi geçmeyen bu grubun eylemleri televizyonda TGB'den, TKP'den, Anti-Kapitalist Müslümanlardan, hepsinden daha fazla yer alacaktır. Dikkat ederseniz ne Gezi Parkı için ne Mursi'yi protesto eylemleri sırasında ne de Mısır'daki darbeden sonra tek bir kelime konuşmadılar. Hatta hatta Suriye için bile tek bir kelime konuşmuş değiller.
Tahminim bir sonraki seçimlerde AKP'nin bölüneceği 3-5 günah keçisinin Saadet Partisi bünyesine geçeceği ve yeni oluşan görünürde daha az islamcı ve sağcı partinin ilgili casus liberaller, casus solcular ve bunlara kanan 3-5 saftirik tarafından destekleneceği. 2002 seçimlerinin tekrarını yaşayacağız yani. Abdullah Gül bunun yolunu hazırlamaya başladı. Ertuğrul Günay da heralde partiye ilk üye olan adam olur. Erdoğan artık yeni parti mi kurar, AKP tüzüğünü mü değiştirir, Saadet'in başına mı geçer zaman gösterecek. Kontrol delisi bu adam zannetmiyorum ki siyaseti bıraksın. Başkanlık sistemi ise pek mümkün gözükmüyor. Belki de mümkün olduğuna inanmak istemiyorumdur.
Liberaller diye kestirip atmıyorum, her seferinde casus liberaller diyorum çünkü casus olmayan gerçek liberaller de var bu ülkede. Gerçek liberal sadece ekonomik değil kültürel liberalizmi de destekleyen adamdır benim gözümde. Bahsettiğim kişiler ekonomik liberalizmin yanında hükümetin muhafazakar çizgide ilerlemesini istiyor. Sadece aydınlanmacılık değil, sekülerizm, sınırsız düşünce özgürlüğü gibi kavramlar da bu insanlara ters.
Bu yüzdendir ki CHP'nin bu adamlar tarafından desteklendiği bir gün gelmeyecek arkadaşlar onu kafanızdan çıkarın. CHP dünyanın en sağ, en anti-sosyal söylemleriyle bile çıksa gelmeyecek o gün. Zira din denen şey insanların sokağa çıkmasını engelleyen en büyük olgu. Başından beri söylediğim gibi onların amaçladığı şey insanları mümkün olduğunca evlerinde tutmak. Dinin siyasetten tamamen çekilmesi para babalarının işine gelmiyor arkadaşlar. Sadece MÜSİAD'ın değil TÜSİAD'ın da işine gelmiyor emin olun. ABD olsun, George Soros olsun, Fethullan Gülen olsun, Türkiye'deki üst sınıfın büyük kısmı ve casus liberaller olsun her daim muhafazakar sağı destekleyecektir.
"Gülen cemaati, zamanında Ecevit'e verdiği desteği neden bu gün Kılıçdaroğlu'na vermesin ki? Sarıgül'le mesela araları iyi gibi?" diye düşünenlerin fazla iyimser olduğunu ve cemaatin aradan geçen zaman içinde ne kadar büyüdüğünü gözden kaçırdığını düşünüyorum. Şu anki haliyle Fethullan Gülen, kendi cemaatini muhafazakar olmayan bir partiye oy atmaya ikna edemez.
Genç Sivilleri takip etmeye üşenirseniz veya Genç Sivillerin miadını doldurduğuna karar verilirse bu casus dediğim adamların yazılarını takip edip bir sonraki projenin ne olduğunu çıkarabilirsiniz. Ufak ip uçları önemli. Mesela Ufuk Uras seçimler yaklaştıkça kesinlikle “CHP'ye oy vereceğime X partisine veiririm” gibi bir açıklama yapacaktır. CHP eleştirisi X partisinin viral reklamı ile son bulacaktır. Buradan o X partisinin ABD destekli sağ muhafazakar bir parti olduğu sonucuna varabilirsiniz.
Mehmet Barlas, Nazı Ilıcak gibilerden anlaşılmaz. Onlar hangi gazetede yazıyorsa onun çıkarlarına hizmet edecek olan parasına bakan insanlardır. Tutarlı bir ideolojileri ya da nihai hedefleri yoktur. AKP'nin Fethullah ile arası açılmasaydı Mehmet Barlas, Çalık gurubun gazetesinde Fethullah'ı eleştirir miydi? Yazılarını okuyun. Sokağa çıkmakla sorunlar çözülmez diyen adam şu sıralar neredeyse Mısır'a cihata gidecek.
Taraf gazetesinden de anlaşılmaz. Belli dönemlerde belli kişiler belli görevler için seçilirler, görevleri bittiğinde ise kaybolup giderler. Devam edecek istihbarat çevreleri ya da takipçi kitleleri yoktur. Süreç boyunca daim olan insanları takip edin. Cengiz Çandar, Hasan Cemal mesela. HaberTürk'te de sık sık TESEV'in faliyetleri gösteriliyor. Araları iyi sanırsam.
Tabi bir sonraki seçimlerde bunların olması için Türkiye'nin 2 sene boyunca toprak bütünlüğünü koruyabilmesi lazım. Ortadoğu her zamankinden daha bölünmüş ve daha silahlanmış halde. AKP dış politikası sağ olsun Suriye'li terör örgütü üyeleri büyükşehirlerde cirit atıyor. Kilis, Öncüpınar'da 177 kilo patlaycı sınırdan geçirilmeye çalışılırken yakalandı. Hakkari'de 300 kilo patlayıcı ele geçirildi. Büyükşehirlerde patlatılacak birkaç bomba ülke siyasetini baştan aşağı değiştirebilir ve ABD kontrolü iyice kaybedebilir. Suriyeli muhalifler her daim ABD'nin istediğini yapacak diye bir şey yok. Redhack'in Reyhanlı belgelerine göre Kocatepe Camii hedefleyecek kadar cesurmuş bu adamlar. El-Kaide'nin zamanında 1 hafta içinde 2 sinagog, HSBC ve İngiliz Konsolosluğunu patlattığını unutmayalım. El-Nusra'nın elinde sarin gazının bulunduğunu da unutmayalım. Muhaliflere ABD ve AKP desteği biterse kötü günler bekliyor. Ki eninde sonunda bitecek. Esad devrilse bile, devrildikten sonra o satılan silahlarlar, bombalar kime dönecek zannediyorsunuz?